Advert
Advert
Nerede yanlış var?
Adem Yavuz Irgatoğlu

Nerede yanlış var?

Öyle bir durumdayım ki yaşadığımız vaziyeti anlatmak için seçeceğim kelimeler, kullanacağım kalıp cümleler, vereceğim mesajlar, atıf yapacağım kitaplar, örnek göstereceğim haberler kifayetsiz kalıyor…

 

İnsanlar bedel ödüyor. Ve bedeli ödenmiş hayatlar bizi düşündürüyor. Yazmak istiyoruz ama yazamıyoruz. Çünkü yüreklerimiz acıyor. Öyle zorlu süreçlerden geçiyoruz ki öyle acılara şehadet ediyoruz ki unutmak için tek bir neden kalıyor o da; YAŞAMAK.

 

Her gün yeni şehit haberleriyle sarsılıyoruz. Hain terör örgütü asker, polis, sivil, çocuk, genç, kadın katlediyor. Korkaklıklarını hain pusularla açık ediyor. Hainliklerini maske takarak, cesaretsizliklerini de etek giyerek sergiliyor.

Kendi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanımayan PKK ve onun destekçileri, anaları gözü yaşlı, kadınları dul, çocukları ise yetim bırakıyor. Yüreğimiz dağlanıyor…

 

Hep birlikte çetin bir imtihana tabiyiz. Kazanacak mıyız yoksa kayıp mı edeceğiz? Kaybolan Malazgirt, Çanakkale, Sakarya ruhuna yeniden bürünecek miyiz? Edirne ile Hakkâri’yi, Diyarbakır ile Trabzon’u yeniden kardeş kılabilecek miyiz? Cudi dağında halaylar, Zigana’da horonlar, Toroslar’da kaşık sesleri, Ege’de zeybek havası kültürel zenginliğimiz olacak mı?

 

Tam da ruhumuzu kazanmak ve kaybetmek derken; öyle analar ve babalar var ki şehit evladının ardından gösterdiği vakar, içinde olduğu asalet, takındığı sabır, kullandığı ifadeler bize gelecek adına umut veriyor, kazanma azmimizi arttırıyor, kaybettiğimiz ruhumuzu hatırlatıyor. İşte o anaların ve babaların ellerinden öpüyoruz.

 

Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da omuz omuza verdiğimiz, Türk-Kürt demeden hep birlikte tarihin seyrini değiştirip bugünlere geldiğimiz o ruhumuz kayboldu.

21. Yüzyılda hala Haçlı zihniyetiyle dağları mesken edinmiş, İslam’ı düşman görmüş, kalpleri kararmış, zihinleri bunalmış, inançları yitmiş ne idüğü belli olmayan zavallılar; terör estirmeyi, kan akıtmayı, Kürtlerin yaşam hakkını elinden almayı, Türk milletinin egemenliğine kast etmeyi sürdürüyor. İçeride ve dışarıdaki maşaları kullanıyor...

 

Oysa sonbaharın başlangıcındayız. Yazı geride bıraktık. İlkbahara uzağız. Kışa kavuşmayı ise Allah bilir. Yeniden baharı arzuluyoruz. Rengârenk çiçekler gibi yan yana, Türk, Kürt, Sünni, Alevi, Laz, Çerkez, Roman, Boşnak askerler gibi omuz omuza olmak herkesin arzusu.

 

Aynı sofrada, aynı secdede, aynı kıblede buluşmak varken, hain emeller peşinde koşup, fitne tohumlarını bu güzel ülkeye ekmek kimseye bir şey kazandırmadı bundan sonra da kazandırmayacaktır.

Daha düne kadar ülkemize bahar geldi diye seviniyorduk. Tabiat tüm cümbüşüyle insanoğlunun emrine amade olmuştu. Toprak kabuğunu değiştirip yeni ikramlar sunmuştu. Güneş yüzünü gösterip yürekleri de ısıtmıştı. Herkes bu nimetlerden faydalanmıştı.

 

Dağlarda horonlarla halaylar birlikte görülmüştü. Türk ile Kürt, Sünni ile Alevi, Laz ile Çerkez el ele omuz omuza yaşıyordu. Bir fitne tohumu atıldı aramıza 30 yıldır. Bir türlü öze dönemiyoruz. Ne zaman öz değerlere sahip çıkılsa, kardeşlik iklimi oluşturulsa, yükselişe geçilse birileri mutlaka düğmeye basıyor.

 

İçerde ve dışarda ülkenin geleceğine milletin kutlu yürüyüşüne kast etmek isteyenler hep hazır bulundu. Dün adları başkaydı bugün değişti. Ama zihinleri, hedefleri değişmedi. 30 yıldır aynı hainlikler aynı terörizm devam ediyor. Öyleyse nerede yanlış yapılıyor? Hadi sorumuzu etken cümle yapıp nerede yanlış yapıyoruz diyelim?

 


 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Devrim gibi..
Devrim gibi..
Fatih Polat’a kritik görev
Fatih Polat’a kritik görev