Advert
Savaş Mülazımoğlu
Savaş Mülazımoğlu
Giriş Tarihi : 27-12-2021 17:32
Güncelleme : 27-12-2021 19:23

GÜZEL AHLAK

‘’Habibim sen olmasa idin âlemleri yaratmazdım.’’ hadisi kutsi ile muhatap alınan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) bir sohbet meclisinde ashabından bir kişi ‘’Ya Rasulullah sen niye gönderildin.’’ diye peş peşe üç kere sorar. Sevgili peygamberimiz ‘’Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’ der. Daha İslam dini tebliğ edilmeden önce insanlar arasında güvenilir, emin olunan kişi anlamında ‘’El Emin’’ sıfatı ile temayüz etmiş sevgili peygamberimizin ‘’güzel ahlak’’ dediği nedir?

Ahlak; Arapça’da “seciye, tabiat, huy” gibi manalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Sözlüklerde çoğunlukla insanın fizik yapısı için halk, manevi yapısı için hulk kelimelerinin kullanıldığı dikkat çekmiştir. Bu ifadeden yola çıkarak ‘’ahlak’’ insan yaşamının başladığı doğumundan ölümüne kadar ve öldükten sonra da ebedi âlemde ki hayatını kapsayan sadece insana bahşedilmiş davranış ve düşünce bütünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Güzel; bu kelimenin çok geniş bir tanımlaması vardır. Konumuza özel ise, bu âlemde insanın insan ile insanın toplum ile toplumun toplum ile yine insanın âlemdeki diğer canlı ve cansız varlıklar arasındaki ilişkilerin pozitif anlamda ki ifade şekli olup, ölüm sonrası olarak ifade ettiğimiz ebedi âlemde ki hayatının belirlendiği düşünce, davranış, yaşayış, olarak değerlendirilir.

Bu iki kelimeyi bir arada ifade ettiğimizde ‘’GÜZEL AHLAK’’ insanın hem bu dünyada ki ve hem ebedi âlemdeki hayatını düzenleyen kurallar manzumesi olarak düşünülebilir.

Her şeyin mutlak sahibi yaradan ve yaşatan Allah bir ayeti kerimede ‘’Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etmeleri için yarattım’’ buyurmaktadır. İnsan Allah’a karşı kulluk görevini yerine getirirken, yaşamını da idame ettirmek için bir takım faaliyetleri ifa etmektedir. İşte bu dünyadaki faaliyetleri sırasında gösterdiği düşünce ve davranışlarda bir kısmı kendi koyduğu kurallar (kanunlar) ile bir kısmı da Allah’ın bildirdiği ilahi emirler ile şekillendirilmiştir.

İnsan yaşamında, insanı mutlu edecek, onun yaşamını kolaylaştıracak, hayatını güzelleştirecek, varlığını devam ettirecek, dünyayı tüm bireyler için yaşanabilir hale getirmek için pozitif anlamda ifa edilen davranışlara güzel diyoruz. Büyüğün küçüğe şefkati ve sevgisi, küçüğün büyüğe karşı saygısı ve sevgisi, toplumları birbirlerinin hukukuna gösterdiği saygı, inançların birbirlerine gösterdiği hoşgörüyü, güzel düşünceler olarak alırsak huzuru da beraberinde yerleştirmiş oluruz. Kavga yerine sevmeyi, öldürme yerine yaşatmayı, tüm aykırılıklara rağmen konuşabilmeyi, Allah’ın bahşettiklerini adil bir şekilde bölüşebilmeyi bu dünya için güzel ahlak sahibi olmayı başarabiliriz. İnsana has olan kibri yenerek, nefsin esiri olmadan sıkıntı ve zorluklar karşısında sabretmeyi, bolluk ve bereket karşısında şükretmeyi öğrendiğimizde güzel ahlak sahibi oluruz.

Yöneticinin adil olması, tüccarın ahlaklı olması, esnafın terazide hile yapmaması, işçinin işini güzel yapması, işverenin çalıştırdığı insanların hukukuna riayet etmesi, hakimin adalet üzerine karar vermesi, hancının yolcuya güler yüz göstermesi ve en önemlisi de insanların kadın erkek, fakir zengin, büyük küçük, köylü şehirli, siyah beyaz demeden sevilmesi ve sayılmasıdır güzel ahlak. ‘’Komşusu açken tok yatan bizden değildir’’ diyen bir peygamberin ümmeti paylaşmayı, bölüşmeyi, mazlumu korumayı, mağduru düşünmeyi bilmelidir.

