Güney Amerika’nın kuzeyinde yer alan ve resmî adı Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti olan ülke, çoğu kişinin bildiği şekliyle kısaca Venezuela olarak anılmaktadır. Başkenti Caracas (Karakas) olan Venezuela, kuzeyde Karayip Denizi’ne açılan uzun bir kıyı şeridine sahiptir. Karasal komşuları Brezilya, Kolombiya ve Guyana’dır. Ülkenin hemen deniz açıklarında ise Hollanda Krallığı’na bağlı Küçük Antiller Adaları yer almaktadır.
Yazının girişinde Venezuela’yı kısaca tanımlamaya çalıştık. Ancak bu birkaç satıra yeniden dönüp bakıldığında, sıradan bir okuyucunun bile zihninde hemen çağrışım yapan bazı isimler ve kavramlar belirir. Tam da bu noktada, bu coğrafyanın mutfağında yer alanlar için Venezuela gerçeğinin yalnızca bir ülke isminden ibaret olmadığı açıkça görülür. Çünkü Venezuela denildiğinde perde arkasında devasa bir güç mücadelesi, enerji savaşları, jeopolitik hesaplar ve küresel aktörlerin kesişen çıkarları bulunmaktadır.
Bu tabloyu doğru okuyabilmek için öncelikle tarihsel arka planı hatırlamak gerekir
Venezuela, Güney Amerika’da 1811 yılında İspanyol sömürgeciliğine karşı bağımsızlığını ilan eden ilk ülkelerden biri olmasına rağmen, 1830 yılına kadar Büyük Kolombiya’nın bir parçası olarak varlığını sürdürmüştür. 1830’dan sonra ise tam bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu noktada özellikle Venezuela’nın erken dönem bağımsızlık refleksi dikkat çekicidir.
Dünya siyasi tarihiyle ilgilenen herkesin adını duyduğunda hatırlayacağı Simón Bolívar, Venezuela ve Güney Amerika tarihinin vazgeçilmez figürlerinden biridir. Tam adı Simón José Antonio de la Santísima Trinidad Bolívar y Palacios Ponte-Andrade y Blanco olsa da, genellikle kısaca Simón Bolívar olarak anılır. Bu uzun isim vurgusu, ilerleyen bölümlerde değinilecek bazı karakterlerin neden daha çok lakaplarıyla veya kısa adlarıyla tanındığını açıklamak açısından da anlamlıdır.
Bolívar, Venezuela Genel Kaptanlığı’na bağlı Caracas’ta, Criollo sınıfına mensup bir ailede dünyaya gelmiştir. Criollo kavramı, İspanyol sömürge döneminde Amerika kıtasında doğmuş, İspanyol kökenli varlıklı elitleri tanımlamak için kullanılırdı. Eğitiminin önemli bir bölümünü İspanya’da alan Bolívar, 1803–1805 yılları arasında yaptığı Avrupa seyahatlerinden sonra İspanyolların Güney Amerika’daki egemenliğine son verme fikrini benimsemiştir. 1807 yılında Venezuela’ya dönmüştür.
Napolyon Savaşları nedeniyle İspanya’nın Amerika kıtasındaki otoritesinin zayıflaması, bağımsızlık hareketlerini hızlandırmıştır. Bolívar, 1810 yılında millî kuvvetlerde subay olarak askerî kariyerine başlamış, bir dönem sürgün hayatı yaşadığı Haiti’de devrimci Alexandre Pétion’dan destek almıştır. 1817 yılında üçüncü cumhuriyetin kurulmasına öncülük etmiş; 1819–1825 yılları arasında Yeni Granada, Panama, Ekvador, Peru ve Bolivya’da İspanyol kuvvetlerine karşı önemli zaferler kazanmıştır.
Bu süreçte Venezuela, Yeni Granada, Ekvador ve Panama; Bolívar’ın Peru ve Bolivya’da başkanlık yaptığı Büyük Kolombiya (Gran Colombia) çatısı altında birleştirilmiştir. Bolívar 1830 yılında hayatını kaybetmiş olsa da onun bağımsızlık ve anti-emperyalizm anlayışı Güney Amerika’da yaşamaya devam etmiştir. Bu ideoloji ilerleyen yıllarda dünyanın başka bölgelerindeki bağımsızlık mücadelelerine de ilham kaynağı olmuştur.
Yazının başında adı geçen Karayip Denizi yalnızca sinema filmlerinde anlatılan korsan hikâyelerinden ibaret değildir. Yüzyıllar boyunca ticaret yollarının, kaçakçılığın ve güç mücadelelerinin merkezi olmuştur. Hollanda Krallığı’na bağlı Küçük Antiller Adaları da bu hattın önemli unsurlarındandır. Venezuela’nın Karayip Denizi’ne açılan uzun kıyı şeridi ülkenin jeostratejik önemini daha da artırmaktadır.
Venezuela’nın gizemli isimleri arasında Ilich Ramírez Sánchez bilinen adıyla “Çakal Carlos” önemli bir yer tutar. Tachira Eyaleti doğumlu olan Çakal Carlos Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (PFLP) ile bağlantılı eylemleriyle dünya kamuoyunda tanınmıştır. 21 Aralık 1975’te Viyana’daki OPEC merkezine düzenlenen baskın adının küresel ölçekte duyulmasına neden olmuş ve Venezuela’nın uluslararası güvenlik literatüründe anılmasına katkı sağlamıştır.
