Advert
Gündem
Giriş Tarihi : 17-03-2022 18:07

Gölbaşı CHP'nin Hikaye Gündemi

Cumhuriyet halk partisi üyesi Ergül Koyuncu sosyal medya hesabından 4 bölümlük bir hikâye paylaştı. Paylaştığı hikayedeki isim ve mekanlar 100 yıl önce demesine rağmen bugünkü Gölbaşı CHP yöneticileri ve eski yöneticilerin hedef olduğu yolunda yorumları beraberinde getirdi.

Gölbaşı CHP'nin Hikaye Gündemi

Cumhuriyet halk partisi üyesi Ergül Koyuncu sosyal medya hesabından 4 bölümlük bir hikâye paylaştı. Paylaştığı hikayedeki isim ve mekanlar 100 yıl önce demesine rağmen bugünkü Gölbaşı CHP yöneticileri ve eski yöneticilerin hedef olduğu yolunda yorumları beraberinde getirdi.

Bu paylaşımdan rahatsızlık duyan Yusuf Aksakal Ergül Koyuncu’nun CHP tüzüğünün belli maddeleri gereğince CHP üyeliğinden istifa talebini içeren bir dilekçeyle başvuru yaptığı öğrenildi.

Memleket üzerinden yapılmış yorumda tepkiye yol açtı işte Ergül koyucunun sosyal medya üzerinden paylaştığı hikâye...

.......................... EŞEK VE FALAKA.........................

                            -------(1.BÖLÜM)------

Evet,hikayemiz bir asır öncesinde ,şimdiki GÖLBAŞI’ nda geçiyor.Bana anlatılana göre Gölbaşı,  elli-altmış haneden oluşuyormuş.Tabi köyler hariç.Bugün bildiğimiz köylerin bir kısmı da o zamanlar yokmuş.Gölbaşı,kuzey güney istikametine giden güzargah üzerin de olduğundan,ticaret ve seyahat edenlerin geçtiği küçük bir kasabaymış.Toprakları verimli,suyu bol, yeşilliği bolmuş.Zamanla bu önemli özellikleri sayesinde göç almaya başlamış.                                                                                   Gölbaşı’na göçenler,kendi memleketlerindeki iklimin sertliğinden,coğrafi yapının tarıma izin vermemesinden sebep ,buralara göç etmek zorunda kalmışlar.Yerli halk bu yeni göçerleri iyi karşılamış.Sonuçta herkes bu vatanın evladıdır diye düşünmüşler.Toprak vermişler,iş vermişler,ekmeklerini üleşmişler,kaynaşmışlar.Fakat, bizim göçerlerde enteresan kümeleşmeler oluşmuş.Mesela, ülkenin A vilayetinden ilk  gelen nereye konmuşsa,aynı vilayetten gelen diğerleri de ilk gelenin yanı başına konmaya başlamışlar.Önceleri göçenlerin çoğunluğu ülkenin kuzeydoğusundanmış .Sonra orta anadolunun doğusundan gelenler takip etmiş.                             Dönem,Osmanlı dönemidir. Osmanlı’nın en zayıf, yönetim bakımından en basiretsiz yıllarını geçirdiği zamanlardır.Ülkede hiçbir şey yolunda gitmemektedir.Ülkenin,devletin bu durumu, ister istemez bizim küçük şirin kasabamız GÖLBAŞI’nı da etkilemiş.Elbette İstanbul,İzmir gibi büyük vilayetleri etkilediği kadar değil.Ancak, traji komik olaylara sebep olmuş.Önceleri elli,altmış haneyken sonra alınan göçlerle seksen doksan haneye çıkan bu küçük kasaba da otorite eksikliği hissedilir olmuş.Devlet,bu küçük kasabaya uzun zamandır ataması gereken memurlarını ,yetkili zabitini,,mal müdürünü vb.yetkilileri bir türlü göndermiyormuş.Halk ,devletle olan işlerini, yakınında olan HAYMANA’ya giderek çözmek zorunda kalıyormuş.Fakat, o günün şartlarında Haymana’ya gitmek bir dert,yetkililere sorunlarını,dertlerini anlatmaları ise başka bir dertmiş.Yetkililerle Sadece görüşmek için bile uzun süre beklemeleri gerekiyormuş.Veya rüşvet vermeleri…Yani sorunlarına,dertlerine çare aramak için gittikleri onca yol ,onların umutsuzluklarına kızgınlıklarına çare olmak bir yana daha da sinir stres sahibi olmalarına sebep oluyormuş.Bu durum zamanla onlarda terk edilmişlik,yalnızlık hissi uyandırmaya başlamış.Devlete olan güvenlerinde de ciddi kırılmalar olmuş. Ama hayat devam ediyormuş! Tıpkı dünya kurulduğundan beri nasıl devam ediyorsa, onlar için de hayat devam ediyormuş. Sonunda ,Tüm GÖLBAŞILILAR karar almak zorunda kalmış !!! Artık mecbur olmadıkça HAYMANA'YA sorunlarını çözmek için gitmeyeceklermiş.Kendi sorunlarını kendileri çözeceklermiş.Bunu da aralarından seçtikleri heyetle yapacaklarmış !!!

Hikayemiz, alınan bu karardan yani GÖLBAŞI için oluşturulan yeni idare heyetinden sonra  hareketleniyor.İnsanoğlunun ilk kümeleşip yaşamaya başladığı, on iki-on üç bin yıl öncesinden günümüze kadar gelen, ego,hırs,bencillik,sahip olma isteği O günün GÖLBAŞI’sında da göstermiş kendini.Ama komik şekillerde can bulmuş,cahilce göstermiş kendini. Bu hikayedeki  kahramanlar sıradan basit insanlar. Sadece bu hikayenin kahramanları onlar! BİR DESTAN DEĞİL BU YAZDIKLARIM !!!  DESTANLARDA OLUR ULU, YÜCE ÖLÜMSÜZ VEYA ADLARI ÖLÜMSÜZ KAHRAMANLAR !!! Benimkisi,basit sıradan bir hikaye.Zaten ULULARLA,KAHRAMANLARLA DA PEK İŞİM OLMAZ benim.


