Advert

Advert Advert
Parantez içinde ünlem
Nisa Sayar

Parantez içinde ünlem

Sessiz sakin takılıyorsun, "Neyin var, niye suratın asık" diyorlar.
Gülüyorsun, neşeli oluyorsun, "Az efendi ol" diyorlar.
Efendi duruyorsun, "Kibirli, kendini beğenmiş" diyorlar.
Tevazu gösteriyorsun, alçakgönüllü davranıyorsun, "Ezik, özgüvensiz" diyorlar.
Sinirleniyorsun, "Ayarsız, psikopat" diyorlar.

Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran her zaman konuşacak bir şeyleri var bunların. Sadece nasıl davrandığınla değil, ne düşündüğünle bile ilgileniyor bunlar. Zihninden geçenleri bile kontrol altında tutmak gibi bir hastalıkları var. Çünkü kendini Allah sanan bu “insan evlatları” hiçbir şeye dahil olmak istemiyorlar, her şeye sahip olmak istiyorlar. Her zaman etken olmalı bunlar, edilgen olmak çok acizce. Her şeyi, herkesi kontrol etmeliler, yıkılmaz kaleleri olan egoizmin yılmaz bekçileri bunlar. Kimse bunlara sakın ola "öte git" dememeli, haşa! Allah ya bunlar! Emir ve yasaklarına harfiyen riayet edilmeli bunların, arada bir de ibadet edilirse fena olmaz tabi. İbadet gönül rızasıyla yapılmalı ama itaat zaruri! İtaat etmek zorundasınız bunlara! Gözüne girerseniz bunların, belki şirinleri bile görebilirsiniz bir gün. Saygıda kusur etmeyin bunlara, burnunuzdan getirirler yaşadığınız o "sefil" hayatları. Örgüt ulan bunlar, bildiğin örgüt! Bitmiyorlar, tükenmiyorlar, asla ama asla yok olmuyorlar. Her koşulda, her iklimde bölünerek çoğalıyor bunlar. Paralel kemirgen bunlar, yaşam enerjinizin tamamını kemirebilme potansiyeline sahipler. Ziyaret ettikleri her insana, her yaşama sirayet de etmeli bu insan evlatları, en önemli kuralları bu. Oluşturdukları zincirin her halkası başka bir halka eklemeli, her ilmik başka bir ilmik atmalı. Zehirledikleri her zihin başka bir zihni zehirlemeli. Ancak bu şekilde ele geçirebilirler dünyayı, ancak bu şekilde devam ettirebilirler önlenemez yükselişlerini. Bunlar babadan oğula nesil bunlar..

Ben ne anlatıyorum ya? Neden bu kadar sinirleniyorsam sanki..

Daha sakin anlatıyorum:

Esasında soğukkanlılığını koruyabilen bir “insan evladı” olmama rağmen son zamanlarda biraz öfke kontrolü yaşıyorum. İşin kötü tarafı, klasik bir şekilde, toplum dedikleri hastalıklı kitlenin her sağlıklı insanı doğal bir seleksiyon eleğinden geçirip kullanışlı birer ruh hastasına dönüştürmesi şeklinde gerçekleşmiyor benim kontrolsüzlüğüm. Yani öfkelenmeye başlayınca, öfkenin kaynağına zarar verip onu ortadan kaldırarak mis gibi tertemiz sakinleşebilme gibi bir lüksüm olmuyor.

“İnsan, bastırdığı duygunun esiri olur.” Öfke kaynaklarımı ortadan kaldırma gibi bir lükse sahip olamayınca ben de tam bunu yapıyorum işte, bastırıyorum! Bazen koşarak bastırıyorum, bazen yüksek sesle müzik dinleyerek bastırıyorum, bazen acı acı kahkaha atarak bastırıyorum, nadiren de halay çekerek bastırıyorum. Sonrasında da bu bastırdığım öfkenin esiri olup kontrolü kaybediyorum.

Bunları neden anlattım? Şu yukarıdaki mevzuya giriş yapmak için. “Bunlar” başlığı altında kümeleştirdiğim “insan evlatları”yla olan kavgam gün geçtikçe daha sinirli bir insana dönüştürüyor beni.

Aşırı modern yüzyılımızın ve içerisinde hayatta kalmak zorunda bırakıldığımız kitlelerin Gregor Samsa’ları olarak biliyoruz ki, yabancılaştığımız dünyada hepimizin sonu Kafka’nın yazdığı gibi olacak. Yani diyorum ki, ne yaparsak yapalım, nasıl davranırsak davranalım, her zaman konuşacak bir şeyi olanlar tarafından yabancılaştırıldığımız bu toplumda hepimiz bastırdığımız duyguların esiri olarak, yapayalnız bir biçimde geberip gideceğiz! Yani diyorum ki, bu değirmende biz de öğütüleceğiz, kaçışı yok.

Kabul, eyvallah. Galibiyetinizi şimdiden kutluyorum. Ama gitmeden önce şuraya bir iz bırakmak istiyorum. Bilmenizi istediğim bazı şeyler var.

Sayın “Ne Yaparsak Yapalım Her Zaman Konuşacak Bir Şeyleri Olan İnsan Evlatları”

Öncelikle Allah belanızı versin. Ama konumuz bu değil, kalenderliğimden taviz vermeyeceğim.

Hani herkes sizlere itaat etmeli ya, hani siz nasıl istiyorsanız öyle şekillenmeli ya tüm canlılar. Hani itiraz eden olursa elbirliğiyle ya delirtirsiniz ya da öldürürsünüz. Hani dünya sizin gül cemaliniz hatırına dönüyor ya. O işler öyle değil işte hacı abi! Delirttiğiniz her insan kuvvetinizin meşruluğuna bir çentik daha atıyor. Öldürdüğünüz her canlı giderayak “Nasıl da boyun eğmedim ama? Nasıl da kendinize benzetemediniz beni be!” diyor yüzünüze sırıtarak. Sahiden, nasıl da başaramadınız be.

İşaret parmağınızı yukarı kaldırın şimdi. Hatırladınız mı?

Topraksınız siz, ateş olmaya meylediyorsunuz. Etmeyin!
Âdemsiniz siz, Azâzîl olmaya azmediyorsunuz. Yapmayın!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500