Bir Şehirde En Çok Kimin Sesi Duyuluyor?
Herkes konuşuyor. Peki gerçekten kimi dinliyoruz?
Bir şehir konuşur.
Kimi zaman bir meydanda, kimi zaman bir pazar yerinde, kimi zaman bir otobüs durağında…
Ama şehir konuşurken hep aynı sesleri mi duyuyoruz?
Toplantılarda alınan kararları, yapılan açıklamaları, açılışları, projeleri ve resmi gündemi takip ediyoruz. Bunların hepsi elbette önemli. Ancak bir şehrin hikâyesi yalnızca kürsülerde anlatılmıyor.
Asıl hikâye çoğu zaman sokağın içinde.
Bir öğrencinin her sabah yetişmeye çalıştığı otobüste…
Alışveriş yapmak için pazara çıkan bir vatandaşın hesabında…
Gün boyu kepenk başında bekleyen esnafın düşüncelerinde…
Yıllardır aynı mahallede yaşayan yaşlı bir insanın cümlelerinde…
Ve belki de bugüne kadar kimsenin fikrini sormadığı insanların sessizliğinde.
Çünkü aynı şehirde yaşayan herkes, aynı şehri aynı şekilde yaşamıyor.
Bir otobüs güzergâhındaki değişiklik bir kişi için sıradan bir düzenleme olabilirken, her gün o otobüsü kullanan başka biri için işe, okula ya da hastaneye ulaşımını doğrudan etkileyebilir.
Yeni yapılan bir yol birileri için yalnızca bir ulaşım yatırımıyken, o yolun kenarında yaşayan bir mahalleli için günlük hayatının değişmesi anlamına gelebilir.
Bu yüzden bir şehrin gündemini anlamanın yolu yalnızca “Ne yapıldı?” sorusundan geçmiyor.
Bazen daha önemli soru şu:
“Bu yapılan, insanların hayatında ne değiştirdi?”
İşte burada vatandaşın sesi önem kazanıyor.
Gazetecilik yaparken insanlara mikrofon uzattığınızda bunu daha net görüyorsunuz. Aynı soruyu farklı insanlara sorduğunuzda birbirinden tamamen farklı cevaplar alabiliyorsunuz.
Birinin önceliği ulaşım oluyor.
Bir başkasınınki geçim sıkıntısı.
Bir öğrencinin barınma veya sosyal yaşamla ilgili bir sorunu olabiliyor.
Bir esnaf müşteri sayısından, bir emekli günlük giderlerinden söz ediyor.
Hepsi aynı şehirde yaşıyor.
Ama şehrin onlara hissettirdikleri birbirinden farklı.
Bu nedenle yerel gazeteciliğin en önemli görevlerinden biri, bu farklı sesleri aynı sayfada buluşturabilmek.
Çünkü yüksek sesle konuşanları duymak kolaydır.
Asıl mesele, sesi daha az çıkanları duyabilmektir.
Bazen bir vatandaş kameranın karşısında konuşmak istemiyor.
Bazen çekiniyor.
Bazen de “Benim söylediklerim neyi değiştirecek?” diye düşünüyor.
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken cümlelerden biri bu.
İnsanların konuşacak bir alan bulması kadar, söylediklerinin önemsendiğine inanması da önemli.
Gazeteci elbette herkes adına konuşamaz.
Fakat insanların seslerini duyurabilecekleri bir alan oluşturabilir.
Bir vatandaşın anlattığı küçük bir sorun, aynı problemi yaşayan onlarca kişiyi görünür hale getirebilir. Bir röportaj, daha önce fark edilmeyen bir meselenin tartışılmasını sağlayabilir.
Bazen büyük bir haber, büyük bir olaydan çıkmaz.
Bazen haber, bir insanın gündelik hayatında yaşadığı küçük ama sürekli bir sorunun içinde saklıdır.
Bu yüzden bir şehri yalnızca binaları, yolları, meydanları ve projeleriyle değerlendirmek yeterli değildir.
Bir şehrin gerçek hikâyesi, insanlarının o şehirde kendilerini ne kadar görünür, duyulmuş ve değerli hissettikleriyle de ilgilidir.
Belki de bu nedenle gazetecinin zaman zaman haberi aramak yerine insanı araması gerekir.
Kamerayı yalnızca konuşmaya hazır olanlara değil, sözü bugüne kadar yeterince duyulmayanlara da çevirmek gerekir.
Çünkü gazetecilik yalnızca “Ne oldu?” sorusunun peşinden gitmek değildir.
Bazen asıl soru şudur:
“Bu olan biten kimin hayatına dokunuyor?”
Bir şehirde herkesin sesi aynı yükseklikte çıkmayabilir.
Ama her sesin duyulmaya değer olduğu unutulmamalıdır.
Çünkü kürsüde konuşanı zaten herkes duyuyor.
Gazeteciliğin asıl sınavı, sokağın sessizliğinde saklı olan sesi duyabilmek.
Sibel YILMAZ
Gazeteci / Yazar