 

........................    .EŞEK VE FALAKA..........................
                    --------------( Bölüm 2 )--------------
  İdare heyetinin oluşturulması hem çok zor, hemde kolay olmuş.Gölbaşı halkı ilk zamanlarda çokta önemsememiş bu konuyu.Çokta kafa yormamışlar,o yüzden de,kurulacak idare heyetinde kimlerin olabileceği hususu ön plana çıkmış.Ana madde yalnızca bu olmuş.Ardından,İsimler tartışılmaya başlanmış.Artık herkes birbirine alıcı gözlerle bakıyormuş.Hiç kimse, hiç kimseyi beğenemez olmuş.Gölbaşı halkı, İlk defa bu tarz davranışlar sergilemeye başlamış.Bencilliğin ihtirasın tatlı mı yoksa acımı olduğunu bilemediğim tatlarını, istekli ve sabırsızca tatmaya başlamışlar. Kasabanın ana gündemi haline gelmiş idare heyetinde olacak kişiler.Ancak, kimse de idare heyetin’de bulunmak istiyorum demiyormuş.Aslında bu makamda bulunma  isteklerini, tamamen içgüdüsel tavırlarla sergiliyorlarmış birbirlerine.
  Heyet için Kimin adı geçse,adı geçen kişiye mutlaka bir bir kulp takılıyor ,herkeste ortaya atılan olumsuz yargılara onlaylarcasına sesiz kalıyormuş. ilk defa yaşadıkları,karşılaştıkları bu durum  karşısında,gerçektende tamamen içgüdüsellermiş .
  Aslında hepsi, HEYET’TE KENDİSİNİN OLMASI GEREKTİĞİNİ HİSSEDEREK İSTİYORMUŞ.SADECE NASIL İFADE EDECEKLERİNİ VE O HEYET’TE OLABİLMEK İÇİN NE YAPMALARI GEREKTİĞİNİ BİLMİYORLARMIŞ. İş öyle çıkılmaz bir noktaya varmış ki, neredeyse onlarca toplantının sonucunda bu fikirin uygulanamayacağı kararnıı alıp,konuyu kapatacaklarmış.
  Toplantılar akşamları,Gölbaşında  bir handa yapılıyormuş.Handa ki son toplantı o kadar sert ve hararetli geçmiş ki,Hanın sahibi, konaklayan yolculardan  yardım isteyip ,toplantıda bulunanları sakinleştirmek zorunda kalmış.
 .O gece,handa konaklayan yolcuların bazıları birşeyler içmek için aşağıdalarmış. İster istemez olan biteni duyup görmüşler.Hancı ve birkaç yolcunun toplantıdaki insanların tansiyonunu düşürmek için araya girmesinin  hemen ardından,Nispeten iyi giyimli sayılabicek,elli’li yaşlarda, kır saçlı,kısa boylu,hafızalarda iz bırakmayacak tipteki bir yolcunun tiz sesi, duyulur gibi olmuş.Yolcu aslında kalabalığa bir soru sormuş. O gürültüde,normal ses tonuyla soruduğundan arada kaybolup gitmiş yolcunun sorusu.Duyulmamış .Ama hemen ardından, biraz daha yüksek sesle tekrarlamış sorusunu.Bu sefer beş on kişi duymuş ve birden susmuşlar.
Cesaretlenen yolcu, bu sefer bağırarak yeniden sormuş sorusunu.Salonda duymayan kalmamış . O kargaşa,gürültü patırtıı sesizce bitivermiş.Sesizlik hakim olmuş salona.Şaşkınlığı ilk atanlardan biri, toplantıda bulunanlara bağırarak.
  YABANCI DOĞRU SÖYLÜYOR ! İDARE HEYETİ HANGİ KONULARLA MEŞGUL OLUCAK? NELERİ DÜZENLEYECEK?NELER HAKKINDA KARAR ALACAK?ALINAN KARARLARI NASIL UYGULATACAK? YOLCUNUN SORDUĞU SORULAR BUNLARMIŞ.Daha önce akıllarına gelmeyen bilmedikleri şeylermiş bunlar.
  Toplantıda bulunanların çoğu (ama hepsi değil)tartışmaya yanlış yerden başladıklarını kimi az,kimi biraz,kimi de tam olarak anlamış.
   Atalarımız, birkaç toplantı daha yaptıktan sonra,heyet’te bulunması gereken kişilerin niteliklerini ve özelliklerini belirleyebilmişler.
  Böylece ,herkesin herşeyi yapamayacağını da bir çırpıda öğrenivermişler.Onca insan bir anda elenmiş.Bazı doğru kararlar da almışlar.Ancak orada bulunan hiç kimsenin idari 
yönetimle,hukukla,asayişle DEVLET yönetimiyle ilgili, bilgisinin tecrübesinin olmadığınnıda.farkındalarmış.Yardım istemeye karar vermişler.Bu yüzden bir hayli yaşlanmış olan emekli bir müftüye danışmakta bulmuşlar çareyi.Zaman kaybetmeden de müftünün yanına gitmişler.Emekli müftümüz,ülkenin çeşitli ilçe ve illerinde görev yapmış devlet işlerini az çok bilen bir kişiymiş.Müftünün de onlara aktardıklarından sonra OLUŞTURULACAK İDARİ HEYETE KİMSENİN YETERLİ MEZİYETLERE SAHİP OLMADIĞI ORTA ÇIKMIŞ. Bunu da ŞIPDİYE kavramışlar.Anlamışlar ama açığada vurmamışlar.
   En sonunda, uysa da olur uymasa da olur deyip,GÖLBAŞIMIZIN İLK İDARE HEYETİNİ SONUNDA KURMUŞLAR.İŞTE İDARE HEYETİNDEKİ  İSİMLER: 1-ÇERÇİCİ BAYRAM  2-BERBER(SÜNNETÇİ) HÜSEYİN 3-KATİP YAMAĞI ÖZGÜR  4- ZABİT ONBAŞI YUSUF  5-BOHÇACI NURİYE

