Advert
Advert
Advert
Like and dislike…
Adem Yavuz Irgatoğlu

Like and dislike…

 

Dünya gündeminin bu kadar yoğun olduğu, Türkiye’nin 1 Kasım seçimlerine odaklandığı şu günlerde; adamlar denizin altından boruları geçirip KKTC’ye su götürürken, birilerinin ‘Gelme ne olur! Diren senin de olur!’ nidalarına rağmen Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye’ye getirilip İstanbul’da ağırlanırken, Filistin’de gözyaşı, Suriye’de kan akarken, Avrupa göçmen tehlikesine karşı titrerken, yerli otomobilin lansmanı yapılıp bir kesim buna ‘istemezük’ tavrı alırken, dev projelerin kredi sözleşmesi yapılırken, Ankara’daki menfur terör saldırısının izi sürülürken, siyasi parti liderleri meydanlarda nutuk atarken, Doğu ve Güneydoğu’da sular durulmamışken, Milli Takım göğsümüzü kabartıp Avrupa bileti almışken, Yaşar Nuri Öztürk, Müjdat Gezengillerin küfürleri tıklanma rekoru kıraken “Böyle bir yazı yazmak da nerden çıktı?” demeyin! Yazacaklarımızda hepsinin payı var.

Eli kalem tutan, biraz mürekkep yalamış olan, gündemi takip eden yüzlerce isim bu saydığımız konuları yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Yetmiyor TV ekranlarına çıkıp kavga ediyor, küfür yeteneğini geliştiriyor, sabır testi yapıyor! Bakın biz bile başka bir konuda yazmaya niyet edip başlığı atmışken, makalemizin yarısını –farkında olarak- yine o konulara ayırmışız. Bu olaylar yaşamımıza öyle sirayet etmiş ki istesiniz de bunlardan kurtulamıyorsunuz. Yaşam demişken başlıktaki asıl meselemize geçelim artık.

Like - dislike kelimelerini en çok gördüğümüz yer sosyal medya. Teknolojinin gelişmesiyle iletişim yeteneklerimiz de değişti. Muhabbetli iletişimden mektuplu iletişime, oradan kablolu telefona, ardından cep telefona derken internetin kucağına düştük. Dokunmatik telefonlar, tabletler bizleri “Dokunmatik yaşamlara” itti. Henüz anne baba demeyi öğrenip ama kendini tanımayan çocuklarımıza dokunmatik ekranları öğretir olduk. Biraz daha ileri gidip sosyal medyanın hengâmesinde kendimize ‘yön’ bulduk.

Çocuklarımız, gençlerimiz; Facebook, Twitter, İnstagram derken ‘like and dislike’larla tanıştı. Amcasını, dayısını, halasını, teyzesini, dedesini, ninesini, kuzenini tanımayan çocuklar, akrabayı talukatın suretinden önce ‘like - dislike’ simgelerini öğrendi, bilinçaltına yerleştirdi, muhabbeti unuttu. Çocukların ve gençlerin azmi, ileri yaştakileri de ilham kaynağı oldu. Siyasetçi, sanatçı, sporcu, işadamı derken hemen herkes bu âleme ‘aktı.’

Sosyal medya hayatımızın öyle bir vazgeçilmezi oldu ki içimizde biriktirdiklerimiz, birbirimizin yüzüne söyleyemediklerimiz, söylemekten hayâ ettiklerimiz için bu mecra bulunmaz bir fırsata dönüştü. Güzel ve faydalı işler için kullanılabildiği gibi kötü niyetli kullanımlara daha bir önem verildi.

Örneğin, Facebook’ta biri sadece “…” yazar, ardından kırk akıllı bunun ne olduğunu çözmek için uğraşır, yorum yapar, bir başkası onun yorumunu ‘like’ veya ‘dislike’ yapar. Yetmez, kaç beğeni veya yorum gelecek diye saatlerce internet başında vakit geçirir.

Bir gariban bir şey paylaşır, makam mevki sahibi olan gurur yapar, bunu ‘like’ etmez. Bir gariban, makam mevki sahibini öven yorum yazar, o gurur anında terk edilip ‘like’ yapılır. Biri tweet atar, sözü söyleyen ‘ünlü’ ise binlercesi ardından Retweet yapar. Biri Instargam’dan fotoğraf paylaşır, binlercesi onun nerede çekildiği, ne mesaj içerdiği, neden paylaşıldığı için çırpınıp durur… Tefekkürü unutturmak, anlık yaşamı teşvik etmek, beden ile kafayı birbirinden ayırmak ve bir de istihbarat için bu sosyal medya büyük işler yapıyor.

Büyük işler yaparken, sosyalleşelim derken internete bağımlı hale gelen asosyal bir nesil yetişiyor. Bu nesillere de büyükler örnek oluyor. Maalesef geriye ‘like and dislike’larla geçip giden bir hayat kalıyor.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
Nezaket Okulu tebessüm ettiriyor
Nezaket Okulu tebessüm ettiriyor
Şimşek’ten muhtarlara sabah mesaisi
Şimşek’ten muhtarlara sabah mesaisi