Gerçeğe Hukuksuz Ulaşırsak, Adalet Gerçek Olur mu?

GÜNCEL - 27-10-2025 12:16

Gerçeğe Hukuksuz Ulaşırsak, Adalet Gerçek Olur mu?

Bir davada “gerçeğe ulaşmak” adaletin temel amacıdır. Fakat bazen o gerçeğe giden yol, hukukun çizdiği sınırları aşar. “Doğruya ulaşma” arzusuyla, hukukun kendisi ihlal edilir. Bir gizli kamera kaydı, hukuka aykırı bir arama, baskı altında alınan bir ifade…
Hepsi “ama suçlu olduğu belli” diyerek meşrulaştırılır.
Oysa adalet, yalnızca suçluyu bulmakla değil, suçluyu bulurken aynı zamanda hukuku korumakla mümkündür.

 

“Sonuç doğruysa yol önemli mi?”

Toplumda sıkça duyduğumuz bir cümledir: “Ama suçlu, itiraf etmiş zaten.”
Bu cümle kulağa mantıklı gelebilir, ama tehlikelidir.
Çünkü eğer bir itiraf baskı altında, avukatsız, korkuyla alınmışsa o sözler gerçeği değil, çaresizliği anlatır.
Bir insanın iradesini kırarak alınan ifade, ne kadar doğru olursa olsun, adil yargılanma ilkesine aykırıdır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda açıkça belirtilmiştir:

“Hukuka aykırı şekilde elde edilmiş deliller hükme esas alınamaz.”

Bu hüküm, yargıya bir sınır koyar: “Gerçeğe ulaşmak istiyorsan, yasal yoldan git. ”
Ama uygulamada bu sınır, çoğu zaman kağıt üzerinde kalan bir kural gibi görülür, görmezden gelinir.
Delil “gerçekçi” bulunursa, hukuksuzluğu görmezden gelmek kolaylaşır. Vicdanın sesi susturularak, yalnızca hedeflenen sonuç önem kazanır.

Hukuksuz gerçeğin görünmeyen bedeli

Bir insanı suçlu ilan etmek kolaydır. Zor olan, bunu yaparken hukuku kirletmemektir. Çünkü hukuksuz bir arama, sadece o davayı değil, toplumun adalete olan inancını da zehirler.

Düşünün:
Bugün “suçlu belli” diye keyfî biçimde yapılan bir dinleme, yarın masum birinin hayatını karartabilir.
Bugün “ama doğruyu bulduk” diyerek ihlal edilen bir hak, yarın sizin hakkınız olabilir.

Hukuka aykırı yoldan bulunan bir delil, gerçeği değil, adalet duygusunu öldürür.
Çünkü adaletin gücü, sadece yasadan değil, yasanın doğru ve adil şekilde uygulanmasından gelir

Avukat, savcı, hâkim için aynı sınav

Bir hâkim, “Bu delil hukuka aykırı ama gerçeği gösteriyor” dediğinde,
bir savcı “Ama suçluyu yakaladık” diye düşündüğünde,
bir avukat “Zaten suç işlemiş” dediğinde,
adalet zedelenir çünkü adalet bir bütündür.

Gerçek adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, sürecin insan onuruna uygun yürütülmesidir.
Eğer “ama suçluydu” gerekçesiyle hukukun çizdiği sınırları aşarsak,
yarın suçsuz birinin davasında aynı gerekçenin kullanılması kaçınılmaz olur.

Bir hukukçunun en büyük sınavı, haklı gördüğü davada bile yöntemin hukuka uygunluğunu savunabilmektir.
Çünkü o çizgiyi bir kez esnetirsek, adaletin omurgası sessizce kırılır.

Bir devleti demokratik kılan şey ise, suçluları cezalandırma yeteneği değil, kendi gücünü sınırlayabilme erdemidir. Bu erdemin adı da hukuka bağlılıktır.

Adaletin Son Sözü

Gerçek adalet, sadece suçluyu cezalandırmakla ölçülmez; süreç, yöntem ve hukuka bağlılık en az sonuç kadar önemlidir. Hukukun çizdiği sınırlar, bazen görmezden gelinse de, onları korumak bireylerin haklarını ve toplumun adalet inancını ayakta tutar. Unutmamalıyız ki; adalet, yalnızca elde edilen sonuçla değil, bu sonuca ulaşırken izlenen yolla da gerçek olur.

Ve son olarak: Sonuç her ne olursa olsun, hukuk ve vicdanı hiçe sayan bir adalet, aslında adalet değildir.

Günün Diğer Haberleri