“BİR GÜN EVLİ KALDIM, BİR ÖMÜR BORÇ MU ÖDEYECEĞİM?” Boşanma Bitiyor, Borç Neden Bitmiyor? 12. Yargı Paketi: Süresiz Nafakada Yeni Dönem Mi?'

Bir insanla yollarınızı ayırıyorsunuz; evlilik sona eriyor, ortak hayat dağılıyor, hukuki bağlar kopuyor.

GÜNCEL - 18-05-2026 12:23

Bir insanla yollarınızı ayırıyorsunuz; evlilik sona eriyor, ortak hayat dağılıyor, hukuki bağlar kopuyor. Ancak Türkiye’de birçok kişi için geriye tek bir şey kalıyor: ömür boyu süren nafaka yükümlülüğü. Üstelik bazen sadece birkaç ay, hatta birkaç gün süren evliliklerin ardından bile…

                   

Bugün toplumun en büyük hukuk tartışmalarından biri haline gelen “süresiz nafaka” sistemi, artık bir sosyal güvence olmaktan çıkıp taraflardan biri için ekonomik ve psikolojik bir cezaya dönüşmüş durumda. Bir tarafı korumaya çalışırken diğer tarafı hayat boyu borçlu bırakmak ise adalet duygusunu derinden yaralıyor.

 

Sokakta insanların sorduğu soru çok net: “Hayatımdan tamamen çıkmış bir insana neden ömür boyu ödeme yapıyorum?” İşte tam da bu nedenle, 1988’den kalan bu sistemin günümüz toplumuna neden artık cevap veremediğini ve beklenen reformun neden kaçınılmaz hale geldiğini konuşmak gerekiyor.

 

I. 1988’İN ŞARTLARIYLA YAZILAN KANUN, 2026’NIN TOPLUMUNA YETMİYOR.

Süresiz nafaka düzenlemesi 1988 yılında Türk Medeni Kanunu’na girdiğinde temel amaç, ekonomik olarak güçsüz olan tarafı korumaktı. O yıllarda kadının iş hayatına katılımı günümüze göre oldukça düşük bir orandaydı ve boşanmak kadın için tam bir ekonomik yıkım demekti. Ancak aradan geçen yaklaşık kırk yılda Türkiye’nin sosyolojik yapısı kökten değildi. Bugün kadınlar eğitimden iş dünyasına, yönetimden siyasete kadar her alanda güçlü birer özne olarak yer alıyor. 1988 yılının korumacı mantığını hiçbir kriter gözetmeksizin 2026 yılına taşımak, hukuku hayatın gerisinde bırakmaktadır.

 

Eskiden bir güvence olan bu uygulama, günümüzde kişileri kendi ayakları üzerinde durmaktan alıkoyan, nafaka kesilmesin diye sigortasız çalışmaya veya resmi nikahsız yaşamaya iten bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Hukuk sistemi bir aileyi tasfiye ederken, taraflardan birinin kurmak istediği yeni hayatın temellerini sarsmamalıdır. Toplumsal gerçekliğimize uygun, adil ve sınırlı bir nafaka rejimine geçiş artı bir tercih değil, toplumsal vicdanı rahatlatacak bir zorunluluktur.

 

II.“SÜRESİZ” İFADESİ,ADALETİ NASIL TIKADI?

Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer taraftan nafaka talep edebiliyor.

Sorun tam da burada başlıyor: Kanunda geçen “süresiz” ifadesi, birçok durumda nafakayı fiilen ömür boyu devam eden bir borca dönüştürüyor.

 

Oysa hukuk sisteminde sonsuza kadar devam eden yükümlülükler istisnadır. Yine Borçlar hukukunda hiçbir ilişki mutlak şekilde ebedi değildir. Ancak kısa süreli bir evlilik sonrası bile insanların onlarca yıl nafaka ödemesi gerekebiliyor. Daha da önemlisi, nafakanın kaldırılması uygulamada son derece zor.

 

Yükümlü taraf çoğu zaman eski eşinin fiilen biriyle yaşayıp yaşamadığını araştırmak, özel hayatını takip etmek ve bunu ispatlamak zorunda kalıyor. Bu durum taraflar arasındaki husumeti sürekli canlı tutarken, insanları adeta geçmiş evliliklerinin gölgesinde yaşamaya mahkûm ediyor. Hukukun amacı bireyleri birbirine ömür boyu bağlamak değil; tarafların makul bir sürenin sonunda kendi hayatlarını bağımsız şekilde sürdürebilmesini sağlamaktır.

