Advert
Savaş Mülazımoğlu
Savaş Mülazımoğlu
Giriş Tarihi : 26-02-2022 13:23
Güncelleme : 26-02-2022 13:57

UNUTULANLAR/UNUTTURULANLAR

UNUTULANLAR/UNUTTURULANLAR

EDEP VE HAYA

     İnsan yaratıldığı günden itibaren yaşama ve varlığını devam ettirmek için mücadele etmektedir. Yer kürede insan nüfusunun çoğalmaya başlaması ile varlık ve yaşam mücadelesinin ilave olarak da var olandan daha fazla pay alma düşüncesi, varlığını tehdit eden etmenlere karşı mücadele edebilmek için topluluklar ve milletler halinde yaşamak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Bireylerin oluşturduğu toplulukların beraber yaşantılarına toplu yaşam, bu yaşamın sorunsuz olması için toplumsal kural ve bu kurallara da toplumsal davranış kuralları denmiştir.

     Milletleri millet yapan en önemli özellikler genel kabul görmüş hukuk kurallarının yanında, toplumun inanç ve kültürü ile oluşan ahlaki kurallarıdır. İşte bu ahlaki kuralların toplum yaşamında görmüş olduğu kabul oranı o toplumu sağlıklı, huzurlu bir yaşama kavuştururken diğer toplumlar yanında da ayrıcalıklı hale getirir. Nasıl ki yerkürede iki maddeyi birbirine birleştirmek için yapıştırıcı maddeler kullanılıyorsa toplumu oluşturan bireyleri de ortak yaşamda ve ortak gelecekte daha güçlü kılmak için bu kurallar harç(birleştirici, kaynaştırıcı) görevi görmektedir. Bu harç birden çok davranış biçiminden meydana gelen ve toplumu mutlu, milleti huzurlu ve devleti de güçlü kılan kelime ve cümlelerden meydana gelmektedir. Bu davranış biçimlerinden uzaklaştıkça bireyin çürüdüğü ve oluşturduğu topluluğun zayıfladığı görülmüş, bu davranış biçimleri yaşamamızda daha çok yer aldığında bireyin mutluluğu artmış toplumun huzuru yükselmiş ve devletin gücü yenilmez olmuştur.

     Bu yazımızda bizi biz yapan ve toplumsal yaşamımızın güç kaynağını oluşturan bu davranış biçimlerinden iki tanesi üzerinde duracağız. Öyle ki Türk tarihine baktığımızda ahlaki kurallar dediğimiz bu kurallar toplumsal yaşamımızda güç kazandıkça devlet güçlenmiş, toplumsal yaşamımızda bu kurallar anlamını yitirdikçe devlet zayıflamış ve toplumun huzuru bozulmuştur. Başka bir deyişle toplum ve birey olarak EDEP ve HAYA dediğimiz bu davranışlar hayatımızda anlam ve manalarını kaybettikçe millet ve toplum olarak biz de kaybetmişiz, bu davranış kuralları hayatımızda anlam manasını kazandıkça bizlerde huzuru bulmuş ve millet olarak da kazanmışız.

HAYA;

     İnsana mahsus bir davranış biçimi olup daha çok bireyin manevi dünyasını şekillendirmeyi ifade eden bir tanımlamadır. Uhrevi bir anlam yüklenmiştir. Hemen bütün yazılı kaynaklarda ‘’Haya imandandır’’ diye ifadeleri ile karşılaşılır. Utanma, çekinme, vazgeçiş anlamlarına gelen hayâ kelimesi, ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi, kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” gibi değişik şekillerde açıklanmıştır. Bu konular üzerinde çalışan âlimler “Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm’ın ahlâkı da hayâdır’’ diyerek insan yaşamında ne kadar önemli bir davranış olduğunu ifade etmişlerdir. Buhari’den rivayet edildiğine göre “İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!” Öyle ise şöyle söylemekte bir yanlışlık olmaz sanırım. Hayâdan mahrum olmuş insanı artık kötülükten alıkoyacak, haramdan uzaklaştıracak bir engel kalmaz; bu kişi dilediğini yapar, istediği gibi yaşar. Tam bir hayâ sâhibi olmak için Allah’a inanmak, O’nun emir ve yasaklarını öğrenip yapmak ve O’nun azabından korkmak lâzımdır. Bunun için de din, iman ve ahlâk bilgilerinin öğrenilmesi ve çocuklara, gençlere öğretilmesi gerekir. Aksi hâlde hayâlarının ve iffetlerinin yok edilmesine sebep olunabilir. Daha yalın bir ifade şekli ile Hayâ, Allah’ın ve insanların kınayacağı işlerden uzak durmaktır. Allahuteala’dan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. İnsanın küfre düşmesi demek hem kendisinin ve hem de içinde yaşadığı toplumun kaybetmesi anlamını ifade eder.

     Bütün bu bilgilerin bize ifade ettiği haya insanın (bireyin) yaşamında karşılaştığı olaylara verdiği tepkiler, düşünce biçimleri ve davranış şekillerinde Allah’ı düşünerek, hesap gününde fani dünyadaki yaptıklarından ve düşündüklerinden dolayı hesap vereceği gerçeği ile doğruyu, güzeli yapmak ve düşünmektir.

