Advert
Advert
Advert
Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi: Naf Nehri
Adem Yavuz Irgatoğlu

Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi: Naf Nehri

İnsanlığın kanayan yarası Arakan’ın durumunu -başlıkta ifade edildiği gibi- yaşam ve ölüm arasındaki çizgi olan Naf Nehri özetliyor. Kimileri bu nehirde hayata veda ederken kimileri de bu nehirden geçip hayata tutunmaya çalışıyor.

 

Bangladeş ve Myanmar’ı birbirinden ayıran Naf Nehri, Arakanlı Müslümanların umut ışığı, aynı zamanda korkulu rüyası. Çünkü alabora olan tekneler, bataklığa dönen çamurlu yollar çocuk ve yaşlıların ölüm nedeni oluyor. Kilometrelerce yollarda ölümle burun buruna gelen Müslümanlar yaşama tutunmak için her türlü zorluğu göğüslüyor. Zorluklara galip gelenler yaşama tutunurken, mağlup olanlar hayata veda ediyor.

 

Naf Nehri’ni geçmek için sal ya da küçük botlar kullanıyorlar. Saatlerce belki de günlerce aç susuz yürüyüp Bangladeş sınırına varıp ‘imdat’ çığlıkları atıyorlar. 25 Ağustos’ta başlayan katliamdan bu yana Bangladeş’e sığınan Müslümanların sayısı 300 bine yaklaştı. Ne kadar acı bir tablo değil mi? Bunların içerisinde 25 binin üzerinde kadın ve bebek var.

 

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de Müslümanların geçiş güzergahı olan Bangladeş sınırına mayınlar döşeniyor. Evler ateşe veriliyor. Myanmar ordusunun zulmünden kaçan Müslümanlar insanlık dışı muamelelere maruz kalıyor. Sosyal medya Arakanlı Müslümanlara yapılan işkence görüntüleri, fotoğrafları ile dolu. Hatta öyle görüntüler var ki Budistler, katlettikleri Müslümanların bedenlerini parçalayarak gözdağı vermeye çalışıyor.

 

Myanmar ordusu tüm bu yaşanan katliamlara gerekçe olarak Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu’nun eylemlerini gösteriyor. Bu ordu Myanmar’daki eylemlerini bir ay durduğunu açıkladı. Bakalım Myanmar’ın zulmü bu sürede de devam edecek mi. Bu yaşananlar karşısında bütün dünya görevini, sorumluluğunu yerine getirmek durumundadır. Aksi halde tarihin bugüne kadar kaydettiği ‘Zulme rıza gösteren ülkeleri’ bundan sonra da aynı şekilde kayıtlara geçecektir.

 

İngiltere’nin 1948’de Myanmar’a sözde bağımsızlık tanımasıyla Arakan bölgesinin yerli halkı Rohingya Müslümanları, Bangladeş’ten Arakan’a göçen ‘Bangladeşli göçmenler’ olarak gösteriliyor. Daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi Arakanlı Müslümanların kimliği yok, pasaportları yok, haksızlığa uğradıkları zaman başvurabilecekleri bir mahkeme, makam, mevki yok. 70 köyde binlerce evin yandığı, iş yerlerinin, camilerin, Kur’an kurslarının, okulların yıkıldığı belirtiliyor. Kısacası 69 yıldır esaret altında yaşayan bir topluluktan bahsediyoruz.

 

Dünyanın gözü önünde bebekler, çocuklar, yaşlılar katledilirken susanlar tarihe birer kara leke olarak geçeceklerdir. Bundan kimsenin şüphesi yoktur. Mazlumların umudu olduğunu söyleyen Türkiye yine üzerine düşen görevi yaptı, yapmaya devam ediyor. TİKA başta olmak üzere Türk Kızılayı, İHH gibi sivil toplum kuruluşları kampanyalar başlattı. Türkiye’nin zorlaması neticesinde ülkemizden giden yardımlar oradaki Müslüman kardeşlerimize ulaşmaya başladı.

 

Ancak gel gör ki bu yardımların götürülmesini bile bizim muhalefet, isimler üzerinden tartışıp sulandırmaya başladı. Neymiş efendim ‘Bunu bu isimler neden götürüyormuş?’ İnsanlar ölürken bizim muhalefet etme yeteneğimiz olsa olsa bu olurdu. Şaşırdık mı? Hayır.

 

Arakan’da yaşanan soykırım partiler üstüdür. Çünkü Arakan’da insanlık suçu işleniyor, ölüm kol geziyor, katliam var, soykırım var, açlık var, sefalet var, çaresizlik var, işkence var, tecavüz var, zulüm var… Biz buraya giden yardımları bile isimler üzerinden tartışırken kim bilir kaç Arakanlı Müslüman Naf Nehri’ni geçip hayata tutunmaya çalışıp o yardımlara koşuyordu.

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
Gölbaşı Hasvak Devlet Hastanesi’ne TÜRKSAT şehidi Ahmet Özsoy’un ismi verildi.
Gölbaşı Hasvak Devlet Hastanesi’ne TÜRKSAT şehidi Ahmet Özsoy’un ismi verildi.
Yenimahalle’de engelsiz film
Yenimahalle’de engelsiz film