Nefret söylemi kalplerimizi kemiriyor!
Adem Yavuz Irgatoğlu

Nefret söylemi kalplerimizi kemiriyor!

Nefret öyle bir duygudur ki içinize atarsanız fare kemirmesinden daha beter bir şekilde kalbinizi yıpratır. Nefret öyle bir duygudur ki dışa vurduğunuz zaman karşınızdakini veya muhatabınızı bir kurşun etkisinden daha çok sarsar.

 

Hele siyasetteki nefret ve öfke duygusu, çok daha ileri boyutta bir tesir gücüne sahiptir. Çünkü göstermiş olduğunuz tepki ve buna karşı sergilenen reaksiyon sadece muhatabınızı değil, onun/onların kitlesini de etkiler.

 

Seçim dönemleri stres ve öfkenin en çok yaşandığı, hissedildiği dönemlerdir. Farklı siyasi görüşü temsil eden partilerin varlığı aynı zamanda farklı siyasi görüşe destek veren kitleler demektir. Dolayısıyla böyle dönemlerde siyasi aktörler hangi istikamette ilerlerse, onları takip eden kitleler de aynı istikamet üzere olacaktır.

 

Her geçen gün sekülerleşen dünya, bireyleri de seküler ve kapitalist bir yaşamın içine sürüklüyor. Popüler kültürün etkisi hepimizin iliklerine kadar yerleşmiş durumda. Değerlerimiz ve geleneklerimiz ‘öteki’ haline geldi. İslam’ın kutsallarının altını boşaltıldı. Öfke kontrollerimizi kaybettik. Fırsatını bulduk mu karışımızdakine veya bizim gibi düşünmeyene canı çıkıncaya kadar ‘vur’ diyoruz. Seküler dilin mahkûmu olduk.

 

2014 öyle başladı ve 2015 yılı bu şekilde devam ediyor. Paralel yapının hem hükümeti hem de ülkeyi hedef alan girişimleri siyasi iktidarın sinir uçlarına dokundu. Kılıçlar çekildi. Herkes eteğindeki taşı dökmeye başladı. Saflar biraz daha netleşti. Ahlaki değerlerimizle asla bağdaşmayan olaylar yaşandı. İnsanların özel hayatı, mahremiyeti, siyasi veya başka ikballer uğruna şantaj malzemesi haline getirildi. En kötüsü de bu argümanlar ‘cemaat’ denen yapı tarafından çok daha farklı ‘kullanıldı.’ Ülke ise itibar kaybetti.

 

Dün ‘omuz omuza’ veren taraflar, bugün ‘kanlı bıçaklı’ oldu. Bunu fırsat bilenler uzaktan uzağa ‘oh olsun’ deyip ‘alkış’ tutmaya başladı. Tabii bu süreçte herkesin yaşadıkları vardı. Taraflar kendi ‘güncüce’ karşısındakinin etkisini kırmaya çalıştı. İnsanların anlatacakları vardı. Kim, hangi pencereden bakıyorsa, söylemlerini o yöne çevirdi.  Ortaya ilginç ilişki ağları çıktı.

 

Dün hepimizin ‘cemaat’ dediği yapı, bugün öyle kesimlerle “kol kola girdi” ki, herkes şaşırdı. Dün bu yapının yaptıklarını destekleyen, her fırsatta yanlarında olan iktidar da “ ne istediler de vermedik” diyerek aynı şaşkınlığı oluşturdu. Süreç ilerledi… Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde başlattığı paralel yapı ile mücadele, Cumhurbaşkanlığı döneminde de kararlılıkla devam etti/ediyor. 2002’den 2013’ün sonuna kadar birlikte yürüyen AK Parti ve Gülen Hareketi, son iki yıldır büyük bir ‘çatışma’ içinde.

 

Bu tutum, iktidar karşıtları tarafından, 12 yıl boyunca Türkiye’de yapılan reformları, atılan demokrasi adımlarını, ekonomik gelişmeyi ‘yok’ saydırdı. Darbe dönemlerinde bile Cumhurbaşkanlarına, başbakanlara yapılmayan hakaretler bu dönemde Erdoğan’a yapıldı. Tam bir nefret dili kullanıldı.

 

Özellikle paralel yapıya ait yayın organlarında ve bunu destekleyen “küfür gazetelerinde” belki de en çok kullanılan kelimelerden birkaçını ‘yezid, firavun, diktatör, zalim’ oluşturuyordu. Bunun karşısında iktidarı destekleyen yayın organlarının bir kısmı da benzer ithafları “terörist, hain” şeklinde “karşı taraf” için yapıyor. Her ikisi söylem de kitleleri iyice kutuplaştırıyor. Öfkelerimiz bizi birbirimize karşı küfretmeye zorlamamalı. Eleştiri; küfür etmek, iftira atmak değildir.

 

Şimdi seçime çok kısa bir süre kaldı. Siyasi partiler seçim beyannamelerini açıklıyor. Bu süreçte kutuplaşmalar daha da ileri boyuta taşınacak. Nefret duyguları yine kabaracak. Birbirimizden iyice uzaklaşacağız. Yeni Türkiye dediğimiz süreçte yeni bir dil benimsemek gerekiyor.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Karaaslan dolmuşa bindi
Karaaslan dolmuşa bindi
50 kişi iş hayatına ilk adımını attı
50 kişi iş hayatına ilk adımını attı