Venezuela siyasetinin modern döneminde ise Hugo Rafael Chávez Frías öne çıkar. İşçi sınıfı bir ailenin çocuğu olarak Barinas’ta doğan Chávez, subay olarak başladığı kariyerinde 1980’li yıllarda Bolivarcı Devrim Hareketi’ni kurmuş 1998 yılında devlet başkanı seçilmiştir. Kamulaştırmalar toprak reformları ve açık ABD karşıtlığı Chávez’i Washington açısından sorunlu bir lider hâline getirmiştir. 2002 yılında kendisine yönelik bir darbe girişimi yaşanmış ancak kısa sürede yeniden iktidara dönmüştür. 5 Mart 2013’te hayatını kaybetmiştir.
Chávez’in ölümünün ardından Nicolás Maduro Moros 2013 yılında Venezuela devlet başkanı olmuştur. İşçi sınıfı kökenli olan Maduro sendikal faaliyetlerden gelerek siyasete atılmıştır. Seçildiği günden bu yana Venezuela ağır ekonomik yaptırımlar ve yoğun uluslararası baskılarla karşı karşıya kalmıştır.
Maduro’ya yönelik süreç klasik bir askerî müdahaleden ziyade siyasi ekonomik ve hukuki baskı mekanizmaları üzerinden yürütülen çok katmanlı bir kuşatma olarak değerlendirilmelidir. ABD’de hazırlanan iddianameler ve suçlamalar bu baskının hukuki ayağını oluştururken kamuoyuna yansıyan operasyon söylemleri Venezuela dosyasının neden hâlâ küresel güç mücadelesinin merkezinde yer aldığını göstermektedir.
Buraya kadar aktarılanlar Venezuela’nın yalnızca bir ülke değil tarih, ideoloji, enerji ve jeopolitiğin kesiştiği karmaşık bir denklem olduğunu ortaya koymaktadır. Nicolás Maduro’ya yönelik hamlelerin kodlarını çözebilmek için bu tarihsel ve siyasal arka planın göz ardı edilmemesi gerekir.
MADURO OPERASYONUNUN KODLARI
DEA neden ön plana çıkarıldı?
ABD’nin Nicolás Maduro’ya yönelik yürüttüğü Mutlak Kararlılık Operasyonu’nda DEA’nın bilinçli biçimde ön plana çıkarılması rastlantısal değildir. ABD’nin temel amacı operasyonun devletler arası bir müdahale değil kriminal bir suç soruşturması olarak algılanmasını sağlamaktır.
CIA’nın doğrudan sahnede yer alması operasyonu uluslararası hukuk açısından “egemen bir devlete karşı istihbarat faaliyeti” kategorisine sokacak bu da ciddi meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirecekti. DEA ise görünürde bir hukuk uygulayıcı kurum olarak konumlandırıldığı için operasyon “uluslararası suçla mücadele” başlığı altında sunulabilmiştir. Bu çerçevede ABD kurumları tarafından şu algı özellikle inşa edilmiştir.
“Maduro bir devlet başkanı değil, siyasi bir aktör değil, uyuşturucu trafiğiyle bağlantılı bir suç örgütü lideridir.” Bu yaklaşım yalnızca kamuoyunu değil üçüncü ülkelerin tutumunu da şekillendirmiştir. Zira bir devlet başkanına yönelik operasyon tepkilere yol açarken NarkoTerörle Mücadele söylemi daha sınırlı itiraz üretmektedir.
CIA–DEA rol paylaşımı
CIA ile DEA arasındaki ilişki bir yetki çatışması değil, stratejik bir iş bölümüdür. Genel çerçevede CIA hedef belirleme, istihbarat toplama ve siyasi-diplomatik risk analizini yürütürken, DEA hukuki dosya üretimi, delil zinciri ve uluslararası yakalama süreçlerini üstlenmektedir. Bu operasyonda CIA perde arkasında kalmış DEA ise görünen yüz olarak kullanılmıştır. Böylece süreç askerî ya da siyasi değil adli bir mekanizma gibi sunulmuştur.
Narko-Terör Kavramı
İstihbarat literatüründe siyasi aktörleri kriminal eştirmenin etkili bir aracıdır. Bu etiketle tanımlanan bir yapı veya lider siyasi muhatap olmaktan çıkarak hukuki hedef hâline gelir. Böylece yaptırımlar mal varlığına el koyma ve uluslararası tutuklama talepleri askerî müdahale olmaksızın mümkün hâle gelir
Narko-Terör Kavramı (modeli) daha önce nerelerde uygulandı? Manuel Noriega (Panama), Slobodan Milošević (Yugoslavya), Kolombiya’daki FARC süreci ve Chávez döneminde Venezuela’ya yönelik girişimler, bu yaklaşımın farklı versiyonlarıdır. İran dosyası ise Maduro süreciyle büyük benzerlikler taşımaktadır. Mutlak Kararlılık Operasyonu, tankların ve uçakların yerini hukuki dosyaların, iddianamelerin ve algı yönetiminin aldığı yeni bir müdahale döneminin göstergesidir. CIA tarafından planlanan, DEA üzerinden yürütülen bu modelde hukuk stratejik bir araca dönüşmüş; medya ise sürecin taşıyıcısı hâline gelmiştir. Bu operasyon Nicolás Maduro’ya yönelik münferit bir hamle değil, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel düzen anlayışı doğrultusunda şekillendirdiği yeni nesil müdahale doktrininin somut bir örneğidir. Venezuela dosyası kapanmıştır aksine başka coğrafyalar için açık bırakılmış bir prova sahnesi niteliği taşımaktadır.
VENEZUELA VE MADURO OPERASYONUNUN KODLARI
YORUMLAR
