Advert
Advert
Mehmet Akif’i anlamak
Adem Yavuz Irgatoğlu

Mehmet Akif’i anlamak

Büyük mütefekkir ve milli şairimiz Mehmed Akif Ersoy’un ölüm yıldönümünde birçok yerde anma etkinliği düzenleniyor. Biz bu köşede Akif’i anlamaya çalışan bir yazı kaleme almak istiyoruz. Çünkü birçok önemli şahsiyetin kıymeti ölümünden sonra anlaşılıyor. Belki de Mehmed Akif de bunlardan biridir.

 

Bir kesim O’nun hayatının belli bir kesitini ele alarak -özellikle Mısır’da ‘yaşadığı’ yıllara- eleştiri getiriyor, vatanını terk etmekle “suçluyor.” Oysa bizler Mehmed Akif’i “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünün sembol ismi olarak biliyoruz. Bu sözün tam da bütünleştiği bir isimdir O.

 

Kur’an-ı Kerim’i hayat kitabı olarak gören, ilhamın doğrudan doğruya O’ndan alınması gerektiğini savunan, genel kabullere itibar etmeden inandığını söyleyen, bunu yaşayan bir isimdir. O körü körüne bir şeyin destekçisi olmadığı için tartışmaların odağına her dönem yerleştirilmiştir.

 

O’nun millet anlayışı, siyasi olaylara bakışı, edebi tutumu, Mısır’a gidişi, 2. Abdulhamid’e bakışı ve yazdığı şiirleri en çok tartışılan konuların başında geliyor. Oysa Akif, 1914’lerde ağır sanayinin Türkiye’de kurulmasını savunan bir adamdır…  

 

Kur’an’dan alınan ilhamın nasıl öğretileceğini ifade eden, hatta yazdığı Kur’an meali ile insanların gelecekte namaz kılarken sureleri Türkçe okuyarak yanlışa sürüklenmesinden endişe edip, yakma talimatı verdiği bilenecek kadar din konusunda hassas bir Akif gerçeği vardır.  

 

Milletvekili iken dönemin iktidarına karşı muhalefet ettiği için ‘istenmeyen’ biri olarak ilan edilmesine bir de ‘fes ve sarık’ gibi aslı astarı olmayan yaftalarla suçlanması eklenince yeni nesillere öğretilen yanlış bilgiler milli şaire yapılan en büyük haksızlıktır. Tam aksine hiç sarık takmayan bir Mehmed Akif vardır…

 

İslam’ın insanlara nasıl açıklanacağının yöntemlerini belirten bir Akif var. Mısır’a 5 defa gidip gelen, ülkede milletvekilliğine tahammül edilmeyen, devlet memurluğuna dönmesine izin verilmeyen, emekli aylığı bağlanmayan bir Mehmed Akif… Kâğıt üzerinde emekli aylığı işlemleri yapılarak bu büyük ayıptan kurtulmaya çalışılan bir gerçek var.

 

Mehmed Akif’i “Madem bu kadar vatansever biriydi neden Mısır’a gitti?” şeklinde eleştirenler Ali Şükrü Bey olayını, bunun karşısında Topal Osman’ın nasıl öldürüldüğünü hatırlamaları gerekir.

Mehmed Akif’in 2. Abdulhamid’i eleştiren yönüne katılmak asla mümkün değil, çünkü daha sonraki şiirlerinde kendisi de yaptığının yanlış olduğunu ifade ediyor. Birileri tarafından ‘Sahabe’ olarak takdim edilen Asım’ın, aslında Köse İmam’ın oğlu olduğunu ve ona nasıl bir yol gösterdiğini, Batı ile Türkiye arasındaki köprü vazifesi görmesi gerektiğini, Batı ilminin önemini söyleyen merhum Akif’tir.

 

Mısır’da yaşadı her gün ölümü arzulayan, vatan hasreti çeken bir Akif vardır. Ölümün yaklaştığını anladığı zaman sessiz sedasız yurda dönen milli şairimizdir O.

Cenazesinin gizlenmesi bile İstiklal Marşı şairine yapılan en büyük haksızlıklardan biri değil midir?  Oysa Mehmed Akif, İstiklal Marşı’nı parayla satmayan bir isimdi.

 

Ölümünün ardından cenazesi açılarak yüzünün maskesi alınmak istendiğinde Akif’in yanağından akan kanın sakalına bulaşmasıyla beyaz teninde oluşturduğu kırmızı-beyaz rengin, O’nun bayrağa ve vatana olan bağlılığının sembolü olarak nitelendirilmesi manzarası bile bir hakikattir.

 

 

Merhum Mehmed Akif’e “başka bir kültürü, medeniyeti, hayat tarzını, din anlayışını taklit etme, İslam’ı ona uydurma” yakıştırmaları haksızlıktır, doğru değildir. Mehmet Akif’i anarken O’nu anlamayı ihmal etmeyelim. Mekânı cennet olsun. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Bakmakta Fayda Var
Osman Karaaslan’dan 16.yıl mesajı
Osman Karaaslan’dan 16.yıl mesajı
Ersin Pehlivan’dan Teşekkür Mesajı
Ersin Pehlivan’dan Teşekkür Mesajı