Yanlışlar rutin, alkışlar bir tane doğruya…
Kendimizi avutmayı ne zaman bu kadar normalleştirdik?
Süper Lig’de bir hakem doğru bir karar verdiğinde ayağa kalkıp alkışlar hâline geldik. Sanki olması gereken değil de, lütuf gibi… Asıl acı olan da bu zaten. Doğru karar sevindiriyorsa, yanlış artık sıradanlaşmış demektir.
Yıllardır aynı döngünün içindeyiz. “Bu hakemlerle  idare edeceğiz”, “Bugün biraz iyi yönetti”, “Şu pozisyonu doğru gördü ya, yeter” cümleleri dillerimize pelesenk oldu. Seve seve ya da söve söve… Kabullendik. Sistem değişmiyor, çünkü biz değişmesini beklerken onlar koltuklarını bırakmıyor.
Hakemler hata yapıyor; bu futbolun doğasında var. Ama mesele hata değil, hatanın olağanlaşması. Yönetemediği hâlde maç almaya devam eden, eleştirildiğinde korunup kollanan bir yapıdan bahsediyoruz. Herkes biliyor ama kimse gerçekten görmüyor gibi davranıyor. Çingen çalıyor, kurt oynuyor; olan yine sahadaki futbola oluyor.
VAR geldi, umut geldi sandık. Oysa VAR, sahadaki hakemin yükünü almak yerine ona bir rahatlık alanı yarattı. Sorumluluk paylaşılmadı, dağıldı. Hakemler sezgilerini, cesaretlerini, özlerini kaybetti. “Nasıl olsa VAR bakar” konforu, adalet duygusunun önüne geçti.
En üzücü tabloyu ise hakem yorumcularında görüyoruz. Verilen on hatalı karardan bir doğruyu cımbızla çekip “Bak burada doğru” diye sevinmek… Buna sevinmek zorunda kalmak… Bu, futbol adına bir kazanım değil; açık bir teslimiyettir.
Sistem düzelmiyor. Çünkü düzelmesini sağlayacak merciler buna izin vermiyor. Eleştiriye kulaklar kapalı, tribünün sesi istenmeyen gürültü sayılıyor. Biz konuşuyoruz ama duyulmak kimsenin işine gelmiyor.
Ve biz… Adalet istemekten vazgeçip, adaletsizliğin içinde küçük doğrulara tutunuyoruz. Asıl yazık olan da bu.
Esen kalın sporla kalın
Bahadır Bulut