Reklamı Geç
Advert
Advert
“Özyönetimden” “Öz temizliğe”
Adem Yavuz Irgatoğlu

“Özyönetimden” “Öz temizliğe”

7 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkan siyasi tablo, ülkede yeni hareketlenmelere sebep oldu. 13 yıllık tek başına iktidar ile hem siyasi hem de ekonomik istikrar yaşayan Türkiye, 7 Haziran sonrası siyasi ve ekonomik belirsizlik içine girdi. Bunu “fırsata” çevirmek isteyen PKK ve onun bileşenleri, yeniden çatışma ortamı başlattı.

 

Bu çatışma ortamından faydalanmak isteyen Doğu ve Güneydoğu’daki DBP’li belediye başkanları sözde “özerklik” ilan ederek, ülkeyi bölme, halkı kin ve nefrete sevk eden adımlar attı. Bu durumun ilerlemesi İçişleri Bakanlığını harekete geçirdi. DBP’li birçok belediye başkanına soruşturma açıldı, bir kısmı görevden alınırken bir kısmı da gözaltına alındı.

 

Devlet, “özyönetim” isteyenlere bir anlamda “öz temizlik” yaparak, ülkenin birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlere “dur” dedi. Sürekli tehditlerle “özyönetimde” ısrar edenler, sırtlarını bilmem nerelere yaslayanlar, ülkedeki siyasi belirsizliği, elde ettikleri milletvekili sayısı ile çok iyi kullanmaya başladı.

 

PKK 14-15 Ağustos 1984’te kendi kuruluş gününde Türkiye Cumhuriyeti Devletine ilk kurşunu attı, aradan 31 yıl geçmesine rağmen çatışmacı tutumundan ve “özyönetim” hevesinden bir türlü vazgeçmedi. PKK’yı destekleyen siyaset kanadı ise değişik isim ve partiler adı altında aynı ideolojik tutumu silahlardan da destek alarak yürüttü.

 

Gerçek zihniyetlerinde demokrasinin d’si bile olmayan bu anlayış, partilerinde her fırsatta demokrasi, barış gibi kelimeleri bulundurdu. Böylelikle kirli oyun, demokrasi maskesiyle gizlenmiş oldu.

 

Bunun karşısında Türkiye Cumhuriyeti, PKK’ya yönelik olarak ilk zamanlara “PKK silah bıraksın, kendini feshetsin ve üyeleri teslim olsun” diyerek geniş bir yelpazeyi kapsayan tutum içindeydi. Son yıllarda –bunun zor olduğu fark edilmiş olacak ki- strateji değiştirilerek “PKK, Türkiye’ye karşı silah bıraksın, ülke sınırlarını terk etsin” şeklinde sınırlı bir talepte bulunuldu.

 

Ardından “Çözüm sürecinde” akıllıca bir söylemle –ilk etapta- “silah bırakılsın” denildi. Bu da PKK tarafından “makul” görülmüştü. Ancak sözünde durmayan PKK ve onun bileşenleri, yaptıkları eylemlerle, oluşturdukları şehir yapılanmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin sabrını iyice zorladı ve “Silahlar gömülsün, üstüne beton atılsın aksi halde çözümden bahsedilemez” noktasına gelindi.

 

Silahların bırakılması PKK’nın sonunun gelmesi demektir. Ancak burada önemli bir ayrıntı var. “Şeytan ayrıntıda gizlidir” misali, PKK’nın siyasi uzantıları “Sırtımızı YPG’ye yaslıyoruz” derken, bir anlamda PKK’nın bundan sonra YPG’leşeceğini gösteriyor. Zaten şu an şehirlerde uygulanan da bunun göstergesidir. Bunu bir de Öcalan’ın eski avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu, dile getiriyor. Bir internet sitesine verdiği röportajda PKK’nın durumunu değerlendiren Okçuoğlu, şunu söylüyor: “Rojova’da PKK tarihinin yeni bir dönemi başlıyor. PKK, YPG’leştirilecek. Yeni oluşumun patronu ise NATO adına ABD olacak.”

 

Hatırlayın, Kobani’nin batısına ABD tarafından havadan silahlar atılmıştı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry şu açıklamayı yapmıştı: “…Bu bir kriz anı, olağanüstü bir durum; bizim yaptığımız da krize anlık müdahaleydi. IŞİD’e karşı savaşan bir halka sırtımızı dönmek sorumsuzca ve ahlaki açıdan zor bir durum olurdu.”

 

“Kobani düştü düşecek” diyen de Obama’nın kendisiydi. Ama bunu bile Erdoğan nefreti üzerinden Türkiye’ye mal etmeye çalıştılar. Tüm bu gelişmeleri alt alta sıraladığınız zaman “özyönetim” sevdası ve bunun dayandığı “güç” daha iyi anlaşılacaktır. Böyle bir durumda zihinlerden başlayarak hem dağda hem de ovada “öz temizliğe” ihtiyaç var. Dağda güvenlik politikalarıyla ovada ise demokrasi ve hukuk yöntemiyle bu iş sürüyor.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
• Yeni Sayımızı Okudunuz Mu?x
Advert