----------------------------EŞEK VE FALAKA------------------------
                              ....  ( Bölüm 3 )....
( Bu bölüm cidden uzun olmuş diyenler olacak..ancak mecburdum.
Eğer okuma centinmenliğini yaparsanız aslında uzun olmadığına ikna olacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar)
                 Heyette olan kişiler laf olsun diye seçilen kişiler değillermiş.Bu insanların,burda bulunmalarının doğru ve haklı sebepleri varmış.Her şeyden önce bütün halkla iç içeymişler.Kasabada, köyler dahil her şeyden herkesten haberdar olabliyorlarmış. Meslekleri onlara bu imkanı veriyormuş.
  Gölbaşı’nın ilk idare heyeti, içtenlikle çalışmalarına başlamışlar,Birçok problemide çözmüşler. Kimsenin şikayeti yokmuş.Hatta halk çok memnunmuş.İdare heyetinin kurucu meclisi( Meclis filan yok tabi ki, kolay olsun diye ben,böyle yazıcam)Heyetin ömrünü iki sene olarak tanımlamış.Süre koymalarının haklı, gayette mantıklı iki sebebi varmış.Birinci neden,eğer beceremez ve başarısız olurlarsa bir daha devam etmesinler.İkinci nedense, heyette bulunanlardan görevi layıkı ile yapamayanlar olursa veya yanlış davranışlar içinde bulunanlar olursa,onları değiştirebilmek için bu süre konulmuş.
  Vatan sever genç Osmanlılar gibi dört elle işlerini yapıyorlarmış.En önemlisi Gölbaşı halkı bu yeni düzeni kabullenmiş.Hiç kuşkusuz bu durum, İdare heyetimizin başarısıymış.Heyettekiler, Gölbaşımızda artık önemli kişiler haline gelmişler.Hemde altı yedi ay gibi çok kısa bir zamanda.Onlarda konumlarının farkındalarmış.Aslında, heyette olmanın onlara bu konumu sağlayacağını önceden hayal edebiliyorlarmış.Ancak yaşayarak öğrenmek,onlara hayalle gerçeğin arasındaki farkın ne kadar derin olduğunu göstermiş.
  Bu arada Gölbaşımız, göç almaya da devam ediyormuş.Yeni gelenlerin içinden farklılık yaratabilecek  kimse çıkmıyormuş.Ama son gelenlerle o kural bozulmuş.Doğu Karadenizden göçenlerin arsında iki kişi varmış ki,bunların gelişi ile GÖLBAŞI’nın sosyolojisi, tarihi adeta baştan yazılcakmış.Eski bir ŞEHREMİNİ VE YEĞENİ İç Anadolu’nun bozkırındaki KUTSAL GÖLBAŞI TOPRAKLARINA AYAK BASMALARIYLA BAŞLIYORMUŞ, TÜM OLACAK OLANLAR!
  Eski şehremini’nin geldiği ve şehreminilik yaptığı kasabanın adı da GÖLBAŞI imiş.Kimsenin Tekelinde değil ya GÖLBAŞI ismi! Çok Akrabaları varmış burda. Ayrıca yeğeninin okul durumu için göç etmiş mişler!Eski şehreminin göçünün etkisi, Gölbaşının doğal yaşamında kendini çok çabuk göstermiş.Yaşının ve önceki idarecilik tecrübesinin verdiği bilgi birikimle,DOĞUKARADENİZLİLERİ kısa bir sürede derleyip toparlamış.ÖRGÜTLEMİŞ onları!Bozkırın ortasında adı GÖLBAŞI olan bu yerde,terk ettikleri toprakların, memleketçiliğine dayalı bir örgütlenmeymiş bu. Kurulan etnik yapı tetikleyici olmuş.Topraklarından ayrılıp buraya gelen Anadolunun diğer çocuklarıda, aynı örgütlenmeyi model almışlar kendilerine.Yalnız bu örgütlenme modelinin siyasal toplumsal içeriği yokmuş.Sadece ve sadece etnik ,kültürel ve mezhepsel yapılarmış.Artık Gölbaşımızda doğup büyümek ölmek,mezarlarının gölbaşında olması, onların Gölbaşılıyım demeleri için yeterli değilmiş!!!Her grup Gölbaşında ,memleketlerinin farklı olduğunu söylüyormuş! MEMLEKET NERE*sorusu, yeni tanışmış insanların birbiyleriyle sohbete başlama aracı olmuş.Herkes Gölbaşılı olmayı bırakmış.İsteselerde Gölbaşılılığı bırakamayacak olanlar da varmış! Onlara da YERLİ diyorlarmış artık*  Bu kümecikler kendi içlerinde ortak karar alabildikleri için,İdare heyetine baskı unsuru olarak Gölbaşında dünya ya gözlerini açmışlar.Bebeklerin vara yoğa ağladıkları gibi ağlıyorlarmış.Devamlı da acıkıyorlarmış.Heyetin görev  süresi dolmak üzereymiş.O yüzden Halkın memnuniyeti önemliymiş.Yeni doğmuş bebeklerin bakımı,çok daha önemliymiş.Bebeğe mama vermezsen, yıkayıp yağlamazsan, NE OLUR? ÖLÜRMÜŞ! Kimse bebeklerin ölmesini istemez.Bizim idare heyetimiz de katil değilmiş!

