Epstein Skandalı Buzdağının arkasında görünmeyen Günahkârlar Üzerindeki gizemli El İSTİHBARAT

Bugün Jeffrey Epstein skandalı yıllarca bilinen ancak kimsenin cesaret edip açıkça dile getiremediği bir “kasaba hikâyesidir”. Hikâyenin ana özü şudur “Kasaba fahişesini herkes tanır ama kimse sokakta selam vermez.” Epstein skandalı bu eksende değerlendirildiğinde kasabanın fahişesinin konuşmaya karar verdiği görülmektedir. Doğal olarak kasabadaki tüm günahkârlar tedirgin etmektedir. Ancak kamuoyuna yansıyanlar buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.

Asıl soru şudur, bu günah ağının arkasındaki aktörler kimdir ve kim adına hareket etmektedirler?

İnsan nefsinin sınırı tanımaz. Yeme, içme ve uyuma kadar, üreme ve cinsellik de insanın doğal ihtiyaçları arasındadır Bozulmamış tüm dinler bu alanı belli ahlaki ve hukuki sınırlar içerisinde düzenlemiştir. Ancak bir toplum vardır ki kendilerine Hazreti Musa aracılığıyla gönderilen Tevrat’ı tahrif etmiş Mişna öğretileriyle dini kendi yorumlarına göre yeniden şekillendirmiştir.

Bu bağlamda bilinmesi gereken, Talmud Hoşen Mişpat 156-5 Hagag’da yer alan şu ifadedir: “Yahudi olmayanın malı, mülkü sahipsiz sayılır. Ona herkesten önce el koyan Yahudi, sahibi olur.” Bu dünya görüşünden hareketle Jeffrey Epstein’i “sahipsiz bir mal” olarak gören MOSSAD ona el koymuştur. El koyulan yalnızca Epstein’in kendisi değil elindeki bilgi, belge ve görüntülerdir.

Bu perspektiften bakıldığında, Jeffrey Epstein’in yalnızca bireysel bir suç figürü değil daha geniş bir yapının operasyonel aparatı olduğu görülmektedir.

Jeffrey Epstein ne yapıyordu?

Epstein, üst düzey siyasetçilerin iş insanlarının ve karar alıcıların zaaflarını sistematik biçimde tespit etmiş; bu zaaflar üzerinden kurulan ilişkilerle küresel ölçekte bir şantaj ve kontrol ağı oluşturmuştur.

Pedofili bu ağın en karanlık ve en iğrenç boyutunu teşkil etmektedir. Küçük yaştaki çocuklara yönelik cinsel istismar yalnızca hukuki değil insani ve vicdani açıdan da mutlak bir suçtur. Epstein istihbarat bağlantıları ve finansal gücü sayesinde üçüncü dünya ülkelerinden ve yoksul ailelerden temin edilen çocukları bu sapkın yapının merkezine taşımış tüm süreci sistematik biçimde kayıt altına almıştır.

Jeffrey Epstein bu kayıtları Siyonist İsrail’in istihbarat örgütü Mossad ile paylaşmıştır. Kendisine dünya çapında bir ağın önünü açan Mossad ajanları “kazan kazan” mantığıyla dünyanın üst düzey insanlarının sapkınlıklarına dair bilgileri istihbarat formatında toplamış elde edilen enformasyonu (ham veriyi) analiz ederek istihbarata hazır hâlde arşivlerine koymuştur. Böylece kişisel zaaflar devletler arası pazarlıklarda ve jeopolitik baskı mekanizmalarında kullanılabilecek birer stratejik enstrümana dönüşmüştür. Zamanı geldiğinde bu veriler kamuoyuna servis edilmiş, edilmekte ve edilecektir.

Buna en güzel örnek son günlerde yaşanan gelişmelerdir. Amerika İran’ı “özgürlük getirme” diliyle vurmak için silahlı kuvvetlerinin en kalabalık birliklerini Hürmüz Boğazı’na kadar getirmiştir. Donald Trump savaşa girip girmeme konusunda tereddütlü açıklamalar yaparken birdenbire Amerika’da Jeffrey Epstein belgeleri ortalığa saçılmıştır. Doğal bir sonuç olarak Donald Trump dâhil birçok kişinin adı bu belgelerde geçmektedir.

Son dönemde ABD Adalet Bakanlığı tarafından milyonlarca belgenin açılması bu nedenle yalnızca hukuki bir gelişme değil aynı zamanda küresel güç dengelerini etkileyen siyasi bir hamledir. Belgelerin zamanlaması ABD’nin İran’a yönelik askeri ve siyasi baskılarını artırdığı bir döneme denk gelmektedir. Bu durum istihbarat savaşlarının yalnızca sahada değil dosyalar ve ifşalar üzerinden de yürütüldüğünü göstermektedir.

Donald Trump başta olmak üzere birçok ismin dosyalarda geçmesi buzdağının görünen kısmıdır. Asıl önemli olan henüz açığa çıkmamış olan bağlantılar arka plan ilişkileri ve bu ağın hangi merkezler tarafından yönlendirildiğidir

Peki buzdağının görünmeyen kısmında neler vardır? Küçük bir örnek vermek gerekirse CIA bağlantılı “işkence uçağı” iddiaları bu sürecin yalnızca bir parçasıdır. Bu hamleyle anlaşılması gereken şudur, İran’la savaşa soğuk bakan CIA’yı köşeye sıkıştırma girişimi söz konusudur. Skandalın İngiltere ve Avrupa ayağı dahi başlı başına ayrı bir inceleme konusudur.

Özetle Titanik buzdağına çarpmıştır. Ancak bu kez batan gemi değil buzdağının arkasına saklanan günahkârlar ve onları yöneten yapılardır.