 

III. KISA SÜRELİ EVLİLİKLERDEKİ ADALETSİZLİK VE YENİ HAYAT ENGELİ

Mevcut sistemin en ağır eleştirildiği noktalardan biri de kısa süreli evliliklerde ortaya çıkan büyük ölçüsüzlüktür. Bir insanla birkaç ay evli kalıp yıllarca nafaka ödemek zorunda olmak, toplumun geniş kesimlerinde açık bir adaletsizlik olarak görülmektedir.

Çünkü hakkaniyet şunu gerektirir:

Paylaşılan hayat ne kadar uzunsa, ekonomik bağlılığın etkisi de o kadar güçlü olabilir.

Ancak bugün uygulamada; birkaç aylık evlilikle, 20 yıllık evlilik, çocuklu birliktelikle, çocuksuz evlilik çoğu zaman aynı sistem içinde değerlendirilmektedir.

 

Boşanan bireyler kendilerine yeni bir yuva kurmak ve birikim yapmak istiyorlar; ancak her ay banka hesabından çıkan o miktar, tüm bu hayallerin önüne set çekiyor. Özellikle çocuksuz ve kısa süreli evliliklerde bu yükü ömür boyu taşımak, borçluyu ekonomik olarak nefes alamaz hale getirirken, alacaklıyı da dürüst bir yaşama değil, nafaka odaklı bir gizliliğe itmektedir. Yani sistem, iki tarafı da sağlıklı ve şeffaf bir hayata değil; güvensizliğe ve gizliliğe itmektedir.

 

IV. NAFAKA BİR GEÇİŞ DESTEĞİ Mİ, ÖMÜR BOYU EKONOMİK CEZA MI?

Modern hukuk sistemlerinde nafakanın temel amacı, boşanma sonrası ekonomik dengeyi makul bir süre için sağlamaktır. Ancak Türkiye’de süresiz nafaka uygulaması, bazı örneklerde artık “geçici destek” olmaktan çıkıp sürekli bir ekonomik yaptırım görüntüsü vermektedir.

 

Oysa nafaka: bir tarafı açlığa terk etmeyen, diğer tarafı da hayat boyu cezalandırmayan dengeleyici bir mekanizma olmalıdır. Çünkü boşanma sonrası hedef, insanların yeniden ayağa kalkabilmesidir; birbirlerinin hayatına sonsuza kadar bağlı kalmaları değil.

 

Hukuk devleti, vatandaşlarını geçmişte yaptıkları bir evliliğin ebedi borçlusu haline getirmemelidir. Ölçüsüz yükümlülük, adalet değildir.

 

V. 12. YARGI PAKETİ: SÜRESİZ NAFAKADA YENİ DÖNEM Mİ?

Kamuoyunda uzun süredir tartışılan 12. Yargı Paketi kapsamında, süresiz nafaka sistemine ilişkin önemli değişikliklerin gündeme gelmesi beklenmektedir.

Tartışılan modellerde, nafaka için 5 yıllık bir alt sınır getirilmesi veya nafaka süresinin evlilik süresinin yarısı kadar olması gibi somut ve öngörülebilir öneriler yer alıyor. Böyle bir düzenleme sayesinde 2 yıllık evlilikle 20 yıllık evliliğin farkı artık kâğıt üzerinde de kabul edilecek ve boşanan herkese önünü görme imkânı tanınacaktır. Temel felsefe, kimseyi açlığa terk etmeden ama kimseyi de ömür boyu mahkûm etmeden bir orta yol bulmaktır.

 

Nafaka, bir tarafın hayata tutunması için verilen bir “geçiş desteği” olmalı, asla bir “ömür boyu haraç” gibi algılanmamalıdır. Reformun amacı, dürüstlüğü ve kayıtlı hayatı teşvik ederek tarafları özgürleştirmek olmalıdır.

 

Sonuç olarak adalet, kimsenin ömür boyu cezalandırılmadığı dengeli bir sistemdir. Hukuk devleti, vatandaşlarını geçmişteki kararlarının ebedi esiri yapmaz; onlara adil bir bedel ödetir ve yollarına devam etme şansı verir. Unutulmamalıdır ki; ölçüsüz yükümlülük adalet değildir.

 

Günün Diğer Haberleri