 Bütün kümecikleri ellerinde tutmaya başlamışlar fakat orta Anadoluların oluşturdukları grupta sorun varmış.Grupta söz hakkı bulunan Neşat adında birisi, ısrarla idare heyetinden şikayetçi oluyormuş.Etrafta da konuşuyormuş.Hem de ulu orta.Yavaş yavaş ona kulak kabartanların olduğunu anlayan heyet, ne yapacağını bilmiyormuş. Neşat’la çok kez konuşmuşlar ama nafileymiş.Neşat saf mı desem,saf ayağına yatan kurnaz mı desem, ne desem birisiymiş.Ama çalışkanmış,aile babasıymış en önemlisi kültürel ve mezhepsel bağları çok güçlüymüş.İnatçıymış. körmüş,Körlükte işine geliyormuş.Heyettekiler,İşte bu Neşat’ı elde tutmanın çaresini arıyorlarmış.Gelecekleri,sanki Neşat'ın elindeymiş gibi hissediyorlarmış! (komik)
  Heyetin içinde zamanla, heyetçikler oluşmuş.Geçirdikleri kısa ama çalkantılı süreçlerinde, heyetçiklerden biri( üç kişi) acilen toplanmış.Tabi ki konu Neşatmış.Bu üçlü heyetçikte, tüm heyetin içindeki en kurnaz en cin fikirli olan üye de varmış.Yeni heyetin oluşmasına çok az zaman kaldığı için,aklında olan ama son çare gördüğü planını, heyetçiğe açmak istiyormuş.Tüm heyete açamazmış planını. Çünkü tehlikeli ve riskliymiş.Hem onbaşı Yusuf’a hiç güvenmiyormuş.Hemen bir çırpıda planını söylemiş.
  ‘’NEŞAT’IN EŞEĞİNİ ÇALICAZ’’ demiş! Plan eşek çalmakmış! Heyetçiktekiler şok olmuşlar! Devam etmiş cin fikirli,’’SONRA DA EŞEĞİ BULMUŞ GİBİ YAPIP NEŞAT’A GERİ VERİCEZ!’’ Bütün plan buymuş.Basit, net, çıkarcı ama iş bitiriciymiş.Diğer ikisi ayrı ayrı,ben hırsızlık yapmam diye bağırmışlar.Söze girmiş cin fikirli,tabi ki biz yapmıcaz, hırsızlığı başkasına yaptıracaz.Sizi bunun için çağırdım zaten. Bakın parayla olmaz bu iş. Bir kere para verirsek bunun sonu gelmez ve her an satılabiliriz.O yüzden çıkar ilişkisi kurabileceğimiz birini bulmalıyız ki bizi satamasın, sonradan konuşmasın. O kişiyi Gölbaşında ben bulamadım. Burda o kişiyi bulmamız lazım.Diğer iki üye sesiz kalıp biraz düşünmüş.Sonra içlerinden biri olur yapılabilir deyince diğer üçüncü de onaylamış.Ama o kişi kimmiş ? O eşeği kim çalacakmış?
  Eski şehremini, adaş kasabaya göç etme sebebini soranlara, yanında getirdiği yeğeninin okuma sevdası olduğunu söylüyormuş. Kimse oralı değilmiş. Göçüp gelmiş ya,bu onun sorunuymuş. Gerçektende Eski şehremininin büyük sorunuymuş. YEĞENİ! Bir şey olma, önemli olma sevdalısı olan YEĞEN,bu yolda neler yapmamış ki! Hangi kimliklere girdiğini amcası bile artık hatırlamıyormuş. YEĞEN için o kimlikte bu kimlikte olmanın ,saf değiştirmenin pek önemi yokmuş. Hangi saf ona müdürlük veya o tarzda bir şey verirse o kimlikte oluverirmiş. Önemliymiş makam sahibi olmak. Makam sahibi olsun yetermiş. makamın ne olduğunun önemi yokmuş YEĞEN için. Geldikleri küçük kasabada ,komşu kasabalarda makam sevdasından dolayı, büyük sorunlara sebep olmuş. O sıralar amcası geldikleri küçük kasabanın şehreminiymiş. Gücü varmış, kapatabiliyormuş budala yeğenin yediği haltları. Görevi bitince artık YEĞEN’in yaptığı soytarılıkları kapatamayacağını çok çok iyi bildiğinden göçüp gelmek zorunda kalmış adaş kasabaya. Çünkü YEĞEN, amcasının isminden faydalanarak bu hareketleri yapabiliyormuş. Hoş amcası da bu durumdan rahatsız değilmiş. Eteğine yapışmış bu budalayı, sevmese zaten izin vermezmiş,tüm bu kimliksiz çıkarcı hareketlerine.
  Bizim heyetçik isim bulma konusunda kıvranıp dururken’’BUDALA YEĞEN’’ akıllarına bir türlü gelmiyormuş çünkü onlar Gölbaşına daha yeni gelmişler. İsimleri de daha kafalarına kazınmamış. Birden nurlar içinde YEĞEN’in sülieti belirmiş zihinlerinde. Sonra da hatırlayabilmişler yeğenin ismini.ENGİN’miş ! Ama onu herkes ‘’YEĞEN’’ olarak biliyormuş. Evet, işi yapacak ‘’adamın’’ ismini bulmuşlardı. İsim bulma oyununu oynarken de eşeği çalıp geri vermenin karşılığında ne vaat ediceklerini kararlaştırmışlar.Artık o ödül ‘’ YEĞEN’E ’’verilecekmiş. ‘’ YEĞEN’E ’’, Gölbaşından geçen yolcular için yapılan küçük hamamın müdürlüğü verilecekmiş.YEĞEN ÖMRÜ BİLLAH BULAMADIĞI MAKAMINI YAKINDA BULACAKMIŞ.GÖLBAŞI HAMAM MÜDÜRÜ olucakmış.Sadece tek bir sorun kalmış. Hamamı aslında, YERLİLERDEN ÜMİT’E (GELGİT ÜMİT’E) kiralıyacaklarmış.Gelgit Ümitle de önceden konuşmuş,hatta anlaşmışlar.Ama yapacak bir şey yokmuş. Kararlar alındığı gibi geri bırakılabilinirmiş. Ümit’te hamamı zaten iyi çalıştıramaz batırıp zarar edermiş.Ümit içinde en iyisi buymuş.
  Evet sonunda karar verilmiş! Neşat’ın eşeğini yeğen çalacak, sonra, eşek bulunmuş gibi Neşat’a tekrar teslim edilecekmiş. Bu saye de Neşat’ın muhalefeti bitecekmiş. YEĞEN’e de bu hizmetlerinin karşılığında Gölbaşı Hamam Müdürlüğü verilecekmiş. Gelgit Ümit’le konuşulup uygun bir dille ikna edilecekmiş. İşte bu kadar kolaymış işin çözümü.