     Bizim tarihimizde de bir sürü örneği vardır. Sekiz yılda Osmanlı Devletinin topraklarını 3 katına yükselten Yavuz Sultan Selim Mısır seferine çıkar. Geçilmez denilen Sina Çölünü ordu ile beraber geçmesi gerekmektedir. Atını sürer ve bir müddet sonra yakıcı güneşin altında atından iner ve yürümeye başlar. Arkasında ki ordu beyleri ve orduda iner ve bundan pek hoşlanmazlar. Koca padişahın arkadaşı Hasan Can attan niye indiğini sorar, aldığı cevap ‘’Hasan görmüyor musun, önümüzde Allah Resulü yürüyor.’’ Yavuz gönül gözüyle gördüğü sevgili peygamberimizin arkasında atın sırtında gitmekten haya etmiştir.

     Bir başka kıssa da Şeyh EDEBALİ tekkenin girişinde ki dibeğin içerisine her gün belli miktarda para bıraktırırmış. Bir gün nedenini sormuşlar, cevap manidardır. ‘’İhtiyaç sahipleri kimseden para istemesin, buradan alsınlar zira başka birinden para isterler ve bu mahcubiyeti yaşarlarsa ben bunun hesabını Allah’a veremem’’ demiştir.

     Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi Şeyh EDEBALİ’yi ziyarete gider. Misafir edildiği odada duvarda asılı olan Kuranı Kerim-i görünce sabaha kadar ayakta beklemiştir. Sorulduğunda ‘’Allah’ın Kitabı orada asılı iken ben nasıl ayaklarımı uzatıp oturmaktan haya ettim’’ der.

EDEP ;

     Kelime anlamı, Güzel ahlak, saygı, terbiye, nezaket anlamına gelmektedir. Haya sözcüğünün aksine daha dünyevi bir ifade şeklidir. Edep, ''hiçbir hırsızın çalamadığı güzel bir ziynettir'' demiş alimler. Edep, insanla hayvanı ayıran farktır. Edep; güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlâk, nezâket, zarâfet gibi manalara gelir. Edep; gelenek, görenek, ahlâk gibi ilk anlamları yanında, İslâm kültürünün tarihî gelişimi içinde çeşitli mevkiler, meslek ve sanatlar, eğitim ve öğretim, ilmî araştırma ve tartışmalar; yeme içme, giyim kuşam, temizlik, her türlü sosyal ilişki ve hayatın diğer bütün alanlarına dair bilgiler ve en uygun davranış tarzları için kullanılan son derece geniş kapsamlı bir terim haline gelmiştir Hayatımızı ve bizi değerli kılan, insan olarak bize bir anlam kazandıran önemli kavramların başında edep gelir. İnsan olarak doğmak bize sunulan bir şanstır. Bu şansı iyi değerlendirmek için de, güzel ahlak, doğru düşünce ve edep sahibi olmamız gerekmektedir. Edep, doğumdan ölüme kadar süren zaman diliminde insanın nefsini yenebildiği, öfkesini dizginleyebildiği, aklını çalıştırdığı, gönlünü temiz tutabildiği oranda elde edebileceği bir haslettir.

     Hazreti Mevlana; ‘’İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir’’ demiştir.

     Türkmen kocası derviş Yunus ise; ‘’Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep, dediler ilim geride, illa edep illa edep.’’

     Alimin mütevaziliği edeptir. Mazlumun mahcubiyeti edeptir. Öğrencinin öğretmene sevgisi edeptir. Doktorun hastaya şefkati edeptir. Amirin memura gülen yüzü edeptir. Patronun işçiye hakkını zamanında ve eksiksiz vermesi edeptir.

     Yine Yunus Emre diyor ki; ''Edebim elvermez edepsizlik edene, susmak en güzel cevap edebi elden gidene’’ ve Mevlana; ''Ayağını iblisin kafasına koymak, ona hâkim olmak istiyorsan gözünü aç anla ki, şeytanı öldüren edeptir.”

     Osmanlı Devleti zamanında medrese girişlerinde kapı üzerlerinde ‘’EDEP’’ kelimesi yazılır imiş. Bunun için bu ışın sırrını araştıranlar şu sonucu çıkarırlar. Edeple yetiştirilmeyen bir nesil diğer derslerde başarısız olur. Midesine ve nefsine hakim olamayan insan evvela edebini sonra sağlığını yitirir derler. Bizim kültür dünyamızda da EDEP ve ADAB kelimesi eş anlamlı kullanılmaktadır. Suyun önce büyüklere ikram edilmesi, aile büyüğü oturmadan sofraya oturulmaması, büyüğün yanında uzanarak oturulmaması, yüksek sesle konuşulmaması edepli davranışlar olarak yorumlanır. Garibin giydirilmesi, mazlumun korunması, var olanın paylaşılması, hakka riayet, hukuka saygı edebin kendisidir. Hz. Ali’den rivayet edilmiştir, ‘’Her şey çoğalınca ucuzlar fakat EDEP çoğaldıkça değeri artar.’’

     Koca şair Mehmet AKİF’de; ‘’Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren, bırak kardeşim tahsili; git önce edep ve haya öğren’’

     Üç kıtaya hükmeden bir millet olarak girdiğimiz yüzyılın başında Anadolu topraklarında kalışımızın sebeplerinden biri sanırım bizi biz yapan bu ve benzeri davranışlardan uzaklaşmamız veya uzaklaştırılmamız sanırım. Unuttuğumuz ve bize unutturulan bu değerlere yeniden kavuşmak dileği ile. 

     İslam’a bayraktarlık yapan aziz milletimizin ve Gölbaşı’lı kardeşlerimin MİRAC kandili kutlar tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını dilerim.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
201. Sayımız Çıktı • Tıkla & Oku
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA