Advert
Advert
Advert
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini Anlamak
Kemal Yıldırım

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini Anlamak

Ülkemiz 16 Nisan'da tarihi bir eşikten geçecek. Mevcut yönetim sisteminin değişimini oylamak üzere sandıklara gideceğiz. Peki, Ak Parti ve MHP'nin ortak çalışması sonucu son şekli verilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bizlere ne vadediyor? Yeni sistemi daha iyi anlayabilmek için sorular üzerinden bir irdeleme yapmanın daha iyi olacağı kanaatindeyim. Zira yeni sistemin çoğunu anlayıp, bir veya iki noktada kafa karışıklığı yaşanabiliyor, hem bu sorulara ışık tutabilmek hem de yeni sistemi detaylıca anlayabilmek için gelin 10 soruda Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ni inceleyelim.

1- Türk Tipi Hükümet Sistemi olur mu?

  • Dünya'da kuvvetler ayrılığı kriterine, daha doğrusu yasama-yürütme ilişkilerinin düzenleniş tarzına göre birbirinden ayrılan 3 hükümet sistemi tipi görülmektedir. Bunlar Parlamenter Rejim, Başkanlık Sistemi ve Yarıbaşkanlık Sistemidir. Fakat ülkeler bu üç sistemden birini uygularken toplumsal yapılarını, coğrafi etkenleri ve vatandaşlarının beklentileri gibi unsurları da göz önüne alarak uyguladıkları sisteme kendi yorumlarına katmaktadırlar. Örnek vermek gerekirse, ABD'de uygulanan Amerikan Başkanlık Sistemi'nin birebir aynısının uygulandığı bir başka ülke yoktur. Başkanlık sistemiyle yönetilen birçok ülke mevcuttur, ancak bu her ülkenin yapısına göre değişiklik gösterir. Dolayısıyla özünde Başkanlık Sistemi olan yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemi de bize özgü olmak zorundadır. Yani her zaman söylediğimiz gibi biz farklı bir ülke farklı bir milletiz, gayet tabii Türk Tipi Hükümet Sistemi de olabilir.

2- Mevcut Parlementer Sistem Yetersiz mi? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine neden ihtiyaç var? Yeni sistem siyasi istikrar getirecek mi? Bürokrasi azalacak mı? Seçim sistemi değişecek mi?

  • Şu bir gerçek ki bugün halkoylaması öncesi hem Hayır cephesi hem Evet cephesi mevcut parlementer sistemin yetersiz olduğunu düşünüyor. Hayır cephesi parlementer sistemin güçlendirilip, eksik yanlarının tamamlanmasını istemektedir. Ancak tuhaf bir şekilde Hayır cephesi somut olarak bir çözüm önerisi de sunmayıp, şikayetçi oldukları mevcut sistemle devam etmemizi istiyor. Evet cephesi ise mevcut sisteminin yetersiz olduğunu ve tamamen kaldırılmasını istiyor, çözüm önerisi olarak da 18 maddelik Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ni sunuyor. Bir tarafın çözüm önerisi sunup, bir tarafın herhangi bir çözüm önerisi sunmaması bile halkoylaması öncesi Evet oylarını 1-0 öne geçiriyor. Keşke CHP de yeni sistemin olgunlaşması sürecine dahil olsaydı, ama her zamanki gibi CHP yine çözümsüzlüğü tercih etti. Mevcut parlementer sistemin yetersiz olduğu her haliyle aşikar. Parlementer sistemin başlıca en aksak yönü siyasi istikrarın olmamasıdır. Türkiye gibi coğrafi olarak dünyanın belki de en çetin bölgesinde yer alan bir ülke için siyasi istikrar olmazsa olmazdır. Cumhuriyetimiz 94 yıllık ömründe tam 65 farklı hükümet görmüş, yani her 1.5 senede bir hükümet değişmiş. Buna karşılık ABD'yi incelediğimizde başkanlık sistemine geçtiği 1789'dan günümüze sadece 58 hükümet görev yapmış. Yani 225 yılda 58 hükümet, hükümet başına yaklaşık 3.87 yıl. Muazzam bir istikrar. Bu durum bile başlı başına Cumhurbaşkanlığı Sisteminin ülkemiz için ne büyük bir gereklilik olduğunu gösteriyor.
     
  • Ayrıca mevcut sistemin en büyük sorunlarından birisi de çift başlılıktır. Aynı siyasi gelenekten gelseler bile geçmişte Turgut Özal ve Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel ve Tansu Çiller, Bülent Ecevit ve Ahmet Necdet Sezer arasındaki fikir ve görüş ayrılıklarının ülkemize faturası çok ağır olmuştur. Atatürk ve İnönü arasında bile çok ciddi krizler çıkmıştır. Sezer ve Ecevit arasındaki anayasa kitapçığının fırlatılması mevzuu bir gecede borsanın ve bankaların çöküşüne, insanımızın fakirleşmesine sebep olmuş, 2001 krizine yol açmıştır. Aynı siyasi gelenekten gelen başbakan ve cumhurbaşkanları dahi sürekli sorun yaşamışken farklı ekollerden gelenlerin ne denli ağır sorunlar yaşayacağı herkesin malumudur. Zira Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı döneminde, Ak Parti iktidarının ilk 5 yılında Sezer, 64 yasayı veto etti. Bakanlardan büyükelçilere birçok kişinin atanmasına karşı çıktı. İşler vekâletle yürütülmeye başlandı. İşte bütün bunlar da adeta Türkiye'nin hızını kesti.
     
  • Mevcut parlementer sistemde seçmen sadece yasama organı yönünden oy kullanırken yürütme organı yani bakanlar kurulu meclis içi aritmetik hesaplar doğrultusunda oluşmaktadır. Geçmişte Bülent Ecevit'in Adalet Partisi'nden istifa eden 11 vekile bakanlık teklif ederek Milliyetçi Cephe hükümetini gensoru ile düşürüp, o 11 vekili yeni kurduğu hükümette bakan yapması hala hafızalarımızda. Düşünün, seçimler sonucu birinci parti oluyorsunuz, ama gerek meclis içi entrikalar ve gerekse de geçmişte ordunun baskısıyla hükümet kuramıyorsunuz. 1995 yılında seçimlerden Refah Partisi birinci parti çıkmasına rağmen hükümet kurması engellendi, ardından 1996 yılında kurduğu hükümet ise tarihe kara bir leke olarak geçecek 28 Şubat sürecinde yıkılmak zorunda bırakılmıştı. Bunun gibi birçok örnek sayabiliriz. Şimdi deseler ki artık belediye başkanlarını vatandaş seçmeyecek, vatandaş sadece meclis üyelerini seçecek, o meclis üyeleri de aralarından bir belediye başkanı çıkaracak hangimiz kabul ederiz? Yeni sistem aslında doğrudan bu çarpık yapıya son veriyor. Bence cumhurbaşkanlığı sisteminin en önemli özelliği seçmenin yürütmeyi ve yasamayı doğrudan seçebilecek olmasıdır. Yeni sistemle meclis içinde hükümet kurabilmek için oynanan Alicengiz oyunları ve koalisyon dönemleri tarihe karışacak. 5 Yıllık kesintisiz siyasi istikrar dönemleri gelecek.
     
  • Yeni sistemin başlıca getirilerinden biri de siyasi istikrardır. Şükürler olsun ki cumhuriyet tarihinde ilk defa yasal olarak siyasi istikrarın temelleri atılacak. Yeni sistemin 4. Maddesi ile “TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır” denmektedir. Erken seçim tartışmaları tarih olacak. Ülke yönetimi, ikide bir seçime gidelim mi tartışmalarıyla frenlenmeyecek. Parlementer sistemin en büyük sorularından olan bürokratik oligarşi de yeni sistem ile son bulacak. Bürokratik vesayet odakları eskiden beridir güçlü tek parti hükümetlerini değil çok parçalı koalisyon hükümetlerini sevdi. Bunun sebebi bu durumda hükümetleri daha kolay atıl bırakabilecek, kontrol edebilecek olmalarıdır. Siyasî tarihimiz bürokratik iktidar odaklarının, Adalet Partisi, ANAP ve AK Parti nezdinde özellikle güçlü ve istikrarlı hükümetlerden rahatsız olduğunu gösteriyor. Türkiye, Kemalist bürokratik vesayetle savaşırken Gülenist vesayet daha korkunç bir şekilde geldi. Her seferinde yürütme insiyatif almak zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan her seferinde bunlarla mücadele etmek için yasamayı çalıştırmak zorunda kaldı. Şimdi yeni sistemle seçilmişler üzerindeki bu bürokratik vesayet ortadan kalkacak.
     
  • Ayrıca siyasi istikrar saikiyle getirilen %10 seçim barajının da tarihe karışacağını düşünüyorum. Çünkü yürütmeyi doğrudan halk belirleyeceği ve hükümet kurmak için herhangi bir vekil sayısına ihtiyaç olmadığı için seçim barajının da kalmasının bir anlamı olmayacaktır. Seçim barajının kaldırılıp, dar bölge seçim sistemine geçiş ile beraber temsilde adaletin daha net sağlanacağını düşünüyorum. Yine Türkiye Milletvekilliği de tartışılabilir. Ayrıca yakın gelecekte Gölbaşı Milletvekili gibi bir durum ile karşılaşırsak kimse şaşırmasın. Dar bölge seçim sisteminin de inşallah en kısa zamanda ülke sistemine gelmesini diliyorum. Bu sayede oy verip de tanımadığımız, memleketimizden dahi olmayan vekiller yerine doğrudan içimizden çıkan, genel başkanına değil bize yani halka hesap veren, yöremizden, köyümüzden birinin vekil olma ihtimali ortaya çıkacaktır. Bu sistem eğer hayata geçerse ülkemizde yaşayan vekil olma şartlarına haiz herkesin vekil olma ihtimali ortaya çıkacaktır.

3- Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile tüm sorunlarımız çözülecek mi? Rejim mi değişiyor? Eyalet sistemi mi geliyor?

  • Bu soruyu sahada vatandaşlardan, özellikle hayır tercihli veya kararsız seçmenden çok duyuyoruz. Evet ülkemizde terörden tutun sağlığa, eğitimden tutun mülteci sorununa birçok sorun mevcut. Ancak, mevcut parlementer sistem bu sorunların çözümüne derman olamadığı için, Cumhurbaşkanlığı sistemine ihtiyaç var. Yeni sistem bizlere, yepyeni, etkili, hızlı ve güçlü bir yönetim sistemi vadediyor. Örnek verecek olursak, aylarca kanun çıkmasını bekleyecek bir sorunun çözümü noktasında cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile anında o soruna çözüm bulunulabilecek. Millet tek oyun kurucu olacak. Yürütmenin şekillenmesi, bir kısım güç odaklarının isteği ile değil direkt milletin isteğiyle gerçekleşecek. Kriz, kaos ve belirsizlikler geride kalacak. Durmadan kurulan-yıkılan hükümetlerle zaman kaybedilmeyecek, karar alma süreçleri hızlanacak ve dolayısıyla ülkemizin önüne çıkmış fırsatlar heba edilmemiş olacak. Bütün bunlar, bir anlamda imkân demek, iş demek, aş demek ve özgürlük demek olacak. Ayrıca bakanlar, yasamanın üyesi olamayacak, dolayısıyla da seçilme korkusu olmadan, görevini daha özgür icra edebilecek.
     
  • Cumhurbaşkanlığı, özellikle 1961 anayasasından sonra askeri zihniyetin, seçilmişler üzerinde bir vesayet makamı olarak işlev görmüştür. Demokrasi tarihimizin kara bir lekesi olan 1960 darbesinden sonra statükocu zihniyet ülke yönetiminin tamamen seçilmişlere verilemeyeceğinden bahisle cumhurbaşkanlığını seçilmiş hükümetler üzerinde adeta bir demir yumruk gibi görmüştür. Bu yüzden Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesine kadar cumhurbaşkanlarının generallerden seçilmesine özen gösterdiler. Ancak Özal döneminde başlayan sivilleşme ve Ak Parti ile devam eden demokratik devrimler sayesinde bugün cumhurbaşkanlığı makamı yeni sistem ile bir vesayet makamı olmaktan çıkıp, milletin iradesinin doğrudan vuku bulduğu bir makam haline gelecektir. Yeni sistemin en büyük kazanımlarından birisi de bahsettiğimiz gibi milli iradeye hiçbir gücün vesayet edemeyecek olmasıdır. Vesayet makamları tarihe karışacaktır.
     
  • Yeni sistem ile tabi ki rejim değişmeyecek, ülkemizin rejim tartışması yoktur, zira rejim tartışması cumhuriyetin ilanıyla son bulmuştur. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile adı üstünde ülkenin idare sistemi değişmektedir. Hayır cephesinin en büyük iddialarından biri de cumhurbaşkanının eyalet sistemi getirebileceği yönündedir, bu iddia da doğru değildir. Ülkemizde üniter bir yapı mevcuttur. Dünya’da başkanlık sistemi veya parlementer sistem ile yönetilen ülkelerin bir kısmında üniter yapı bir kısmında federal yapı mevcuttur. Örnek verecek olursak Almanya parlementer sistem ile yönetilirken ülke yapısı federaldir, Güney Kore başkanlık sistemi ile yönetilirken ülke yapısı üniterdir. Yani yeni sistemin ülkeyi eyaletlere böleceği şeklindeki iddialar yersizdir.

4- Tek adamlık mı olacak? Cumhurbaşkanı meclisi fesh edebilir mi?

  • Hayır cephesinin en büyük seçim çalışması, seçmene tek adamlık gelecek korkusu aşılamak olmuş durumdadır. Bu gerçekten uzak, doğru olmayan ve dayanaksız bir iddia olmaktan öteye geçmiyor. Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde büyük bir gaf yapmış, yeni sistemde "başbakan ve cumhurbaşkanı farklı partiden olursa kriz çıkar" demişti. Herkesin malumu yeni sistemde başbakanlık makamı yer almıyor, yürütme vazifesi cumhurbaşkanlığı makamında toplanıyor. Ancak, Kılıçdaroğlu'nun belki de söylemek istediği yapılacak seçimler sonucunda meclis çoğunluğunu ele geçiren parti ile cumhurbaşkanının partisinin farklı olması durumunda ne olacağına yöneliktir. Cevap belli uzlaşacaklar! Aslında yeni sistemin bırakın tek adamlığı uzlaşı kültürünü geliştireceğini, Hayır cephesi de zaman zaman yaptıkları gaflarla itiraf ediyor. Zira eğer meclis çoğunluğunun olduğu parti ile cumhurbaşkanı anlaşamazsa yeni sistem hem yürütme hem de yasama organına seçimleri yenileme imkanı tanımış durumda ve bu seçime cumhurbaşkanı ve meclis beraber gidiyorlar. Ancak, şöyle bir gerçek de var ki halk yetkiyi verdikten sonra biz anlaşamadık diyip tekrar seçmenin önüne çıkıp oy isteyen partileri ve cumhurbaşanlarını vatandaş cezalandırır. Bunun farkında olan, yasama üyeleri ve yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı tekrar seçilecekleri belli olmayan bir seçime gitmek istemezler. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı ve meclis uzlaşı kültürü ile yasama dönemi boyunca ülkeyi idare ederler. Şimdi uzlaşı kültürüne mecbur bırakan bir sistem nasıl tek adamlık rejimini getirsin, bu yalandan öte gitmeyen bir iddiadır. Yine meclisin gerek görürse üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilme yetkisi olacak, bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Birlikte seçim, sistem krizini önlüyor ve uzlaşma arayışının güvencesi oluyor. Tüm bunlar gözönüne alındığında seçilebilmek için %50’nin üzerinde oy ile seçilmiş cumhurbaşkanının diktatör gibi olacağını söylemek yanlıştır, zira aslında cumhurbaşkanı bizzat meclis tarafından denetlenecek.
     
  • Yeni cumhurkanlığı sisteminde, cumhurbaşkanlığı kararnamelerin sınırlarının uçsuz bucaksız olduğu yönündeki iddia da doğru değildir. Yeni sistemde, Anayasada yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemezken, Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamazken, kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamazken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması hâlinde, kanun hükümleri uygulanırken, TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hâle gelirken, yani Hayır cephesinin iddialarının aksine meclis güçlenirken, cumhurbaşkanının tek adam olacağı yönündeki iddialar yersizdir, seçmende karşılığı yoktur. Bir önemli nokta da cumhurbaşkanı kararnamesi kanun hükmünde değil, sadece OHAL dönemi çıkarılan kararnameler kanun hükmünde olacaktır. OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri de yeni sistemde derhal Meclis’e sunulacak, Meclis üç ay içinde bu kararnameyi görüşmezse bu kararname yürürlükten kalkacaktır. Yani OHAL döneminde bile Meclis üstünlüğü söz konusu olacaktır.
     
  • Yeni sistemde kanun yapma yetkisi tamamen meclise ait olacak. Cumhurbaşkanı kurumlar ile ilgili düzenlemeleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapabilecek. Cumhurbaşkanı ülkenin sorunlarının çözümü için kendisine lazım olan kanunları meclisten isteyecek, meclis te uygun görürse o kanunları yapacak. Bunun istisnası olarak cumhurbaşkanına sadece bütçe kanunu yetkisi verilmiş durumdadır. Cumhurbaşkanının bütçe kanunu teklifi mali yılbaşından en az 75 gün önce Meclis başkanlığına sunulacak, teklif plan ve bütçe komisyonundan incelenecek, komisyonda görüşülüp kabul edilen maddeler meclis onayına sunulacak ve cumhurbaşkanının bütçe kanunu teklifi meclis onayı olmadan yürürlüğe giremeyecek. Meclisten bağımsız bütçe dahi yapamayan bir cumhurbaşkanına tek adam demek, diktatör demek çok komik olur. Ayrıca yeni sistemde cumhurbaşkanının söylenenin aksine meclisi fesh etme yetkisi kesinlikle yoktur. Cumhurbaşkanının yukarıda da değindiğimiz gibi seçimleri yenile yetkisi var ve bu yetkiyi kullanırken kendisini seçimlerden muaf tutamıyor, kendisi de meclis ile beraber seçime gidiyor.

5- Yargı bağımsızlığını yitirecek mi? HSYK’nın yapısı ne olacak?

  • Önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bakalım. Mevcut düzende, toplam üye sayısı 22 olan HSYK'ya, 16 üyeyi bürokratlar, 4 üyeyi Cumhurbaşkanı atıyor. Diğer iki üye ise Adalet Bakanı ve müsteşarından oluşuyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminde ise, Cumhurbaşkanı yine 4 üye atayabiliyorken, Meclis'e ilk defa yetki verilip 7 üyeyi ataması sağlanıyor. Adalet Bakanı ve müsteşarı yine doğal üye olarak geçiyor. Üye sayısı da böylelikle hem 13'e düşürülmüş oluyor hem de Meclis'in ilk kez HSYK seçiminde etkin olması sağlanıyor. Görüldüğü üzere Cumhurbaşkanı'na fazladan bir yetki aktarımı söz konusu değil. HSYK’daki bürokratik güç yok oluyor onun yerine meclisin yani milli iradenin gücü geliyor. Hayır cephesinin HSYK’ya üye seçimi ile ilgili meclise yetki verilmesini eleştirmesini anlamak mümkün değil. Mahkemeler kararlarının başına “TÜRK MİLLETİ ADINA Yargılama Yapmaya Ve Hüküm Vermeye Yetkili ……. Mahkemesi” yazarlar. Yani yargı Türk Milleti adına yargılama yapmaya ve hüküm vermeye yetkili iken HSYK’ya meclisin, yani Türk Milletinin vekillerinin üye seçmesine karşı olmanın mantığı yoktur. Milletin ferasetine güvenmek gerekir. Bu yeni üye seçme yöntemi ile Yargı Kurumu üyeleri arasında üye seçimine yönelik rekabet ve geçmişte örneği mevcut olan FETÖcü gruplaşmalar son buluyor. Cumhurbaşkanı da halk tarafından seçileceği için HSYK’dan yapılan ana değişiklik; milletin iradesinin öncelik kazanacak olmasıdır.
     
  • Anayasa Mahkemesi'nin yetkileri de değişmiyor. Yüksek Mahkeme, anayasa değişikliklerinin, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İçtüzüğü'nün anayasaya uygunluğunu denetleme ve bireysel başvuruları karara bağlama görevini sürdürecek. Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, yüksek yargı organlarının başkan ve üyeleri, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayacak merci de yine Anayasa Mahkemesi olarak muhafaza ediliyor.
     
  • Ayrıca yargının bağımsızlığı ile beraber tarafsız olma hususu da anayasal güvenceye kavuşuyor. Böylelikle millet yargının bağımsızlığı yanında tarafsız da olması nedeniyle yargıya güveni artacaktır. Zira vatandaş ile devletin iki taraf olduğu davalar mevcuttur, yargı anayasal olarak hem bağımsız olmasından hem de tarafsız olmasından dolayı daha özgür karar alabilecek. Yine askeri yargı tamamen kaldırılarak, yargının sivilleşmesi hedefleniyor. Asker ve sivil ayrımı yargı nezdinde son buluyor.
     
  • Anayasaya değişiklik teklifinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri düzenlenmektedir. Hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bunun yanında, görülmekte olan bir dava hakkında TBMM’de, yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulamayacağı kuralı vardır. Yargıç bağımsızlığı ve tarafsızlığı için hâkimler ve savcıların, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel herhangi bir görev almaları yasaklanmıştır. Hâkimlerin atama, tayin ve azilleri Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından yapılacaktır.
     
  • Mevcut sistemde Anayasa Mahkemesi (AYM) 17 üyeden oluşur, önerilen sistem ile AYM üye sayısı 15 olacaktır. Her iki sistemde de üyeleri, Cumhurbaşkanı ve TBMM atar. Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nde Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi Üyelerini dığrudan seçme yetkisi bulunmamaktadır. İlgili kurumlar tarafından anayasada belirtilen sayıda kişi AYM için gösterilir. Cumhurbaşkanı, AYM üyelerini ancak bu kurumlar tarafından belirtilen kişiler arasında seçer. Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin yürürlüğe girmesi durumunda mevcut üyeler görevlerine devam edecektir. Cumhurbaşkanı'nın AYM'de yeni üye atayabilmesi için mevcut üyelerden Cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olan bir üyenin görev süresinin bitmesi gerekir. Cumhurbaşkanlığı Siteminde AYM, 15 üyeden oluşacak olup; Yüksek Askeri İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay kaldırılacak. Dolayısıyla; askeri mahkemelerden gelen 2 üye seçilmeyecek. Askeri yargıdan AYM'ye seçilmiş mevcut üyeler, görev süreleri bitene kadar görevlerine devam edecek. Mevcut sistemde olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı sisteminde de Cumhurbaşkanının adayları doğrudan belirlemesi durumu söz konusu değildir. Cumhurbaşkanı sadece kendisine önerilen adaylar içerisinden seçim yapar. AYM üyeliği için Yargıtay'ın önerdiği isimleri ise seçim yapmaksızın doğrudan atar. Görüldüğü üzere Cumhurbaşkanı'nın kendisinin seçtiği üyelerce yargılanacağı iddiası tamamen asılsızdır. Yani yeni sistemde yargı bağımsızlığını kesinlikle yitirmeyecek.

6-Seçilme yaşı neden 18’e iniyor? Milletvekillerinin çocukları askere gitmesin diye mi?

Hayır cephesinin en büyük iddialarından biri ve en komiği de sanırım milletvekillerinin çocukları askere gitmesin diye ya da vekillikten emekli olsunlar diye seçilme yaşının 18’e ineceği hususudur. Günümüzde askere gitmemek için lisans, yüksek lisans, doktora gibi onca öğe mevcutken koskoca anayasa değişikliğinin bu amaçla çıkacağını düşünmek ya saflıktır ya da kötü bir algı oyunudur. Ayrıca Gazi Meclis’in emeklilik için bir kapı olacağını düşünmek cumhuriyetimizi kuran meclisin kutsiyetine saygısızlıktır. Yine Kılıçdaroğlu’nun bakkalın oğlu, esnafın oğlu vekil olamayacak iddiasının aksine bugün Ak Parti içinde birçok vekilin babası, annesi esnaftır, bakkaldır, manavdır, imamdır, memurdur yani halkın içindendir.

İngiltere, Kanada, Almanya, Fransa ve İsveç gibi çoğu gelişmiş veya AB üyesi ülkede seçilme yaşı 18’dir. Ak Parti iktidarında ilk olarak seçilme yaşı 25’e düşürülmüştür. Bugün meclise baktığımızda 25-30 yaş arası vekil sayısı bir elin parmağını geçmez. Seçilme yaşı 18’e indiğinde meclis 18 yaşındaki vekillerle dolup taşmayacak elbette. Aslında bu düzenleme ilkesel bir düzenlemedir. 18 yaşında bir kişiye devlet yöneticilerini seçme yetkisi veriyorsak, o olgunluğa geldiğini düşünüyorsak seçilebilme yetkisini de vermek gerekir. Aksi takdirde 18 yaşındaki bir vatandaşın oy kullanma hakkını da almak gerekir ki bu da antidemokratik olur.

7- Milletvekili sayısı neden artıyor?

1995 yılında milletvekili sayısı 450’den 550’ye çıkarıldığında ülkemizin nüfusu 61 Milyon, seçmen nüfusu da 34 Milyondu. Yani 1995 yılında 1 milletvekiline yaklaşık 61.800 seçmen düşmektedir. Günümüze yani 2017 yılına baktığımızda seçmen sayısının 25 Milyon artıp 59 Milyon olduğunu görmekteyiz ve milletvekili başına düşen seçmen sayısının da yaklaşık 107.270’e yani 1995’e göre nerdeyse 2 katına çıktığını görüyoruz. Milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasıyla amaç temsilde adaletin sağlanmasıdır. Zira ülkemiz dinamik ve hızla artan bir nüfusa sahiptir, 1995 yılına göre nüfusumuz nerdeyse 22 milyon civarında artış göstermiştir. Artan nüfusa ve temsilde adalete çare olabilmek için yeni sistem ile 600 milletvekili öngörülmüştür.

Örneğin Almanya’da nüfus hemen hemen Türkiye ile denk ve milletvekili sayısı 667. Ya da İngiltere; Avam Kamarası 646 milletvekili, Lordlar Kamarası 735 vekil, nüfus ise 62.2 milyon. Tüm bunlar gözönüne alındığında yapılan düzenlemenin yerinde olduğunu görüyoruz.

8- Meclis işlevsizleşecek mi? Gensoru ve Güvenoyu neden kalkıyor? Yasama ve yürütmeyi kim denetleyecek?

  • Yeni sistem ile meclis kesinlikle işlevsiz hale gelmeyecek, aksine meclis daha da güçlü bir hale gelecek. Kanun yapma, değiştirme ve kaldırma yetkisi tamamen meclise ait olacak. Mevcut sistemde yasa yapma yetkisi nerdeyse tamamen bakanlar kurulunun yani yürütmenin elindedir. Yasama sadece el kaldırıp el indiriyor. Mevcutta kabul edilen kanunların tamamına yakınına içeriği bilinmeden kabul ya da ret oyu verilir. Ancak yeni sistemde cumhurbaşkanı kendisine lazım olan kanunarı meclisten isteyecek, başka bir şansı yok. Milletvekili kendi seçmeniyle sürekli sıcak temas halinde olduğu için, halkın beklentileri kanunlara daha fazla yansıyacak. Yine para basılmasına, savaş ilanına ve uluslararası anlaşmaların onaylanmasına meclis karar verecek. Meclis cumhurbaşkanının yargılanmasının yolunu açabilecek. Meclis ilk defa Hakimler ve Savcılar Kurulu’na üye atayabilecek. Cumhurbaşkanı OHAL ilan etse bile meclisin onayına sunmak zorunda olacak ve meclis OHAL’in süresini kısaltıp, uzatabilecek veya OHAL’i kaldırabilecek. Sıkıyönetim uygulaması kaldırılacak.
     
  • TBMM, Meclis Araştırması, Genel Görüşme, Meclis Soruşturması ve Yazılı Soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanarak cumhurbaşkanı ve bakanları denetleyebilecek. ABD’de sadece meclis araştırması vardır, onun dışında genel görüşme ve yazılı soru gibi mekanizmalar yoktur. Yeni sistemde denetimde yazılı soru ve genel görüşme muhafaza edilmiştir. Meclis soruşturması, hem Cumhurbaşkanı, hem bakanlar açısından var. Yeni sistemde yasama denetimi var. Meclis eliyle yargı denetimi var. Cumhurbaşkanının kararnamelerini Meclis, Anayasa Mahkemesi’ne taşıyabilecektir. Diğer kararnamelerle ilgili idari yargı denetimi var. Diğer bir deyişle, hem yasama denetimi, hem yargı denetimi güçlendirilmiş durumda olacaktır.
     
  • Burda dikkat edilmesi gereken iki husus gensoru ve güvenoyunun yeni sistemde olmayışıdır. Cumhuriyet tarihinde 400’ün üzerinde gensoru verilmiş, ancak bu gensorular neticesinde sadece 2 bakan ve hükümet düşürülmüştür. Yani gensorunun meclisi işlevsiz hale getirip, tıkamaktan başka bir işlevi olmamıştır. Yine belediye başkanlığı seçimlerini gözönüne alalım oy verip, ancak görev süresi dolmadan oy verdiğimiz belediye başkanından memnun olmama durumumuz ortaya çıkabiliyor, bu durumda kimse gensoru verip belediye başkanını indirelim demiyor. Ne yapıyoruz, o belediye başkanının görev süresinin bitmesini bekliyoruz ve bir daha oy vermiyoruz. Şimdi aynı şey memleket idaresinde de olacak, beğenelim ya da beğenmeyelim, oy verip seçtiğimiz vekillerin veya cumhurbaşkanının görev süresinin bitmesini bekleyeceğiz. Eğer bir fatura kesilecekse bu sandıkta kesilecek. Güvenoyu meselesi ise, artık yürütmenin doğrudan halk tarafından belirleneceği için, yani halk doğrudan yürütme yetkisinin toplandığı cumhurbaşkanını seçeceği için, cumhurbaşkanının ilaveten meclisten güvenoyu alma ihtiyacı olmayacaktır, çünkü zaten güvenoyunu %50’nin üzerinde oy alarak cumhurbaşkanı halktan alıyor. Artık güvenoyu almak için kirli tezgâhlar dönmeyecek, vekil transferleri olmayacak. Vatandaş doğrudan güvenoyunu seçtiği cumhurbaşkanına vermiş olacak. Yani yeni sistemde tek kişilik bir hükümet var ve başkan seçildiğinde hükümet de kurulmuş olur. Bu hükümete millet hükümeti demek doğru olacaktır.

9- Cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisi neden kesilmiyor?

  • Bu konu da çok eleştirilen konulardan biri; şu bir gerçek ki partili cumhurbaşkanlığı ilk defa karşılaştığımız bir mesele değil. Mustafa Kemal de, İnönü de, Celal Bayar da partili cumhurbaşkanıydılar. Cumhurbaşkanı olduklarında partileri ile ilişkileri kesilmemiştir. 2007 yılında cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilme halkoylamasından sonra zaten doğası gereği cumhurbaşkanının partili olmaması hususu tarihe karışmıştır. Geçmişe dönüp baktığımızda Özal’ın, Demirel’in, Gül’ün, Erdoğan’ın partileriyle ilişkisini kestiğini söyleyebilir miyiz? Yine bürokrasiden gelen Sezer’in bağlı olduğu ideolojisini görev süresinde terk ettiğini söyleyebilir miyiz? Cumhurbaşkanının tarafsızlığı siyasi partiye üye olmamak olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir. Başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerde başkan hem devletin hem de hükümetin başı konumundadır. Yeni sistem ile beraber ülkemizde de cumhurbaşkanı hem devletin hem de hükümetin başı konumunda olacaktır. Dolayısıyla cumhurbaşkanının da partisiyle ilişkisi devam edecektir. Unutmamak gerekir ki, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle birlikte, cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu doğacaktır. Avrupaya baktığımızda cumhurbaşkanının partili olamaması hususunda sadece Macaristan’da bir düzenleme mevcutken, diğer tüm ülkelerde böyle bir kısıtlama yoktur. Cumhurbaşkanının partili olması cumhurbaşkanının tarafsızlığını kaybedeceği anlamına gelmez. Önerilen sistemde Cumhurbaşkanı'nın partiyle ilişkisi kesilir hükmü kaldırıldı. Bunun anlamı cumhurbaşkanının mutlaka parti başkanı olacak olması değildir. Bunun anlamı önerilen sistem cumhurbaşkanlığı hükümet modeli olduğu için hükümet modeli değişikliğidir. Hükümetlerin esası da partililiktir. Hangi hükümet partilere mesafeli, partiler açısından tarafsız bir hükümettir? Ya da bugüne kadar parlementer sistemle yönetilirken bizi yöneten başbakanlar sadece kendi seçmeninin değil tüm vatandaşların başbakanı olmuştur. İzmir Büyükşehir Belediye başkanı sadece CHP’lilerin değil tüm İzmirlilerin belediye başkanıdır. Şimdi kalkıp da belediye başkanlarına, ya da başbakana partinizle ilişkinizi kesin demezken halkın seçtiği cumhurbaşkanına partinle ilişkini kes demek de doğru değildir.
     
  • Bir diğer eleştiri de cumhurbaşkanının partisinin genel başkanı olup olmayacağı hususudur. Şahsi kanaatim yeni sistemde böyle bir düzenleme olmamasına rağmen yeni sistem ile beraber cumhurbaşkanının partisinin genel başkanı olmayacağı yönündedir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partilerin genel başkanları dışında bir aday göstereceklerini düşünüyorum, çünkü cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamayan kişi vekil de olamayacağından tamamen ülke yönetiminin dışına itiliyor ve partisinin başında kalabilme olanağı azalıyor bu da genel başkanların kolay kolay cumhurbaşkanı adayı olamayacaklarını gösteriyor.

10- Cumhurbaşkanının siyasi, yargısal ve cezai sorumluluğu nasıl olacak?

  • Şimdi bu konuyu incelerken evvela mevcut sistemi incelemek lazım; mevcut sistemde, Cumhurbaşkanı görev sırasında tek başına aldığı karar ve verdiği emirlerden sorumlu tutulamıyor. Cumhurbaşkanının görev alanına ilişkin cumhurbaşkanına herhangi bir suçlama yapılamıyor ve görevine ilişkin konularda denetlenemiyor. Cumhurbaşkanının teklifiyle Başbakan ve ilgili bakanlarca yapılan iş ve işlemlerden sadece başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanı vatana ihanet dışında re’sen imzaladığı kararlar ve emirlerden dolayı yargılanamıyor. Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet suçlaması ile yargılanabiliyor.
     
  • Yeni sistemde ise; yapılan iş ve işlemlerden cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve ilgili bakanlar sorumlu tutulacak. Cumhurbaşkanı, tek başına yapacağı iş ve işlemlerle, onaylayacağı kararlardan sorumlu olacak. Siyasi sorumluluk cumhurbaşkanına ait olacak. Yürütme yetkisini icra eden cumhurbaşkanına yargı yolu açık olacak. Cunhurbaşkanının yargılanmasına meclis karar verecek. Bu suretle meclis, cumhurbaşkanı için denetim mekanizması vazifesini görecek. Milletin doğrudan seçtiği cumhurbaşkanını, milletin seçtiği meclis denetleyecek. Cumhurbaşkanı hakkında, sadece vatana ihanetten değil her türlü bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilecek. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşüp ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevk kararı alınabilecek. Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamayacak. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erecek.
     
  • Önemli bir not mevcut sistemde cumhurbaşkanının Yüce Divana sevki için 550 vekilin en az 413’ünün (%75) oyu gerekirken yeni sistemde 600 vekilin 400’ünün (%66) oyu yeterli olacak.

Umarım bu detaylı analiz ile kafalardaki soru işaretlerine bir nebze olsun ışık olabilmişimdir. 16 Nisan’da yapılacak halkoylamasında tarihi bir virajdan geçeceğiz, yazımda da izah ettiğim üzere benim oyumun rengi EVET şeklinde olacak. Zira bu yeni sistem, ülkemiz ve milletimiz açısından tarihi bir fırsattır. 17 Nisan sabahı yepyeni ve daha güçlü bir Türkiye’ye uyanmak dileğiyle…

Kemal YILDIRIM
Avukat
Ak Parti Gölbaşı Gençlik Kolları Üyesi

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
Gölbaşı Alperen Ocakları’nda devir teslim töreni
Gölbaşı Alperen Ocakları’nda devir teslim töreni
Kadınlara evlilik öncesi eğitim
Kadınlara evlilik öncesi eğitim