----------------------------EŞEK VE FALAKA-----------------------

( FİNAL BÖLÜMÜ )

Heyetçik planı hemen uygulamak için Yeğene haber yollamış.Zaman kaybetmeden onunla konuşmak istiyorlarmış. Görüşmeyi de YEĞENİN kısa sürede yakın arkadaş olduğu, davarlarla anlaştığı kadar insanlarla anlaşamayan MUHİBİN evinde ayarlamışlar. ÇOBAN MUHİP in evi kasabanın biraz dışında olduğundan, dikkatte çekmezmiş .Gecenin ilk karanlık saatlerinde heyetçikle YEĞEN, davar sürülerinin içinde bir araya gelmişler. Heyetçik ondan ne istediğini lafı gevelemeden doğrudan anlatmış. Bunun karşılığında da Gölbaşın’da ona, yeni açılacak HAMAM ın müdürlüğünü teklif etmişler. YEĞEN hiç düşünmeden hemen kabul etmiş. Çoban MUHİP davarlarının dışında, tek arkadaşı olan YEĞEN i uyarmış, yakalanma riskinden bahsetmiş ama nafile. YEĞEN, Müdür olucam oğlum MÜDÜR MÜDÜR! demiş. Bu yaşına kadar bu makam için nasıl çabaladığını anımsamış. Çobana dönüp, risk almadan, çaba harcamadan adama MÜDÜRlük mü verirlermiş hiç diye cevap vermiş. Hem Zabit Onbaşı Yusuf da hemşehrisiymiş YEĞEN in.Unuttun mu diye MUHİP’e hatırlatmış. Güveniyormuş onbaşı Yusuf a bundada haksız değilmiş.

Heyetçik YEĞEN le anlaştıktan sonra, ona eşeği üç gün saklaması gerektiğini sonrada nereye bırakacağını anlatmış. İki tarafta mutlu mesut oradan ayrılmışlar. Neşat’la yakışıklı eşeği birbirlerinden ancak hava karardıktan sonra ayrılabiliyorlarmış. Bu yüzdende YEĞENLE ÇOBAN MUHİP, EŞEĞİ geceleyin Neşat ın damından çalabilmişler. Çobanın damında saklıyacaklarmış. Öyle anlaşmışlar. Muhibin evine doğru yol alırlarken Muhip, YEĞEN e eşeği kendi damında saklayamayacağını söylemiş. YEĞEN çok kızmış ,aralarında münakaşa etmişler ama çoban kabul etmiyormuş. Birbirleriyle konuşmadan eşekle beraber dönüş yolunda sessizce ilerliyorlarmış. İki yabancı gibi! YEĞEN eşeği, amcasıyla beraber oturdukları evin damına yerleştirmiş. Bunu hiç istemiyormuş ama o an yapacak başka bir şey yokmuş. Yatağına uzanıp kafasını yastığa koyduğunda, hemencecik hayallere dalıp gitmiş. Kendini GÖLBAŞI HAMAMINDA müdür olarak düşlüyormuş. Ondan çok iyi MÜDÜR olurmuş. Gözleri kapanırken, kendi kendine kararlar almış. Örnek vatandaş olmalıymış ,müdür olan kişinin sözünden kimse şüphe duymamalıymış ,dürüst olmalıymış. İşte bunların sözünü vermiş kendine ve uyumuş kalmış zavallı budala YEĞEN.

Öğlene yakın bir saatte açmış gözlerini yeniden dünyaya. Acele ile giyinip, hiç birşey yemeden dışarı atmış kendini. Kahveye gidiyormuş. Kahve Karakolun tam karşındaymış. Orası halkın toplanma yeri gibiymiş. Olan biten her şey orada konuşulurmuş. Yediği haltla ilgili tüm bilgileri duyabileceği en iyi yerde orasıymış. Kahveye varınca, dışarıda karakolu karşıdan gören iskemlenin birine oturmuş. Orta şekerli kahvesini söylediği sırada gözleri, Neşat’ı seçmiş. Başı öne eğik karşı taraftan karakola doğru gidiyormuş. Neşat usulca karakolun kapısında içeri girmiş .Bir saate yakın bir süre kalmış orada. Sonra Karakol kapısının yanıda belirmiş. Onbaşı Yusuf ve MAHDUM ERCAN la çıkmış karakoldan. Mahdum Ercan hararetli hararetli birşeyler anlatıyormuş Neşat a .Bu duruma çok şaşırmış YEĞEN. Buraya geldiğinden beri bu MAHDUME nin kim olduğunu bir türlü anlayamıyormuş. Önce onu zabit sanmış ama değilmiş. Sonra hemşerisi olduğunu düşünmüş, yok o da değilmiş. O dönüp duran mevlanın hışmıymış. Ayrıca amcasını kurduğu ETNİK ÖRGÜT ün dışarıdan olan tek üyesiymiş. Sonunda birgün, birileri ERCAN ı ve ERCAN’a niye MAHDUME denildiğini ona izah etmişler. Aslında ERCAN MAHDUME liği kazanmak için çok fedakarlıklar yapmış, çok çalışmış bunun için. Hak verilmez alınırmış.

Budala YEĞEN bunları düşünürken, Neşat karoldan ayrılıp uzaklaşmış. Zabit onbaşı Yusuf ve Mahdume Ercan Kahveye gelmişler. HEMŞERİSİ olan YEĞENİN yanına oturmuşlar. O ana kadar kasabada kimsenin haberi yokmuş olan bitenden. Onbaşı kahvede hazır onca insan varken, Neşat’ın yakışıklı eşeğinin çalındığını duyrmuş. GÖLBAŞININ ilk EŞEK HIRSIZLIĞIYMIŞ. Onbaşı Yusuf bu işi çözeceğini, eşiği de hırsızı da bulacağını söylemiş. Mahdum Ercan da kafasıyla onaylamış Onbaşısını. Sade kahvesi önünde olan Onbaşı , fincanı eline alıp daha dudaklarına götürürken fötürdetmeye başlamış. Dudaklarıyla buluşan kahvenin köpükleri, acı dolu çığlıklar çıkarıyormuş. YEĞEN izin isteyip kahveden ayrılmış. Evinin yolunu tutmuş. Koşarak gitmek istiyormuş ama dikkat çekmemek için ağır ağır uzaklaşıp gitmiş. Evin dış kapısından içeriye girdiğinde, lanet olası eşekten kurtulmak istiyormuş. Ama bu, o an için imkansızmış. Herkesin gözü önünde, herkesin bu hırsızlıktan haberi olduktan sonra başka biryere götüremezmiş eşeği. Canı burnundaymış. Tam o sırada bizim eşek olanca gücüyle ANIRMAYA BAŞLAMIŞ, SIRASIMIYMIŞ ŞİMDİ BUNUN. Dama doğru koşup, kapıdan içeri girmiş, belindeki kuşakla, eşeğin ağzını sımsıkı bağlamış. Hadi şimdi de anırsaymış da görseymiş. Halbu ki kasabada hemen her evin eşeği varmış. Anırtı sesleri kasabanın olağan sıradan seslerindenmiş. Dışarı çıktığında hatırlamış bunu. Suçluluk ve yakalanma korkusundan böyle davrandığını farketmiş. Ama eli ayağı zangır zangır hala titriyormuş. Neşat’ın yakışıklı eşeği aslında o saatlerde tarlada sahibinin yanında olurmuş hep. Uzun yıllardır bu böyleymiş. Tam da bu saatlerde Neşat ona türkü de çığırırmış. Alışmış bizim eşek buna. Türküye ,Neşat ın sesinden türküyü duymayınca, anlamış kaçırıldığını. Alışkanlık kötü bir şeymiş. Eşek için bile kötü bir şeymiş. O yüzden acı acı yüksek sesle anırmış. Yoksa kötü bir niyeti amacı yokmuş yakışıklı eşeğin.

YEĞEN Evin dış kapısının önüne çıkmış. Sebebi yokmuş oraya çıkmasının o da artık ne yaptığını bilmiyormuş. Fazla bir zaman geçmeden Mahdum Ercanı ve yanında iki zabiti görmüş. Evlere giriyorlarmış. Beş dakika sonra çıkıp diğer eve giriyorlarmış. Besbelli Eşeği aramaya çıkmışlar. YEĞEN işte o an ŞAPA oturduğunu anlamış. GİDİYORMUŞ MÜDÜRLÜK ! Yapacakta hiç birşeyi yokmuş. Mahdum Ercan ve iki zabit sonunda onun kapısının önüne gelmişler. Mahdum HEMŞERİSİ OLDUĞU İÇİN KİBARCA iki dakikalığına içeri girip dama bakıp çıkacağını söylemiş. Formaliteden diye de eklemiş. Yeğen, amcasın hasta olduğunu rahatsız etmemeleri gerektiğini söylerken, zabitlerden biri açık kapıdan içeri dalıvermiş. Mahdum Ercan da hah işte, hemen bakıp çıkıyoruz deyip o da dalmış evin dış kapısından içeriye. Eyvah ki eyvah, Yeğen ŞAPI yedikten sonra ne oluyorsa, aynılarını oracıkta onada oluyormuş. Zabit damdan dışarı ağzı bağlı eşekle çıkmış. YEĞEN haricinde herkes şaşkınmış bu duruma. Mahdum YEĞENE bakarak ,bu eşeğin ağzı niye bağlı olduğunu sormuş ! Bu gerçekten çok haklı bir soruymuş onlar için! Tekrar sormuş, niye bağlı yav bu eşeğin ağzı? Yeğen cevap vermiş, Anırmasın diye ! Ama eşekler ANIRIRMIŞ! Bu eşek niye anırmasınmış! Eşeğin doğasın da varmış anırmak.

Aslında bizim eşek avcıları, girdikleri her evde bir veya iki tane eşekle karşılaşıyorlarmış. Eşek veya eşeklerin Kimin olduğunu sorup, cevabı aldıktan sonra da çıkıyorlarmış. Ama hiçbir yerde ağzı bağlı eşekle karşılaşmamışlar. Salak YEĞEN yakışıklı eşeğin ağzını bağladığı için, yakayı elevermiş. Onbaşı Yusufa haber salmışlar, o da hemen gelmiş olay yerine. Kırgın, küskün sinirliymiş bizim onbaşı Yusuf. Budala YEĞENİ karakola götürmüş.

