Advert

Advert Advert
Sanane Osman Karaaslan'dan!
Nisa Sayar

Sanane Osman Karaaslan'dan!

Konya Yolu için ilk kazmaların atıldığı günlerdi. Bir yazı yazmıştım. Demiştim ki, “Binlerce ismin başarısıdır Konya Yolu. Ama Fatih Duruay’ın da başarısızlığı değildir.”

“10 yıl sonra ben büyük ihtimalle Gölbaşı’nda olmayacağım. Banane Fatih Duruay’daaaaan, banane karşısına çıkacak adaydan! 10 yıl sonra bu adamların yüzüne ben bakmayacağım, siz bakacaksınız. 10 yıl sonra Konya Yolundan ben geçmeyeceğim, siz geçeceksiniz. Burun kıvırırken bir de bu açıdan bakın. Hakkı sahibine teslim edin.” demiştim.

“Banane Fatih Duruay’dan!” başlıklı o yazının üstünden 3 ay geçti. 6 ayda bitirilmesi planlanan Konya Yolu çalışmalarında yarıya gelindi. (Tabi seçim takvimine göre bitiş tarihi tekrardan revize edilmezse..) Arada bir de seçim atlattık. Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçtik. Memleketin sistemi değişti, başkanlığa geçtik. Bir tek bu, üstüne vazife olmayan her konu hakkında ahkam kesebilme hadsizliğini meslek edinmiş toplum mühendislerini geçemedik.

CHP bile yıllar sonra ilk defa aslanlar gibi çıktı dedi ki “Evet kaybettik. Kabul ediyoruz”. Bunları bile aştık. Bir tek bu “Osman’ın haberini niye yaptınız”cıları aşamadık gitti.

***

Bakın şimdi, şöyle bir şey yapalım. Gelin Aktif Haber Gazetesi’nin mutfağına beraber girelim. Benim vicdanım rahat da belli ki bazılarının içi pek rahat değil. O yüzden beraber kısa bir tur yapalım Aktif Haber Gazetesi’nde.

15 günlük periyotta baskılı olarak yayınlanan bir gazetemiz var. Basın İlan Kurumu üyeliği gereği 15 günde bir gazetemizi baskılı olarak çıkarmak zorundayız. Her baskı öncesi oturur elimizdeki son 15 günün haberlerine şöyle bir bakarız. Dizgiye gidecek olan gazetenin sayfa mizanpajını kendimiz belirleriz. Manşette, sürmanşette, alt manşette, 3. sayfada, en arka sayfada hangi haber veya hangi reklam olacak? Tek tek bunları belirleriz. En çok dikkat ettiğimiz şey, siyasi partilerin ilk sayfadaki dağılımıdır. En çok tartıştığımız konu da budur. Adil bir yerleşim planı yapmaya gayret ederiz. En son belirlediğimiz şekilde gazetenin son halini Soner Aksakal’a sunarız. O da zaten bize olan güveniyle onayını verir. Hangi sayfada ne olacağını belirledikten sonra gazete dizgiye gider, sayfalar hazırlanır. Oradan da matbaaya gider ve baskı yapılır.

***

Şimdi asıl kıyamet bu bahsettiğim baskı aşamasından sonra başlıyor.

Kemikleşmiş bir güruh var Gölbaşı’nda. Yukarıda da söylediğim gibi “üstüne vazife olmayan her konu hakkında ahkam kesebilme hadsizliğini meslek edinmiş toplum mühendisleri” güruhu. Bunlar gazeteyi ellerine her aldıklarında mutlaka o yüzyılın ihtişamlı sorusu olan “Osman’ın haberini niye yaptınız?” sorusunu sorarlar. Biz de nezaket gereği oturur büyük bir sabırla anlatırız neden o haberi yaptığımızı. Normalde böyle bir yükümlülüğümüz var mı? Hayır. “Paşa keyfimiz öyle istediği için yaptık” da diyebiliriz. Ama demiyoruz. Ne yapıyoruz? Sanki başka işimiz gücümüz yokmuş gibi hangi haberi neden, nasıl, ne zaman, nerede yaptığımıza dair brifing veriyoruz efendilere. Sırf doğru anlaşılmak adına.

Ama vallahi billahi gına geldi artık. İllallah ettik! Her Allahın günü Osman’ın haberini niye yaptınız, Osman’ın fotoğrafını niye koydunuz, Osman da Osman, Osman da Osman.. Sanane arkadaşım! Sanane Osman Karaaslan’dan! Ne Osman’mış be. Koca koca adamlarsınız, oturduğunuz koltuklar kendinizden büyük, omzunuzda bütün Gölbaşı’nın yükü olması gerekirken tek derdiniz Osman Karaaslan! Fitne fesat peşinde koşmaktan burnunuzun dibini göremiyorsunuz. Düşman bellediğiniz Osman Karaaslan oturmuş nargilesini içerken dost bildiğiniz dalkavuklar kuyunuzu kazıyor haberiniz yok.

Bu sadece Osman Karaaslan’a özel bir durum da değil. Mutlaka sorma gereği duyulan, didiklenen ve hesap sorma cüreti gösterilen haberler her sayıda oluyor. Osman Karaaslan burada sadece bir örnek.

Euro olmuş 6 lira, dolar olmuş 5 lira, millet Mars’a uydu gönderiyor, ameliyat yapan robotlar üretiyor. Bizimkiler hala Osman Karaaslan aday olacak mı diyor. Hay Osman kadar başınıza taş düşe. Bu nasıl bir vasıfsızlık bu nasıl bir vizyonsuzluk bu nasıl bir işsizliktir ya.

Hayır işin komik tarafı, Osman Karaaslan da bir gün olsun o gazeteyi alıp “Şunun haberini niye yaptınız?” diye sormuş mudur acaba? Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.

Şu hayatta en çok nefret ettiğim insan tipidir. Net olmayan, kıvıran tipler. Senin Osman Karaaslan’la bir derdin mi var kardeşim. Git derdini onunla hallet o zaman. Filanca haberde adı geçti diye gelip bana hesap soracağına git ona hesap sorsana. Niye soramıyorsun? Çünkü sabrını sınayabileceğin adamları iyi tanıyorsun.

Başınızı okşayıp “Geçti canım, geçti. Osman Karaaslan gitti” mi diyelim illa. Derdiniz ne? Nefretinizde boğulacaksınız, farkında değilsiniz. Ne kinmiş arkadaş, 4 senedir bitmedi gitti. Hayata dönün artık. Şunun şurasında yerel seçime ne kaldı..

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500