Reklamı Geç
Advert
Advert
Doğu ve Güneydoğu, Ankara’dan göründüğü gibi değil
Adem Yavuz Irgatoğlu

Doğu ve Güneydoğu, Ankara’dan göründüğü gibi değil

Bu seneki Kurban Bayramı’na Kobani bahanesiyle meydanlara çıkan, kamu mallarına zarar veren ve ülkeyi karıştırmak isteyenlerin vandallığı damga vurdu.

IŞİD eylemlerinin Kobani’de yoğunlaşması ve Türkiye sınırındaki hareketlilik ülkede yangın fitili ateşledi. Kobani bahanesiyle sokaklara çıkanlar yaptıkları eylemlerle kamu binalarına zarar verdi, esnafın dükkânını taşladı, yetmedi 40’a yakın kişinin canına kastetti.  Bunlar işin görünen ve bilinen tarafı. Bir de olayların farklı seyrettiği ve yerel kaynakların aktardığı bilgiler var ki durum daha da vahim!


Öncelikle çözüm sürecinin başladığı döneme gidelim. 2013 yılı Ocak ayında başlatılan çözüm süreci neredeyse iki yılını dolduracak bir süreye ulaştı. Bu süreçte hedeflenenler ise 30 yıllık ‘savaşın’ sona ermesi, kanın durması, ölümlerin son bulması, silahların bırakılıp Türkiye’yi tehdit edebilecek sınırların dışına çıkılmasıydı. Dağdan inip ovada siyaset yapılarak problemlerin aşılması amaçlanıyordu. Amaçlanıyordu diyorum çünkü şu anki durum çok farklı!


2 yıllık bu uzun ve çetrefilli süreçte kimi zaman yol kazaları yaşandı. Buna rağmen çözüm sürecini sekteye uğratmadan sonuç almaya yönelik demokratik adımlar atıldı. Bu demokratik adımlar atılırken Türkiye talihsiz bir olay yaşadı. 17 ve 25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları adıyla anılan bir sürece girildi.

 

Bu süreçte oklar ‘paralel yapı’a yöneltildi. Bir taraftan paralel yapı ile mücadele edilirken diğer taraftan da çözüm sürecini devam ettirmeye çalışan AK Parti hükümeti, yaklaşan seçimlerde kimi zaman büyük tavizler verdi. Ve acı bir gerçeği burada ifade etmek gerekir ki paralel yapı ile mücadele edilerek PKK, KCK ve onların destekçilerinin attıkları adımlar, yaptıkları eylemler ‘görmezden gelindi.’

 


30 Mart Yerel Seçimleri, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri derken, Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan fiili olaylar “fark edilmedi” ya da “fark edilmek istenmedi.” Seçimlerden zaferle çıkan AK Parti hükümeti, başlatmış olduğu çözüm sürecini sonuçlandırmak ve 2015 Milletvekili Seçimlerinde –yeni bir anayasa yapacak güce ulaşmak için- farklı bir politika izlemeye başladı. Özellikle İmralı ile Kandil’in arası açılmaya zorlandı.


Süreç bu şekilde ilerledi. Çözüm sürecinde taraflar çoğaldı. Taraflar çoğalınca farklı sesler de yükseldi. Kürtlerin temsilcisi olduğunu iddia eden –ki ben buna katılmıyorum- siyasi parti ayrı telden, Kandil ayrı telden, İmralı ayrı telden çalmaya başladı. Çözüm sürecinde hedeflenenlerle uygulamaya konulanlar arasında bir kopukluk olduğu görülüyor. Kamuoyu bu sürecin yol haritasını ve sürecin kesin sonuçlanacağı takvimi bilmiyor. Zaten hükümet de buradan eleştiriliyor.  Bu tutum ve davranışlar AK Parti’nin seçim sürecinde ‘oyalama taktiği’ yaptığı yorumlarına neden oluyor.


 

Kamuoyu bunlarla ‘yetinirken’ KCK, DTK ve onu destekleyen siyasi parti fiili oluşumunu güçlendirerek Doğu ve Güneydoğu’da baskı ve şiddet uygulamaya başladı. Yerel seçimlerde belediye sayısı ve Türkler üzerindeki baskı arttırıldı. Şimdi Doğu ve Güneydoğu’da halk göç etmeye başladı. İş yerleri korku ile açılıyor. Tören yerlerindeki Türk bayrakları bazı belediyeler tarafından kaldırılıyor. Sokaklarda, caddelerde eylemler yapılıyor.

 

 

Özellikle Türk köylerine yakın yerlerde çadırlar kurularak propaganda yapılıyor. Yol keserek kimlik kontrolleri aldı başını gidiyor. Vakıf, dernek adı altında toplanan yardımlar PYD/YPG’ye gönderiliyor. Kısacası Doğu ve Güneydoğu’da yaşananlara ya göz yumuluyor ya da bu yaşananlardan kimsenin haberi yok! Ama bir gerçek var ki her şey Ankara’dan göründüğü gibi değil!

 

 

www.ademyavuzirgatoglu.com.tr

Twitter: irgatogluayavuz

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
• Yeni Sayımızı Okudunuz Mu?x
Advert