Allah’ı idrak edememiş bir beyine sahip bireyde güzel ahlak olmaz. Yalana alışmış bir dilin sahibinde güzel ahlak olamaz. Harama bakan gözün sahibinde güzel ahlak olmaz. Başkasının malına uzanan elin sahibinde güzel ahlak olamaz. Mazluma kalkan kolun sahibinde güzel ahlak olamaz. Dedikoduya açılan kulak sahibinde güzel ahlak olamaz. Allah sevgisi taşımayan bir yürek sahibinde güzel ahlak olamaz. Milletinin derdini göremeyen idarecide güzel ahlak olamaz. Doğruyu savunamayan düşünce sahibinde güzel ahlak olamaz. Zulüme yürüyen ayak sahibinde güzel ahlak olamaz. Koca şair Mehmet Akif;

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. diyor.

İnsanın güzel ahlak sahibi olması için bireyi toplumu bilgi ve bilim ile şekillendiren Allah dostları vardır hayatımızda. Yüzyıllar önce yaşamış Ahmet Yesevi diyor ki; “Kalp kırmak Kâbe´yi yıkmak gibidir. Gönlü kırık birini görürsen, yarasına merhem ol. Sünnet imiş, kâfir de olsa incitme sen, Allah uzaktır katı yürekli gönül incitenden.” Ahmet Yesevi öğretisini “Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat” şeklinde dört kapı olarak bilinen ilkeler üzerine kurmuştur. Hazreti Mevlânâ, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat arasındaki farkı soran bir öğrencisine; “Karşı medresede rahlelerine eğilmiş ders çalışan dört kişi var. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at sonra gel sana anlatayım” diye buyurur.

Öğrenci gider, birincinin ensesine bir tokat akşeder. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını döner ve daha kuvvetli bir tokatla Hazreti Mevlânânın öğrencisini yere yıkar.

Bu kez ikincisine tokat atar. O da derhâl ayağa kalkar ve elini kaldırır. Ancak tam tokadı atacakken vazgeçip yerine oturur.

Üçüncü tokatı yiyince, şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam eder.

Dördüncü ise, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmaz. Bunun üzerine öğrenci durumu Mevlânâ Hazretleri’ne anlatır.

Mevlânâ Hazretleri şöyle buyurur; ” Birinci şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince tam iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi; “Sana kötülük yapana bile iyilik yap” Onun için döndü, oturdu.

Üçüncüsü marifet kapısına kadar gelmişti. İyinin ve kötünün tek Yaradan’dan geldiğini bildiği için, Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye, merakından şöyle bir dönüp baktı.

Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bildiği için, dönüp bakmadı bile!”

İşte Türklerin yaşamının her döneminde ortaya çıkan ve toplumu şekillendiren, bilgilendiren, Allah’a yönelten ve her zaman kul olduğunu hatırlatan Allah dostları olmuştur. ‘’Kim olursan ol gel, bu kapı umutsuzluk kapısı değil’’ diyen Mevlana, "Eline, beline, diline sahip ol" diyen Haci Bektaşi Veli, ‘’İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir, Sen kendin bilmezsin, Ya nice okumaktır’’ diyen Yunus Emre ve daha burada onlarcasını sayabileceğimiz irşad sahipleri, insana kul olduğunu hatırlatarak dönüşün yalnız Allah’a olacağını anlatmışlardır.

Bir mütefekkirimiz diyor ki; İnsanın yürekteki imanın derinliği, dışarıya güzel ahlak suretinde yansır. İşte o yürekteki iman ebedi âlemdeki güzel ahlakımız olacak ve o âlemdeki hayatımızı belirleyecektir. İnsana ve insanlığa yararlı olan birey, Allah’a kul olabilen iman sahibi olabilirsek güzel ahlaklı olarak Allah’ın vadettiği cennetle müşerref olacağız, güzel ahlaklı olamamış isek yine Allah’ın bildirdiği cehennemle tanışacağız.

Sözümüzün başına döndüğümüzde sevgili Peygamberimizin (sav) ‘’ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim’’ sözü için bir mecliste Peygamberimizin (sav) eşi Hz. Ayşe’ye, ‘’ Hz. Muhammedin ahlakı nasıldı’’ diye sorarlar. Hz. Ayşe der ki;

‘’SİZ KURAN OKUMUYOR MUSUNUZ? ONUN AHLAKI KURANDIR.’’ cevabını alırlar.

Güzel ahlak sahibi olabilmemiz için Kuranı anlamak ve yaşamamız gerekmektedir. Allah cümlemizi kendisine kul, habibine ümmet olanlardan eylesin.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
201. Sayımız Çıktı • Tıkla & Oku
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA