Advert
Advert
Suriyeliler ve Vatandaşlık Konusu
Adem Yavuz Irgatoğlu

Suriyeliler ve Vatandaşlık Konusu

Türkiye kamuoyu yeni bir tartışmanın içerisinde yine farklı kutuplara ayrıldı. Herkes kendi cephesinden bakınca ‘haklı’ olduğunu düşünüp fikirlerini beyan ediyor. Tartışmanın konusunu ise Suriyelilere Türk vatandaşlığı verilmesi oluşturuyor.

Bizde adettendir ortaya bir laf atıldığında herkes kendi anladığı şekilde yorumlar ve ona göre fikir geliştirir. Hani eskiden ‘Kulaktan kulağa fısıltı’ diye bir oyun vardı. En baştaki bir cümle söylerdi ve o cümle kulaktan kulağa devam eder, en sondaki kişiye gelince ortaya çok farklı bir cümle çıkardı. Şimdi Suriyelilere vatandaşlık verilmesi konusu da bunun gibi oldu. Cumhurbaşkanı bir cümle söyledi ve o cümle kulaktan kulağa bambaşka bir boyut olarak devam etti. Dolayısıyla kamuoyu da bu farklı anlayışın içerisinde kendini yeni bir tartışmaya kaptırdı.

Kilis’teki bir programda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriyelilere hitaben “Kardeşlerimiz içerisinde inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyenler var. Onlara vatandaşlık vereceğiz” dedi. Bu sözlerin ardından kıyamet koptu. Haklı olarak şu sorular soruldu: Bunların hepsine vatandaşlık nasıl verilecekti? Türkiye’de işsizlik varken bu kadar kişi iş sahibi mi yapılacaktı? Milyonlarca öğrenci KPSS’ye girerken Suriyeliler memur mu yapılacaktı? Bu ve benzeri sorularla bu tartışma iyice alevlendi.

Şimdi bu sorulara cevap aramadan önce şu tespiti yapmak ve insani duruşu sergilemek gerekir. Büyük bir devlet olan Türkiye, ateşten kaçan, zalim Esed yönetiminin baskısından kurtulmak isteyen, ölümden, sefaletten, açlıktan kaçanların umut bağladığı bir ülke olmuştur. Ve Türk halkı da en güzel şekilde misafirperverliğini göstermiştir…

Suriye’de yaşananlar belki de son yüzyılın en büyük dramını oluşturuyor. 27 milyonluk bir Suriye şimdi paramparça oldu. 2,5 milyondan fazla kişi de Türkiye’ye sığındı. Şimdi bu mültecilerin beyaz yakalıları denilen doktor, öğretmen, işadamı gibi meslek sahiplerine vatandaşlık verilerek bunlardan istifade edilmek isteniyor. Yani 2 milyon 700 bin Suriyelinin tamamına vatandaşlık verilmeyecek.

Türkiye Cumhuriyeti yasalarında –yanlış hatırlamıyorsam- en az 5 yıl ikamet ediyor olduktan sonra vatandaşlık verilebiliyor. Dolayısıyla bu tartışmayı farklı boyutlara taşıyarak insanları iktidar düşmanı, Suriyeli düşmanı haline getirmek çok büyük yanlıştır. Her dilenciyi, her hırsızı, her katili, her teröristi Suriyeli ilan etmek büyük vebaldir. Elbette büyük bir titizlik içeresinde, geniş bir planlama yapılarak, gerekli güvenlik incelemesine tabi tutularak ve kamuoyu iyice aydınlatılarak bu adımın atılması gerekiyor. Aksi takdirde mülteci durumundaki Suriyelilere bakış açısında bir farklılaşma olacaktır.

Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısı 2.747.000 ve bunun neredeyse yarısını çocuklar oluşturuyor. Okul yaşındaki çocukların sayısı ise 860 bin. Bunların 531.900’ü ise okula gidemiyor. Hatta büyük bir kısmı Türkçe bile bilmiyor.

Bu nedenledir ki Suriye’deki ölüm çarkını, uluslararası çıkarların önüne geçirmek sadece Türkiye’nin değil herkesin görevidir. Bu yükün sadece Türkiye’nin omuzlarında olması, ülkemizdeki şehirlerde ucuz işçilik, yeni etnik yapılar, güvenlik riski, yabancı düşmanlığı, seçmen etkisi, sosyal dokuda değişiklik oluşturacaktır.

Suriyelilerin vatandaşlık tartışması, Türkiye’nin insani ve siyasi tutumunun bir devamı olmanın ötesinde bir duruma işarettir. Suriyelilere karşı atılan her adıma ‘istemezük’ diye yaklaşırken Aylan bebeklerin sahilde yatan cansız bedeni unutulmamalıdır. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Devrim gibi..
Devrim gibi..
Fatih Polat’a kritik görev
Fatih Polat’a kritik görev