Bütün kasabanın duyduklarını elbette İdari Heyette duymuş. Heyette ki Heyetçik, birden paniklemiş kurnaz olanı hariç, diğer ikisi hacı yatmaz gibi hareketlerle ifa ediyorlarmış kendilerini. Kurnaz onlara dönmüş sakin olmalarını, burda beklemelerini, kimseylen bu konuda konuşmamalarını tembihlemiş. Kendisi karakola gidip o YEĞEN bozuntusuyla konuşacağını söyleyip odadan çıkmış. Karakola geldiğinde Onbaşı Yusufu sinirli vaziyette YEĞENE e bağırırken bulmuş. YEĞEN kafasını öne eğmiş iki eli bacaklarının arasında öylece mal gibim duruyormuş .Kurnaz İçeri girdiğinde, Onbaşı daha arkasını dönmeden kafasını kaldıran YEĞENE sus işaretini yollamış. Onbaşı, Kurnaza olan biteni anlatmış. Sonra onbaşı, Kurnazın kolundan hafifçe çekip biliyorum; birbirimizden pek haz almıyoruz. Ama bu adam benim toprağım, bir cahillik yapmış .Şimdi bunu hırsız diye HAYMANADA Kİ yetkililere versek, ömrü çürüyüp gidecek. Buna burda, bizim heyet yoluyla ceza verip geçiştirelim. Ben de sana borçlu kalırım demiş. Bu lakırtılar karşısında kurnazımız içinden derin bir ohh çekmiş. Önce yok olmaz filan demiş. ( yalandan) Onbaşının minnet içeren konuşmalarından etkilenir gibi yapıp, sonunda kabul etmiş. Yeğenle yalnız konuşmak istediğini söylemiş. Onbaşı hemen oradan uzaklaşmış onları yalnız bırakmış. Kurnaz Direk YEĞENE hala HAMAM MÜDÜRLÜĞÜNÜ isteyip istemediğini sormuş. Bu soru karşısında şaşkınlaşan YEĞEN kırık ses tonuyla evet demiş. Kurnaz o zaman susacaksın bizi de ele vermeyeceksin demiş. Yalnızca sana öğretilen şeyleri söyleyeceksin. Birazdan sana anlatılanları bizim önümüze geldiğinde de harfiyen aynısını anlatacaksın demiş. Onbaşının yanına yaklaşmış, buna kendisini savunması için masal uydurun. Karşımıza geldiğinde onu anlatsın. Bizde kendi aramızda ceza belirleyip bitirelim şu işi demiş. Kurnaz karakoldan çıkarken Mahdum Ercan gelmiş. Onbaşı olanları anlatmış ona. Şimdi bu aptala hafifletici bir masal bulmamız lazım demiş. Mahdum birden sinirlice fırlamış yerinden, Nasıl yani! demiş. Bu hırsızlığı yaptığını kabul etmesi demektir demiş. Halkımızı örgütümüzü lekeler demiş. Onbaşı da aynı hiddetle cevap vermiş Mahduma. Ne diyon oğlum sen! Çalmış işte eşeği! Mahdum Ercan yine olmaz diye diretmiş. Onbaşı ne diyeceğiz lan söyle, ne diyeceğiz deyince. Mahdum sazı eline alıp anlatmaya başlamış :Bütün suçun EŞEKTE olduğunu ,eşeğin YEĞENİ takip ettiğini, bir türlü onun peşini bırakmadığını, YEĞENİN eşeği atlatmak için türlü numaralar yapmasına rağmen eşeğin bir türlü onun peşinden ayrılmadığını söyleyeceğiz. Hava kararınca da onu dışarıda bırakmaya gönlü razı olmamış, kurda kuşa yem olabileceğini düşünmüş. Ertesi gün sahibini arayıp bulacakmış, Fakat sahibi eşeğim çalındı diye karakola ihbarda bulununca, bir anda hırsız durumuna düştüğünü ifade edeceğiz demiş. Onbaşı düşünmüş, tamam Yapacak bir şey yok deyip onaylamış.

YEĞENİ İdare Heyetinin önüne getirmişler. Yakışıklı eşeğin sahibi olan Neşatı da çağırmışlar. El pençe duran YEĞENE söyle bakalım nasıl oldu anlat demişler. Neşat itiraz etmiş haklı olarak, efendim bu olan kaza veya yaranlama gibi bir olay değil ki! Hırsızlık bu! Olay nasıl oldu diye soramazsınız demiş. Ama onbaşı Yusuf Devlet sıfatını yüklenerek Neşatı azarlamış, her Anadolu çocuğu gibi Neşat ta devletten korktuğundan susmuş. YEĞEN kendisine öğretildiği gibi anlatmış. Efendim eşek onu takip etmiş ,o kurtulmak istemiş falan filan…Savunması bitince Neşat yine itirazda bulunmuş;

Efendim, benim eşeğim bir kere ERKEK EŞEKTİR ! KANCIKLIĞI YOKTUR ! BEN HİÇ GÖRMEDİM KANCIKLIK YAPTIĞINI! Benim haricinde kimsenin ardından gitmez o, diye beyan versede ; heyet kararı verir!

Elli falaka cezasını uygun bulmuşlar. Kararında hemen uygulanmasına hükmetmişler. Bir an önce bu olayı kapatıp kurtulmak istiyorlarmış. Falakayı normalde zabitlerin atması lazımmış. Ancak bu Onbaşı Yusuf tan dolayı olamazmış. Ne yani şimdi memleketlisine, toprağına kendi zabitleri mi vurakmış! Bu sefer, kimin yapacağını düşünmeye başalamışlar? Heyetten birisi Gelgit Ümit i önermiş. Heyetçik dışında kalan diğer iki üye şaşırmış bu öneriye. Gelgit Ümit niye falaka atsınmış? Ayrıca Ümit falaka atacak biri değilmiş ki? Onların bilmediği şey; Ümite kiralama sözü verdikleri hamamı, örgütlü Doğu Karadenizlilerin bastırması ile YEĞENE vermek zorunda kaldıkları yalanıymış. Ümit te intikam peşindeymiş. Öneriyi ortaya atan üye Ümite sorarız, kabul ederse sorun çözülür, kabul etmezse bir başkasına bakarız deyince ,Ümit e haber salmışlar. Ümit intikam hırsıyla heyetin yanında hemen belirmiş. Bu sorun da ortadan kalktığına göre artık hüküm uygulanabilirmiş.

