“Çocuğumun resme yeteneği var mı?” sorusunun cevabı, yalnızca bugün ortaya koyduğu resimde aranabilir mi?

Yetenek, yalnızca doğuştan gelen ve değişmeyen bir özellik değildir. İlgi, deneyim, tekrar, doğru yönlendirme ve üretme fırsatları; bir çocuğun becerilerinin zaman içinde gelişmesini destekler. Bugün birkaç çizgiyle ifade edilen bir düşünce, zamanla gözlem, deneyim ve emekle çok daha farklı bir biçime dönüşebilir.

Bu nedenle çocukların resimlerine yalnızca “Ne kadar güzel çizmiş?” diye bakmak yerine; “Ne anlatıyor, nasıl düşünüyor, neyi hayal ediyor?” sorularını da sormak gerekir. Çünkü çocuk için resim, yalnızca bir görüntüyü kâğıda aktarmak değil, kendi dünyasını kurmanın ve ifade etmenin yollarından biridir.

Önce hayal, sonra teknik      

Teknolojinin giderek daha fazla şeyi bizim için üretebildiği bir dünyada, yalnızca teknik olarak doğru yapabilmekten çok yaratıcı düşünebilmek ve özgün fikirler ortaya koyabilmek önem kazanıyor.

Bir çocuğun gökyüzünü mor çizmesi, hiç var olmayan bir karakter yaratması ya da kendi hikâyesini resmine taşıması bir hata değil, yaratıcılığın doğal bir yansımasıdır. Çocuğun hayal ettiği dünyayı, bizim bildiğimiz dünyanın doğrularıyla düzeltmeye çalışmak yerine, o dünyanın nasıl kurulduğunu anlamaya çalışmak gerekir.

Özellikle küçük yaşlarda bu özgürlüğün korunması önemlidir. Perspektif, oran-orantı, anatomi ve teknik elbette sanat eğitiminin önemli parçalarıdır; ancak her becerinin olduğu gibi tekniğin de bir zamanı vardır. Çocuk henüz dünyayı kendi diliyle keşfederken sürekli “doğru çizmesi” için yönlendirilirse, zamanla kendi çizgisinden ve özgünlüğünden uzaklaşabilir.

Teknik öğrenilebilir; hayal gücünün özgürlüğünü korumak ise çok daha hassas bir süreçtir.

Resim yalnızca sanat değildir

Resim yaparken çocuk aynı anda pek çok becerisini kullanır. Kalemi ve fırçayı kontrol etmek, küçük alanları boyamak, çizgiyi takip etmek; el-göz koordinasyonunu ve ince motor becerileri destekler. Bir çalışmayı tamamlamak ise dikkat, sabır ve süreklilik gerektirir.

Bir resmin ortaya çıkması da bir süreçtir. Renk seçilir, çizgi denenir, bazen silinir, yeniden yapılır. Çocuk farkında olmadan beklemeyi, odaklanmayı, karar vermeyi ve başladığı işi tamamlamayı deneyimler.

Resmin bir başka değeri ise çocuğa kendine ait bir alan açmasıdır. Renklerle, çizgilerle ve biçimlerle uğraşmak; günlük hayatın hızından uzaklaşıp bir süre kendi üretimine yönelmek çocuk için keyifli ve rahatlatıcı olabilir. Bazen kelimelerle anlatılamayan bir duygu da resimde kendine bir yer bulabilir.

Bir çocuğun çizgisi, onun dünyasından izler taşır

Çocuklarla çalışırken her resmin yalnızca ortaya çıkan görüntüden ibaret olmadığını görmek mümkündür. Kullandıkları renkler, çizgilerin karakteri, figürlerin büyüklüğü, sayfadaki yerleşim ve tekrar eden temalar; çocuğun dünyasını anlamaya yönelik bazı ipuçları taşıyabilir.

Resim elbette tek başına bir çocuğun duygusal durumunu ya da bilinçaltını kesin olarak açıklayan bir araç değildir. Ancak çocuğun yaşantıları, duyguları, merakları ve hayalleri zaman zaman yaptığı resimde iz bırakabilir. Bu nedenle çocuk resmine yalnızca estetik bir ürün olarak değil, çocuğun kendini ifade ettiği bir alan olarak da bakmak gerekir.

Bazen bir çocuk konuşarak anlatamadığı bir şeyi renklerle anlatır. Bazen sürekli çizdiği bir figür, tekrar tekrar kurduğu bir hikâye ya da seçtiği bir renk, onun dünyasına dair merak uyandırır. Burada yapılması gereken kesin sonuçlara varmak değil, çocuğu dinlemek ve ona kendini anlatabileceği alanı açmaktır.

Belki de bu yüzden bir çocuğun resmine bakarken “Bu ne?” sorusundan çok, “Bana resmini anlatır mısın?” demek daha değerlidir.

Sanatın asıl değeri     

Sanat eğitiminin amacı yalnızca iyi çizen çocuklar yetiştirmek değildir. Sanat; merak eden, gözlemleyen, düşünen, üreten, sabreden ve kendi fikrini ortaya koymaktan çekinmeyen bireylerin gelişimine katkı sağlayan güçlü bir alandır.

Bugünün çocukları yarının dünyasını şekillendirecek. Teknolojinin birçok şeyi bizim yerimize yapabildiği bir gelecekte onların en değerli güçlerinden biri; hayal kurabilmek, yaratıcı düşünebilmek ve kendi özgün fikirlerini ortaya koyabilmek olacaktır.

Bu nedenle bir çocuğun resmine baktığımızda, yalnızca çizginin ne kadar kusursuz olduğuna değil, o çizginin arkasında nasıl bir dünya olduğuna da bakmalıyız.

Çünkü resim bazen yalnızca görüneni çizmek değildir.

Bazen bir çocuk, kâğıda kendi dünyasının ilk izlerini bırakır.