Advert
Advert
Advert
Artık susmak yok
Nisa Sayar

Artık susmak yok

Gazetecilik öğrencisiyim. Yaklaşık 1,5 yıldır aktif muhabirlik yapıyorum. Haber yazımı, fotomuhabirlik, kameramanlık.. Hatta yerel boyutta reklamcılık, grafik tasarım işleriyle uğraşıyorum. Bir gazete, bir ajans var yetişmemiz gereken. Üç kişiyiz. Tüm bu kargaşanın ortasında üç kişilik dev bir mücadele vermeye çalışıyoruz kendimizce: Soner Aksakal, Önder Ataseven ve Nisa Sayar.

Tüm bunlarla uğraşmak kolay mı? Elbette değil.

Mesai saatimiz yok. Ama tabii ki 24 saat bilfiil çalışmıyoruz. Fotoğraf çekmeye çalışırken elimizden makinalarımız alınabiliyor bazı olağanüstü durumlarda. Gecenin bir yarısı karda kışta buz gibi havada kalkıp 40 km ötedeki kaza haberine gidebiliyoruz. 6 saat bilgisayar başında oturup grafik çizebiliyoruz. Ajansa haber yetiştir, gazeteyi baskıya yetiştir derken uyumaya, yemek yemeye vakit bulamadığımız zamanlar oluyor. Yalnızca 15 Temmuz sonrası 29 gün boyunca yapılan demokrasi nöbetleri bile fiziki yorgunluğumuzu özetler nitelikte. 29 gün boyunca her akşam çekim yaptığımı, sabahlara kadar haber yazdığımı çok net hatırlıyorum.

Bunlar fiziki şartların zorlukları. Bir de bunun psikolojik boyutu var ki, asıl zorluk o zaten.

Senin bir sıfatın var: Gazeteci!

Ama ne hikmetse memlekette vasıflı vasıfsız ne kadar insan evladı varsa hepsi senden daha iyi gazetecilik yapar. Bir haber yaparsın, telefonların ardı arkası kesilmez. Yetmez, gördükleri yerde sorguya çekerler. Onu niye öyle yazdın, bunu niye yazmadın, bunu yazma şunu yaz, onu çekme bunu çek.. Dalga mı geçiyorsunuz kardeşim? Çok meraklıysan sen yaz, benden daha iyi gazetecisin. Yine yetmez. Haddini zorlar bazıları, taraflısın-tarafsızsın, objektifsin-subjektifsin tartışmasına girerler. Bazıları aşar haddi, maddi çıkar odaklı çalıştığını iddia etmeye yeltenirler. Bu sefer susmazsın, lafı ağzına tıkarsın. Alnın ak yüzün açık konuşursun; gururla ve kimsenin hakkının yememenin verdiği özgüvenle.. Stresten bunalımlara girer, kendini dört duvarın arasına kapatırsın günlerce, haftalarca. Kimsenin haberi olmaz. Üzülmesinler diye, ayıp olmasın diye, yakışanı yapalım diye sesimizi çıkarmadığımız adamlara sinirlenip birbirimizi paramparça ettiğimiz zamanlar oluyor, bilir Soner Aksakal. Ama çok şükür annemize, babamıza, kardeşimize bağlı olduğumuz kadar bağlıyız birbirimize. Ufacık şeyleri büyütüp inatla ve itinayla mutlu edebiliyoruz kendimizi.

Siyaset var bir de tabii. Maalesef, çok sevdiğim bir ağabeyimin de dediği gibi: “İyi bir gazeteci olmak istiyorsan, iyi bir siyasetçi kadar bilgi ve birikime sahip olman gerek”. Ama siyasete hiç girmeyeceğim. Çünkü zaten bir işin içerisinde siyaset varsa insanın kanser olmadan ömrünü tamamlayıp, zamanı geldiğinde de huzurla bu dünyadan göçüp gitmesi büyük maharet.

Memlekette çoğu insan hastanelerin önünden geçmek istemiyor, başta ben olmak üzere. Neden biliyor musunuz? Dayanamıyor insanlar. Hasta yüzlerdeki çaresiz bekleyişi görmek de zoruna gidiyor bazılarımızın, evet. Ama asıl dayanamadığımız hastane çalışanları oluyor çoğu zaman. 70 yaşında bir adama sırayla önce Doktor Bey Hazretleri, ardından Hemşire Hanım Ekselansları, sonrasında Pek Muhterem Hadememiz, en son da Cevval Yürekli Güvenlik Görevlimiz bir kamyon fırça atınca.. Sen de tüm bunlara gözlerinle şahitlik edince dayanamıyorsun haklı olarak. Yataklara da düşsen o hastaneye gitmemek için bin tane bahane uyduruyorsun. Çözüm bulamadığın sorunun üzerini örtmek, çare olamadığın derdi görmezden gelmek vicdanı susturmanın en kestirme yoludur çünkü. Peki, niye böyle bu hastane çalışanları? Cevap basit. Stres, yorgunluk, uykusuzluk, sinir, bıkkınlık vesaire vesaire.. Anlamaya çalışıyorsun o insanları. Onca saat çalışmak, insanlarla birebir iletişimin zorlukları, üstüne bir de memlekette ayyuka çıkmış doktor dövme hemşire vurma olayları derken az çok empati yapabiliyorsun. Gazetecisin çünkü, senin de şartların zor. Ama sonra aklına bir şey takılıyor, diyorsun ki “Yahu şartlara eyvallah tamam da ben neden annem babam yaşında insanları azarlamıyorum. Ben neden tüm tahriklere karşın insanları yerin dibine sokmuyorum. Ben neden 48 saattir uykusuzken kimsenin kalbini kırmamaya çalışıyorum.” Çünkü biz, mesleğimizi seviyoruz kardeşim. Sinir krizleri de geçirsek, bunalımlardan bunalımlara da sürüklensek, üzüntüden günlerce kendimize de gelemesek; biz yaptığımız işi seviyoruz. Ve sizler, bizden daha iyi gazetecilik yapan saygıdeğer toplum mühendislerimiz, evet açıkça söylüyorum, sizler o hastanelerdeki doktorlar, hemşireler, hademeler, güvenlikler gibi insanları hak ediyorsunuz. Sizler, size gerektiği kadar tahammül eden, sınırınızı aşmanıza bile göz yummayan, sinir katsayısının yükseldiği, sabrının tükendiği noktada bağırıp çağıran, sizi aşağılayan o insanları hak ediyorsunuz.

Daha 17 yaşında tercih listesinin en başına Ankara Üniversitesi - Gazetecilik yazarken şu an gülümseyerek hatta dalga geçerek hatırladığım idealist bir genç vardı. Ülkeyi kurtaracaktı, daha ötesi var mı? Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi: “Hülasa kente hukuk mukuk okumaya, mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş Anadolu çocukları..” O çocuklardan biriydim. Fark ettiniz mi bilmiyorum ama “daha 17 yaşında” diye başladım cümleye. Aradan 3 yıl geçmiş olmasına rağmen 30 yıl geçmiş gibi hissetmenin verdiği yorgunluk bu işte.

Sizler o idealist genci “şu haberi de bitireyim de kurtulayım” noktasına çeken insanlarsınız. Sizler o idealist genci “şu okul bitsin de çekip gideyim şu memleketten” noktasına çeken insanlarsınız. Sizler o idealist genci değil, parmağınızda istediğiniz gibi oynatabildiğiniz kalemşörleri, bunu başaramadığınız yerde ise hakaretler, küfürler yediğiniz o paralı askerleri hak ediyorsunuz.

Ve bilin ki beyler; tüm bunlara rağmen sizlere karşı hala susuyorsak haksız olduğumuzdan değil, susuyorsak konuşacak şeyimiz olmadığından değil, susuyorsak korktuğumuzdan değil! Canınız yanmasın diyedir.

Canınız niye yansın canım, canınız sağ olsun. Eyvallah.
Ama size üzücü bir haber vereyim mi? Artık susmak yok.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
 Performans ve Bütçe Görüşmeleri
Performans ve Bütçe Görüşmeleri
 Performans ve Bütçe Görüşmeleri
Performans ve Bütçe Görüşmeleri