Edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Arif Nihat ASYA bir şiirinde şöyle diyor.

Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı.
Parçalandı bir kıtanın toprakları;
Aslan payını aslan olmayan aldı.
Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı...

Sanki bu şiir Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK için yazılmış. Gazinin deyimi ile Anadolu’ya sıkıştırılmış 3 kıtada hüküm süren bir milletin evlatları, dişlerinden kan damlayan emperyalist devletler tarafından önüne konan SEVR paçavrası ile karşı karşıya kalmıştır.

Kendi aralarında Anadolu topraklarını parselleyerek insanlık medeniyetinin beşiğinde Türksüz bir dünya düşleyenlerin hayalleri ‘YA BAĞIMSIZLIK, YA ÖLÜM’ diye o başı dumanlı dağların zirvelerinden seslenen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün nidaları ile paramparça olur.

Milli Kurtuluş hareketini başarıya ulaştırarak, iradesini sömürgecilere kabul ettirdi. Atatürk bu çıkışı ile yalnız `Misakı Milli' sınırları içindeki Türk vatanını sömürgecilerin pençesinden kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda emperyalizmin belini bükmeyi başarmıştır.

Milletinin var olma ve bağımsız yaşama hakkını dünyaya kabul ettirmek için harekete geçen Gazi, 'Hürriyet ve İstiklal benim karekterimdir". der. Atatürk, bu haykırışın adamıdır. `Kendimde bu sıfatların varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı sıfatlara sahip olmasını temel koşul bilirim'. der.

'Milletin ve memleketin çıkarları gerektirdiğinde, insanlığı oluşturan milletlerin her biriyle, uygarlık gereği olarak dostluk ve siyaset ilişkilerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir millet, bu isteğinden vaz geçinceye kadar benim amansız düşmanım. 'der. Başarıya ulaşır ulaşmaz, iç ve dış politikasının temel öğelerini ise, şu özdeyişle belirtir." Yurtta barış - Dünyada Barış'.

 

Sadece bu gün değil, her gün anacağız. Ama onu anmakla kalmayacağız, onu anlayacağızda. Çünkü onun yaptıkları geçmişimizin, söyledikleri de geleceğimizin rehberi olmalıdır. Onu yalnızca anarak bir yere varamayacağımız gerçeğinden yola çıkarak, onun bize bıraktığı mirası geliştirmek görevimizdir ve bu görevi yerine getirmenin şartı da ondan daha iyi olmaya çalışmaktır.

Şurasını unutmamalıyız ki, Türk milletinin hayatında Atatürk bir fasıl değil, yeni bir başlangıçtır. Onun öncülük ettiği eser eksiksiz olmadığı gibi tamamlanmış da değildir. Genç kuşakları bekleyen en önemli görev bu ''başlangıç''ı sürdürmektir.

Atatürk, çağdaşlarına göre müthiş öngörü sahibi bir insandı; buna rağmen bugünün mobil uygulamalarını, blok zincir teknolojisini, küresel iklim değişikliğinin etkilerini, eğlence sektörünün gelişimini bilmesi için kâhin olması gerekirdi. Bizim yapmamız gereken; yenidünyayı veya dünyanın yeniliklerini onun kafasıyla, onun doktrinleriyle düşünerek onun kadar önemli işler çıkarmaktır. Atatürk’ün izinden gitmek budur. Atatürk’ün yaptıklarından iyisini yapmaya çabalamadan onun izinden gitmiş saymayacağız kendimizi.

Atatürk uygarlık aşığıdır ve öteden beri uygarlığı temsil eden bir milletin evladı olmak gururuna sahiptir. Ama, görmekte ve teslim etmektedir ki, yaşadığı günlerde, çağdaş uygarlığı temsil eden kendi ülkesi değil, batı ülkeleridir. Ancak, Atatürk batı uygarlığı yetersizliklerinin ve kusurlarının da farkındadır. İnsanların nice felaketlerine, ne tür ezilmelerine sebep olduğunu çok iyi bilmektedir. Ve bunda yalnız değildir. Örneğin, devrin en büyük Türk şairlerinden biri, Mehmet Akif, batıdan, 'tek dişi kalmış bir canavar' olarak bahsedebilmektedir. Kaldı ki, özgürlük ve egemenlik savaşı vermiş bir kimseye, batıdaki düzeni veya herhangi başka bir düzeni olduğu gibi kabul etmek, kopya etmek, ters düşer. Çünkü, zorla değilse de gönüllü olarak teslimiyet anlamına gelir bu. Atatürk, bunu ve sonuçlarını çok iyi bilecek kadar tarihi eskilere uzanan bir milletin evladıdır. Hiç kuşkusuz bu tür düşünceler sonucu, bu alanda da kendi yolunu kendi çizmek kararına vardığı görülür. Yöntemlerini, karşılaştığı sorunları uygulamada çözümleyerek geliştirmekten yanadır.