Ceza, kasabanın orta yerindeki çişmenin yanı başındaki çayırlıkta ifa edilecekmiş. YEĞENİ yere yatırıp ayaklarını iki sopanın arasına yerleştirmişler, ayak tabanlarını çıplak şekilde iki kişi havaya kaldırmış. Gelgit Ümit elinde meşeden sopasıyla vurmak için hazır bekliyormuş. Ve ceza infaz edilmeye başlanmış. Ümit öyle bir vuruyormuş ki Yeğenin ayak tabanlarına, Gavura bile öyle vurulmazmış. Tüm halk orda olanı biteni nefesleri kesilmiş vaziyette izliyormuş. Fakat YEĞENDEN gık bile ses çıkmıyormuş Gel git Ümit YEĞENDEN acı, inilti sesi gelmedikçe daha da şiddetli vurmaya başlamış. Halbuki o sırada YEĞEN, eşeği çaldıktan sonra müdür olma hayaliyle yatağına yatığında, kendi kendine verdiği sözleri hatırlamış. MÜDÜR ÖRNEK OLMALIYMIŞ! DÜRÜST GÜVENİLİR OLMALIYMIŞ! Eğer devlet (heyeti devlet zannediyor)bir ceza verdiyse, Müdür o cezayı örnek teşkil edicek şekilde çekmeliymiş. Bu yüzden canı gitsede ses çıkartmıyormuş. Aynı zamanda her darbeyi içinden saymayı da ihmal etmiyormuş. Ümit te her attığı sopa darbesini içinden sayıyormuş. Ama bu sefer ağzından 42 dediği duyulmuş. YEĞEN DE İÇİNDEN SAYIYORMUŞ AMA O, 32 SAYMIŞ. GELGİT ÜMİT E SESLENMİŞ , 42 DEĞİL! 42 DEĞİL, 32 OLDU DİYE İKAZDA BULUNMUŞ. (Müdür olacak adam işte)Gelgit Ümit ne diyon lan sen DİYEREK, ÇILGINA DÖNMÜŞ. YEĞEN HALA ISRARLA VE İNATLA 42 değil ÜMİT! 32 OLDU DEMEYE DEVAM EDİYORMUŞ. Yanlış sayıyorsun diye de sanki Ümit in sayı saymasını bilmediğini söylüyormuş. Ümit kasabanın en okumuş bilgili kişisiymiş. İlk okul dört e kadar okumuş. Onun gibi sadece okuma yazma bilen bir adam, Ümite nasıl sayı saymasını bilmediğini ima edebilirmiş ki! Laf işte! film kopmuş orda, 32-42, 42-32

Tüm olup bitenleri seyreden halka da yansımış bu iddalaşma. Daha vahimi, hangisinin daha iyi sayı saydığı tartışmaya başlamışlar. YEĞEN bağırıyormuş LAN YEDİĞİM SOPAYI BENDEN İYİ Mİ BİLECEKSİN 32 DİYORSAM 32 DİR İŞTE! Buna karşın Ümitte, lan ben vurduğum sopanın sayısını mı bilmiyorum! diyormuş .En sonunda heyet araya girmek zorunda kalmış. Bitmesini istiyorlarmış bu durumun. Uzun uzun YEĞENLE ÜMİT arasında gidip gelmişler. Sonunda 36 da anlaştırmışlar. Bir daha yanlış saymamak içinde, YEĞEN,ÜMİT VE ORDAKİ HALK, AYNI ANDA SAYACAKLARMIŞ. SONRA HEPBİR AĞIZDAN BAŞLAMIŞLAR 37-38-39- kırkkk…..ve 50 ye kadar hep beraber saymışlar.

Bu olay lar olup bittikten sonra ne mi olmuş? Anlatayım size. İki sene boyunca İdare Heyetinin aldığı kararlar sayesinde halk HAYMANADA ki resmi makamlara gitmez olmuş. İhtiyaç duymuyorlarmış. Bu durum ilk başlarda resmi makamların dikkatini çekmemiş. Bir yıl sonunda devlet, bunun normal olmadığını anlayıp gizli tahkikat yapmışlar. Olayın iç yüzünü anlamışlar elbette. Hemen, Devlet-i Ali Osmanlı geçte olsa gücünü koymuş ortaya. Heyetin ikinci kez oluşmasına izin verilmemiş, Gölbaşında eksik olan tüm yerlere gerekli memurları acilen atamasını yapmışlar. Devletin Gerekli dersleri çıkardıklarını düşünüyorum.

Bizimkilere mi ne olmuş? Hepsi işlerine güçlerine dönmüş. ÇERÇİCİ BAYRAM ÇERÇİCİLİĞİNE, BOHÇACI NURİYE BOHÇALARINA, KATİP YAMAĞI ÖZGÜR YAMAKLIĞA DÖNMÜŞ. YALNIZ İKİ KİŞİDE DEĞİŞİKLİK OLMUŞ . BERBER SÜNNETÇİ HÜSEYİN, DİŞ ÇEKMEYE DE BAŞLAMIŞ . ZABİT ONBAŞI YUSUF UN RÜTBESİNİ, O TEK PIRPIRINIDA SÖKMÜŞLER.ZABİT YUSUF MUŞ! . MAHDUME ERCAN İÇİN BUNUN HİÇBİR ÖNEMİ YOKMUŞ ZATEN. O MAHDUMELİĞİ SEVDİĞİNDEN ONUN NAMINA DEĞİŞEN BİRŞEYDE OLMAMIŞ. BUDALA YEĞEN HALA MAL MAL İŞLERLE UĞRAŞIYORMUŞ.ESKİ ŞEHREMİNİ AMCASI DA ONUN KIÇINI TOPLAMAYA ADAMIŞ KENDİNİ !

En başta da dedim ya HİKAYE bu, sadece HİKAYE !!!

 

Konuyla ilgili görüşme yapılan Ergün Koyuncu 1 Asır önce geçtiğini tamamen kurgu olduğunu CHP ile ilgili bir şey olmadığını üstüne alınanların niyet okuyuculuğu yaptığını ifade etti.CHP

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
201. Sayımız Çıktı • Tıkla & Oku
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA