Advert
Advert
La(y)ik görünen tartışma
Adem Yavuz Irgatoğlu

La(y)ik görünen tartışma

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın laiklik konusundaki açıklamaları sipere yatanları harekete geçirdi ve atış başladı. Yapılan açıklamadan ‘Anayasada laiklik olmamalı’ kısmı ile başta sosyal medya olmak üzere diğer basın yayın organlarında adeta ‘kıyamet’ kopartıldı. Muhalefet partileri, TUSİAD ve diğerleri ise vakit kaybetmeden harekete geçip ‘rahatsızız’ açıklaması yaptı.

Bunun üzerine Sayın Kahraman ikinci bir açıklama yaparak ‘Tamamen kendi görüşlerimi ifade ettim’ dedi. Ama laikliğin yılmaz savunucularını bu açıklama da kesmedi. ‘Bu işin arkasında AK Parti’nin iradesi var’ noktasına getirdiler. Oysa Meclis Başkanı şu an tarafsız bir konumda ve AK Parti’yi bağlayan bir durumu yok!

Türkiye’nin bunca gündemine rağmen millete la(y)ik görünen laiklik tartışması gündemin en üst sırasına yerleşti. Bu açıklama ve tartışmaların yeni anayasa yazım sürecinde gündeme gelmesi ise işin bir başka boyutunu oluşturuyor. O boyutu da ‘Meclis Başkanı’na bu açıklamayı kim yaptırttı veya Kahraman’ın kendisi mi bu açıklamayı yapmak istedi?’ sorularında saklı. Bu soruları bir kenara bırakarak asıl meseleye geçelim.

Yıllarca önce Anıl Çeçen’in Kemaliz kitabına atıfta bulunarak kaleme aldığım yazıyı tekrar güncelleyerek siz kıymetli okurların dikkatine sunmak istiyorum. Kemalizm kesin olarak ulus devletten yanadır. Ulusal sınırlar içinde yaşayan ve kendisini Türk vatandaşı olarak kabul eden tüm insanları ‘hiçbir ayrım gözetmeden eşit Türk vatandaşı olarak’ benimser. İtirazlar da burada başlar.

Kemalist devrim, yeni anayasa ile (1924) ülkede yapmayı düşündüğü siyasal devrimin önemli bir kısmını gerçekleştirmişti. Anıl Çeçen bu durumu şöyle açıklıyordu: “Kemalist devrimciliği, var olan kurumları zorla değiştirmek biçiminde anlayan Mustafa Kemal, geçmişin kurumlarını yıkmış, onların yerine genç cumhuriyet devletinin yeni kurumlarını oluşturmuştur.” (A.Çeçen- Kemalizm)

Saltanat ve Halifelik kaldırıldı. Kemalizm, yüzyıllarca İslamcı ve padişahçı kültür yapısı üzerine hiç de toplumda kültürü bulunmayan bir siyasal rejim olarak ‘demokratik cumhuriyeti’ kurmak isterken fazlasıyla zorlanıyordu. Bunu destekleyecek toplumsal ve kültürel ortam o dönemde henüz yoktu… Kemalist laiklik ilkesi ısrarlı biçimde izlenerek, çağdaş uygarlığa doğru yeni adımların atılması sürdürülmüştü. Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak, din işleri kamu düzeni adına yasal bir statüde düzenlenmiştir.

Batı ülkelerinde izlenen, uluslaşma sürecini Kemalizm, Türkiye’de de uygulamak istemiştir. Kimilerine göre, laikleşme Tanzimat’la başlayıp, meşrutiyet dönemleri ile devam ettikten sonra cumhuriyet döneminde artık yeni bir aşamaya ulaşıyor ve gerçek kimliğini buluyor.

“Asker, demokrasi ve hukuk devletinin kolunu kanadını 1982 Anayasa’sı ile çok fena kırdı. Kıbrıs sorununda, din eğitimini ilgilendiren temel konularda, genellikle ‘son söz’ü kendine ayırdı.” Her şeyde ‘laiklik tehlikede’ denilerek, yaptıklarını meşrulaştırma çabası güdüldü.

Laiklik, ordu tarafından siyasete müdahalenin çok açık bir aracı olarak kullanıldı. 27 Nisan e-muhtırası, laiklik karşıtı eylemler arasında sayılan Malatya’daki misyoner cinayetleri, Danıştay saldırısı… Laikliğe yönelik tehdide inandırıcılık kazandırmak için neler yapılmadı ki? “Başörtüsü kararı için yapıldı” denilmedi mi? Peki sonuç ne oldu? Hepsi palavraydı. Askerler kürsüye her çıktıklarında, laikliği koruma yeminleri ederler. Bunu niçin yaparlardı? Darbe yapabilmek için mi daha laik olunurdu?Dinler ve inançlar insanlar içindir. Şimdi yeni bir tartışmanın içinde sürükleniyoruz..

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
Osman Karaaslan’dan 16.yıl mesajı
Osman Karaaslan’dan 16.yıl mesajı
Ersin Pehlivan’dan Teşekkür Mesajı
Ersin Pehlivan’dan Teşekkür Mesajı