Yaşam öyküsü ortaya koymaktadır ki, Atatürk dünyaya tarih yazmak için değil, tarih yapmak için gelmiştir. Kurduğu devlet ile Refah Devleti doktrininin ortak noktası, insan saygınlığının, gerek kapitalizmin temel ögesi gereği, kazanma hırsıyla kişisel çıkarları peşinde istediklerince koşanların ayakları altında ezilmesi, gerek komünizmin temel ögesi gereği, sınıf diktatörlüğünün yoğunluğu içinde erimesi tehlikesine karşı, güvence altına alınmasını öngörmesidir.

''Sen ölmedin'' edebiyatı ile Atatürkçülüğe ve Türk milletine yararlı olunamaz. Atatürk'e yapılacak kötülüklerin en büyüğü onu bir evliya haline getirmektir. Basmakalıp, şekilci ve çıkarcı Atatürk sevgisi artık yerini gerçekçi, ve tamamlayıcı çalışmalara bırakmalıdır. Atatürk sömürücülüğüne bir son verilmelidir.

Büyük adamlığa özenti duyanların gerçekten büyük adam olduğu görülmüş şey değildir. Büyük adamlar, tarihi koşulların yarattığı bir ortam içinde meydana çıkar ve kendi kişiliği üzerinde yükselir. Atatürk'ün "Büyük adam kime derler?" sorusuna verdiği cevap, çevresindeki bazı insanları ve ölümünden sonraki bazı olayları anlamamız bakımından ilgi çekicidir: "Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki milleti kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak lâzımdır der ve bunun için bir de nümune intihap eder, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur, bu adam değildir." Halbuki yakın geçmişimizde Atatürk örneği etrafında oluşan büyük adam kopyaları eksik değildir. Ancak küçük adamların büyük adam kopyası olabileceği ise su götürmez. Bunun içindir ki dünyanın hiçbir yerinde büyük adam uşaklığından "büyük adam"lığa yükselenler yoktur.

Toplumların "büyük adam"lara, "kurtarıcı"lara, köklü dönüşümlere yol açan "önder"lere borçlu olduğu saygı ve sevginin dile getirilişinin çeşitli yolları vardır. Uygar toplumlar bu konularda da duygusallığa çok yer vermeden ölçülü, biteviyelikten uzak, "kişi"den söz etme yerine eylem ve düşünceyi inceleyip değerlendiren bir yöntemin izleyicisi olmuşlardır. Buna karşılık, "büyük" evlâtlarını duygusallık içinde anan toplumlar da vardır. Böylesi toplumlarda "tören"in bitiminde ortada kalan bir inceleme, bir yapıt değil, biraz gözyaşı ve hıçkırık, belki biraz da duygusal bir bilinçlenmedir. Uygarlık ölçüsünde, "önder"lere karşı beslenen saygı ve sevginin dile getirilişi, yüreği yakan köz küllendikçe ölüm ve doğum yıldönümlerinin rastlaştığı yuvarlak sayılara kaymakta, "eser" öne geçerek karşılaştırmalı ve tenkitçi bir değerlendirme önem kazanmaktadır.

 

Onu anlamanın en kısa yolu şu cümlesinde saklıdır. ‘Benim tek amacım var, oda ülkenin ve milletin çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması ve ötesine geçmesidir'.

Halim Yağcıoğlu’nun bu şiiri ne güzel bir cevap, alkışlıyoruz.

ATATÜRK'TEN SON MEKTUP

Siz beni hâlâ anlayamadınız,
Ve anlayamayacaksınız çağlarca da,
Hep tutturmuş "yıl 1919, Mayısın 19'u" diyorsunuz,
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övünüyorsunuz.

Mustafa Kemal'i anlamak bu değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler,
Siz bana neler yaptınız ondan haber verin,
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin,

Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Bana muştular getirin bir daha,
Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan;
Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı,
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı,

Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil

Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Hâlâ oturmuş 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz,
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın,
Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların.

Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız,
Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil,
Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar,
Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.

Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü
Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz hiç
ilerlememiş;
Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek
dururken,
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız
gülen,

Mustafa Kemal'i anlamak işitmek değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla,
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla,
Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister,
Paydos öğünmeye, paydos avunmaya, yeter,
yeter,

Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil,
Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.

 

Aramızdan ayrılışının yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını minnet ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun.