Advert

Advert Advert
Nisa Sayar ile Kahverengi Koltuk
Nisa Sayar ile Kahverengi Koltuk
Münür Ballı'yı ağırladık.

Kahverengi Koltuk'ta bu hafta Münür Ballı'yı ağırladık.

BİR LİDERİ BAŞARILI KILAN ETRAFINDAKİLERDİR

Münür Bey hoş geldiniz. Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle tanımayanlar için Münür Ballı kimdir, biraz anlatabilir misiniz?

Hoş bulduk, ben teşekkür ederim. Münür Ballı henüz 17 yaşındayken Demir Yolları Genel Müdürlüğü’nde memuriyet hayatına başlamış, 18 yaşında da kamu çalışanları sendikalarında görev almış, yönetim kurulu üyeliği, genel başkanlık görevlerinde bulunmuş bir arkadaşınızım. Aslen Karaaliliyim, doğup büyüdüğüm şehir Gölbaşı. O süreçten bugüne kadar ki dönemde de 2009 yılında Gölbaşı’nda Gölbaşılılar Birliği Derneği’ni kurarak aynı faaliyetlerle Gölbaşı’nda devam etmiş, daha sonrasında da Gölbaşı’nda ufak çaplı ticari hayatını devam ettiren bir arkadaşınızım.

Bir Gölbaşılı olarak, buranın siyasi ve sosyal yapısını biraz tahlil edebilir misiniz?

Ben her zaman şunu ifade ederim. Gölbaşılı olmak bir ayrıcalıktır. Gölbaşı’nda yaşayan insanlar zaman zaman siyasi rakip olurlar, zaman zaman ticari rakip olurlar. Ama sizler de basın mensupları olarak birçok düğün, dernek, cenaze vs. sosyal ilişkilerde bulunuyorsunuz ve görüyorsunuz. Siyaseten birbirleriyle çok sert olan arkadaşlarımız bile bir cenazede bir araya geldiklerinde gayet mütevazi ve samimi bir şekilde dostluklarını orada ortaya koyabiliyorlar.

Gölbaşı aslında işlenmemiş bir toprak gibi düşünün, ham toprak. Ama her ne hikmettir ki Gölbaşı kurulduğundan bugüne kadar bu ham toprağı verimli toprak haline getirebilecek bir yönetim anlayışı oluşmamış. Bunun en büyük sebeplerinden birini yıllardır ifade ediyorum. Gölbaşı’nda ahbap çavuş ilişkisi çok ileri safhada. Bürokratlarla, siyasi yapıyla bir samimiyet söz konusu küçük bir ilçe olduğu için. Bu samimiyet zaman zaman Gölbaşı’nın lehine olduğu kadar birçok zaman da maalesef Gölbaşı’nın aleyhine işliyor. Bu da Gölbaşı’na ciddi anlamda zarar veriyor. İnşallah bunlar da düzelir diye düşünüyorum.

Geçmişinizde siyasi adaylıklarınız da oldu. Bunlardan kısaca bahseder misiniz?

Ben Çankaya Belediye Başkan aday adayı oldum. Aslında ben Gölbaşı’nı düşünüyordum. Gölbaşı’nın adayı olmak için birçok hazırlık da yapmıştım. Ancak baktım ki Gölbaşı’nda siyasi bir çıkmazla karşı karşıyayız. İnsanların siyaset için birbirine olan farklı bakışları, birbirlerine olan farklı eleştirileri beni Gölbaşı’ndan uzaklaştırdı açıkçası.

Ankara, Türkiye’nin başkenti. Çankaya da Ankara’nın başkenti. Çankaya’dan aday olmak bir farklılıktı. Ben de siyasal ve sosyal anlamda kendimde birtakım farklılıklar gördüğüm için Çankaya’dan bu yola çıkıp siyasi ufkumu daha geniş tutabileceğimi düşündüğüm için 2014 yerel seçimlerinde aday adayı oldum.

VATANDAŞA ANLATAMIYOR

Peki bu süreçte geçmişinizde Haşlak, Odabaşı ve Duruay dönemlerine şahitlik ettiniz. Siyasetin de içindeydiniz o dönem. Bu üç yönetimi karşılaştırıp artı ve eksi yönleriyle değerlendirebilir misiniz?

İsterseniz onları şöyle değerlendirelim. Şahıslarla bizim işimiz yok. Şahısların üçü de birbirinden değerli, üçü de samimi ve dürüst insanlar. Bu konuda benim görüşüm de bu, öyle zannediyorum ki Gölbaşı halkının da fikirleri benimle aynı yönde açıkçası. Ama sözlerimin en başında da bahsettiğim gibi Gölbaşı bir ham toprak, asıl olan bu ham toprağı işleyebilecek çiftçiyi bulabilmek. Gölbaşı tarihinde böyle bir çiftçi bulunamamış.

Nasır Bey zamanında imarla alakalı çok ciddi projeler geliştirilmiş. Gölbaşı’nın bugünkü TOKİ yolundaki imara açılan çok katlı alanlar, Örencik tarafındaki çalışmalar ve yapılan projeler bugün Gölbaşı’nın birkaç adım daha öne gitmesine vesile olmuştur. Nasır Bey’in belki kültür merkezi ve sosyal projelerden daha çok imarla alakalı çalışmaları Gölbaşı’na katkı sağlamıştır.

Yakup Bey de tam tersi, imar konusunda çok başarılı olamamıştır ancak köylerde yaptığı kültür merkezleri vatandaşların düğündür cenazedir vesair konularda çok rahat olmalarını temin etmekte.

Fatih Bey’e gelecek olursak. Aslında çok ciddi yatırımlar var şu an Gölbaşı’nda, tabiri caizse bir şantiye alanı. Ancak bu yatırımları vatandaşa anlatamama noktasında en büyük sıkıntısı var. Bakın yıllardır Gölbaşı’nda hayal edilen göl temizleniyor, alt geçit yapılıyor vesaire. Ciddi konular çözülebiliyor aslında ya da öyle gözüküyor. Ama bir şeyler yapılırken bir şeyler de eksik devam ediyor. Yani bir taraf topal kalıyor. En basit örneklerden bir tanesi. Son zamanlarda sık sık yağmurların yağdığı dönemlerde özellikle vatandaşımızın çok mağdur olduğu bir altgeçit var. Yaklaşık duyumlarıma göre 200 milyonluk bir proje yapıyorsunuz. 130 bin nüfuslu bir şehirde insanların karşıdan karşıya geçişlerini temin edemiyorsunuz. Ya da temin ediyorsunuz ama çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. İşte malumunuz bir kamyon köprüye çarptığında birçok insanın orada büyük yaralanmaları söz konusu olabilirdi, ölümle sonuçlanabilirdi.

Durduruldu iddiaları var?

O konuyla alakalı da şöyle bir durum söz konusu. Taşeron firmanın henüz hak ediş almaması vesilesiyle şantiyeyi şu an için durdurdu gibi birtakım ifadeler var. İşte eksikliklerden en büyük konu bu. Yani siz Gölbaşı’nda yıllardır hayal edilen sorunları çözmeye talipsiniz. Bunlarla alakalı da çok ciddi adımlar atılmış. Ancak vatandaş bu konuda bilinçsiz. Yani çok iyi hizmet ettiğinizi ifade ediyorsunuz ama bunu halka anlatamıyorsunuz. Bu başarınızı halka kabullendiremiyorsunuz.

Konya Yolu belediyenin başarısı mıdır?

Bu bana göre belediyenin başarısı değil, iktidarın, hükümetin yıllardan beri Gölbaşı’na verdiği sözü icra etmesidir. Ama tabii bu süreçte belediye başkanımızın, ilçe başkanlarımızın birtakım girişimleri olduğunu ben biliyorum. Neticede onların da emeği var, bu görmezden gelinemez. Yani hükümetin yaptığı bir proje. Ancak 2014 yılında Fatih Bey aday olduğunda verdiği sözün de takibini yaptı. O tarihte ilçe başkanı olan Osman Karaaslan Bey de bu süreci takip etti ve emek verdi. Ben bunu biliyorum ve şahidim.

Bu yapılan hizmetler başarıdır elbette. Bazılarında eksiklikler olabilir ama sonuçta yaşadıkları şehre biz hizmet ediyorlar. Kişilerin çok önemi yok. Yapılan hizmetler var ve bu hizmetlerin eksik tarafları var. Asıl olan bu eksik tarafların giderilmesi. Ya efendim burayı kara yolları yapıyor, bizim belediyeyle çok da alakası yok ama biz de işte ilgileniyoruz demek başka. Sizin alt geçitteki sorunları çözebilecek ekipmanınızla o sorunları çözmek başka bir nokta.

Yani yaparken belediyenin başarısı ama aksaklıklar meydana geldiğinde karayollarının başarısızlığı.

Tabii. Bu da halk tarafından biliniyor. Çünkü halkımız artık eskisi gibi değil. Gazete okuyor, sosyal medya üzerinden birtakım araştırmalar yapıyor. İhalenin bedelini ben vatandaşlardan öğrendim. Yani herhangi bir kurumu arayıp sorarak ya da şantiye alanlarında asılı tabeladan okuyarak değil. Vatandaşlar bunu biliyor ve takip ediyor. Sizin başarılı olduğunuzu da takip ediyor, takdir ediyor. Başarısızlığınızı da takip ediyor ve eleştiride bulunuyor haklı olarak.

YANLIŞLARI İFADE ETMEK GAZETECİLERDEN ÖNCE SİZİN GÖREVİNİZ

Bir gazetecilik geçmişiniz de var Münür Bey. Yerel bir medya kuruluşunuz oldu. Şimdi siyasetçileri, STK’ları, işadamlarını değerlendirdik. Gölbaşı’ndaki medyayı nasıl görüyorsunuz? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Aslında medyayı değerlendirmek hakkımız mı onu da bilmiyorum. Gölbaşı’nda medya kuruluşu sahibi olmak, gazetecilik yapmak belki dünyadaki en zor gazetecilik mesleğini icra etmek demektir. Sözlerimin başında dikkat ederseniz şunu söylemiştim. Ne zaman ki Gölbaşı’ndan ahbap çavuş ilişkisi bitecek Gölbaşı’nın ufku açılacak, önü açılacak demiştim. Gazetecilik anlamında da bu iş böyle. Bakın ben hem dergimi kapattım hem gazeteyi kapattım. Bunun en büyük sebebi şuydu. İkili ilişkilerdeki ‘ya benim reklamımı neden girmiyorsun’, reklamını giriyorsun, bu gazetenin ayakta durabilmesi için bunun bir bedeli var. Buradaki çalışanların istikrarlı bir şekilde devam etmeleri için bu gazetenin bir kaynak sağlaması gerekiyor. Basın yayın organlarının en önemli kaynağı reklam. Şimdi siz hem gazetede haberim çıksın, hem gazetede benim söylemlerim yer alsın diyeceksiniz hem de gazetenin finansal konularına destek olmayacaksınız. Böyle olunca birçok yerel gazete kapatmak zorunda kaldı ya da sadece internet gazeteciliğiyle devam etmekte. Sizi bu anlamda gerçekten tebrik ve takdir ediyorum.

Bir de vatandaşın şöyle bir beklentisi var. Gölbaşı’nda birçok yanlışlıklar yapılıyor da bunu basın mensupları neden dile getirmiyor. Bunu söyleyenlerin birçoğu da siyasiler, meclis üyeleri, il ve içe teşkilat üyeleri. Peki kardeşim, sen orada meclistesin. Yanlışın yapıldığı anda orada bulunan zatı muhteremsin. Peki sen neden eleştirmiyorsun? Sana kürsü hakkı verilmiş, mikrofon verilmiş. Yanlışın eleştirilerek düzeltileceğini düşünüyorsanız en başındayken söz hakkı talep edip yanlışları gündeme getirip memleketinize bir de böyle hizmet etmiş olursunuz. Hani herkes memlekete hizmet sevdalısı ya. O zaman yanlışları ifade etmek gazetecilerden önce sizin göreviniz.

Bundan dolayı birçok arkadaşımızla sıkıntı yaşadık biz gazetecilik yaptığımız dönemde. Haber yapıyorsunuz. Arkadaşınıza dokunuyor ucu. Ya işte biz arkadaş değil miyiz, kardeş değil miyiz, bunu yazmayıversen nolur. Güzel haber yapıyorsunuz. Güzel haber yaptığınız kişiyi sevmeyen arkadaşınız arıyor. Ya işte siz onu niye yazıyorsunuz. Eh arkadaş o emek harcamış, bir marifetini ortaya koymuş, kendisine haber değeri katmış. Siz de bu haberi değerlendirmeye almışsınız, gazetenize taşımışsınız. Sen de yap aynı şekilde, emek harca zaman harca, seni de değerlendirelim. O da yok.

Kurumlara baktığınızda belediye zaten sürekli kendi iyi haberlerinin ön planda, manşette sürmanşette olmasını istiyor. Tamam yapalım. Gölbaşı’na güzel şeyler yapılmışsa bunu haber yapmak basın mensuplarının görevi. Tamam da siz basın mensuplarından destek isterken neden basın mensuplarına destek olmuyorsunuz? Gölbaşı’nda yerel gazeteciliğin en büyük sıkıntılarından biri işte bu, gazeteyi ayakta tutmak.

İkinci husus, Gölbaşı küçük bir yer olduğu için bütün halk gazetecileri tanıyor. Gazeteciler de bütün halkı tanıyor. Dolayısıyla her sokaktaki çöp konteynırının yerinin değiştirilmesini bile haberini istiyorlar. Bu da gazetecilik kültürüne, etiğine uyan bir şey değil. Adam yolun ortasına arabasını park etmiş bırakmış gitmiş diye gazeteye yazılmasını isterseniz o zaman zaten bulunduğunuz şehirdeki çalışma ortamının prestijinin geriye gitmesini istiyorsunuz demektir.

Bir de gazetecilerin kendi aralarında birtakım itişmeleri oluyor. Yeni gazete açılıyor. Diğer gazeteler diyor ki biz yıllardır hizmet ediyoruz, bu seçim zamanı çıktı geldi. Şimdi siz 10 yıldır gazetecilik yapıyorsunuz. Emek harcıyorsunuz, zaman harcıyorsunuz. Belki çocuklarınızın nafakasını gelip buraya yatırıyorsunuz. Diğer arkadaşlarınız başka işlerle iştigal ediyorlar. Seçim zamanı geldi mi hop savcılığa iki satır dilekçe, ben gazete açtım. Ben gazeteciyim, siyasete yön veririm, istediğimi yakarım, istediğimi meşhur ederim. Bu da yine Türkiye’de en çok belki Gölbaşı’nda olan bir algı operasyonudur.

Ama yine ifade ediyorum. Ben Gölbaşı’na geldiğim günden beri her sayısını muntazam basan ve istikrarlı bir şekilde devam eden tek gazetesiniz. Bu nedenle de sizi takdir ediyorum. Şahıslara yönelik haber yapmayan. Ben falanca siyasinin arkasındayım, falanca siyasinin karşısındayım gibi bir algısı olmayan bir gazetesiniz. Gölbaşı’nda ilk kez Çıkmaz Sokak adı altında Soner Beyle bir program yapmıştık. O da yine sizin gibi Gölbaşı’nda bir ilkti, sonrasında devam edemedik. Ama bu programların çok sıklıkta devam etmesinde fayda var. Halkın rahatsızlığını dile getiren insanların buralarda olmasının faydalı olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bir de bu programa ek olarak sokaktaki halkın nabzını tutan, bizim belki görmediğimiz duymadığımız konular vardır. Çocuğu uyuşturucu müptelası olan insanlar var, çocuğunun okul ihtiyaçlarını gideremeyen aileler var. Bunların da tercümanı olursanız bizler de sizlerin aracılığıyla bunlara şahitlik etmiş oluruz. Elimizden gelen bir şeyler olur. Siz de böyle bir hayra vesile olmuş olursunuz. Gazeteciliğin de ötesinde bir başarıya daha imza atmış olursunuz.

Evet, bahsettiğiniz konuyla ilgili zaten bir çalışmamız var. Vatandaşa yönelik bir program düşünüyoruz yakında.

Öyle mi, çok teşekkür ediyoruz.

BİR LİDERİ BAŞARILI KILAN, ETRAFINDAKİ İNSANLARIN ZOR OLMASIDIR

Az önce Çankaya’dan aday adayı olduğunuz dönemle ilgili Gölbaşı’ndan aslında aday olmak istediğinizi söylediniz. Bugün başkan olsaydınız siz neleri farklı yapardınız Gölbaşı’nda?

Aslında Gölbaşı’ndaki en büyük sıkıntılardan bir tanesi halkla siyasetçilerin çok iç içe olmasına rağmen birçok konuda vatandaşın bilgi sahibi olmaması, hatta belediye başkanı ve belediye bürokratlarının dışında meclis üyelerinin bile bilgi sahibi olmaması. En büyük sıkıntılardan biri bu. Ben belediye başkanı olsam Gölbaşı’na çakacağım her çiviyi önce meclis üyelerimle, sonra bürokratlarımla, sonra da halkımın temsilcileri olan muhtarlarla ve sivil toplum örgütleriyle tartışarak, istişare ederek yaparım.

İkincisi Gölbaşı turizm kenti diye her fırsatta dile getiriyoruz. Gölbaşı’nı turizmle ön plana çıkartmak istiyoruz. Ama gördüğünüz üzere son 4 yılda Gölbaşı’nda turizm adına yapılan hiçbir şey yok. Daha evvel yapılan festivaller vardı. Tabii talihsizlik oldu. 15 Temmuz sonrası şehitlerin, terör operasyonlarının fazla olması festivallerin iptal olmasına vesile oldu diye biliyorum. Ancak her şey sazlı sözlü festivallerle Gölbaşı’nın adını duyurmak anlamına gelmez. Turizm sadece festival değildir. Bizim Sevgi Çiçeğimiz var, bizim Mogan bıçağımız var, bizim testicilerimiz var. Bizim Türkiye’de ilk olan Hamit Hayran diye bir sanatkarımız var mesela. Yumurta oyma sanatı yapan ve bunu her fırsatta da ulusal basında gündeme getiren bir arkadaşımız var. Bunun gibi araştırdığınızda ortaya çıkacak, projelere imza atabileceğiniz yetenekler var.

Bununla birlikte Gölbaşı’nın en büyük eksikliklerinden bir tanesi üretim. Coğrafi olarak belki Ankara’daki en büyük yüz ölçümüne sahip kent Gölbaşı. Bunu bir ileri aşamaya getirmek için vatandaşlara öncülük yapması gereken, kurumlardır. Bakın biz Karaali mahallesinde amcamla birlikte aspir yağı diye bir yağ üretiyoruz. Bununla alakalı benim belediyeyle birçok görüşmem oldu. Şu anda Türkiye’nin yıllık 4,5 milyar dolar ithalata yani zeytinyağına verdiği para var. Gölbaşı’ndaki çiftçilerimizin bundan yaklaşık 5 yıl önce aspir ürününün üretimine ciddi bir heyecan ve hevesi vardı. Bunun önü açılsaydı, bu aspir yağı fabrikası Gölbaşı’nda projelendirilip devasa bir tesis haline dönüştürülseydi birçok kişiye istihdam sağlamış olurdunuz. Üretimin önünü açmış olurdunuz ve yaşadığınız kente bir girdi temin etmiş olurdunuz.

Onun dışında gençlerimiz mesela. Sokaklarda ben çok gezen bir insanım. Bakıyorum gençlerimiz tıpkı Çukurambar’da akşama kadar akşama kadar kafelerde oturan gençler neyse bizimkiler de Cemal Gürsel’de, kahve köşelerinde, üniversitenin o taraflarda kafelerde kendilerini heba ediyorlar.

Bakınız ben dernek başkanlığı yaptığım tarihte Gölbaşı’nda bir kitap kültür evi diye bir kütüphane kurmuştum. O tarihte Gölbaşı Halk Kütüphanesinden daha çok kitap vardı bizim kütüphanemizde. Orada gençlerimizi çağırıp konferanslar veriyorduk, kitap okumalarına vesile oluyorduk, satranç turnuvaları düzenliyorduk. Bugün Milli Eğitim Baknımız Ziya Selçuk bizim konuklarımızdan bir tanesiydi. Bugün bakan olacağı hiç belli olmayan bir hemşehrimiz o tarihte bizi kırmayarak gelip, gençlerimize eğitimin hangi anlamda gelişmesi gerektiğini, ailelerin çocuklarına nasıl bir katkı sağlamaları gerektiğine dair konferanslar verdirmiştik. Buna benzer birçok faaliyet yapmıştık dernek başkanlığımız döneminde. Ama maalesef Gölbaşı’nda şöyle bir algı var. Belki bugünden sonra benimle ilgili de bu algı yine devam edecek. Münür Ballı Kahverengi Koltuk’ta konuk oldu. Acaba meclis üyesi adayı mı olacak, belediye başkanı adayı mı olacak, başka bir siyasi oluşumda mı bulunacak. Aslında bu çok yanlış bir düşünce. Ben her zaman arkadaşlara şunu söylüyorum. Yaşadığınız şehre hizmet etmek için illa bir siyasi parti mensubu olmanız gerekmiyor. Bir sivil toplum kuruluşu başkanı olmanız da gerekmiyor. O şehrin fakir çocuklarıyla bir araya gelip kahvaltı yapabilirsiniz. Bu bile bir faaliyettir, destektir.

Bakın yaklaşık bir yıldır bütün siyasi partilerimizin ilçe başkanları yeni seçildi. Bakıyoruz, hepsi de birbirinden beyefendi, dürüst, namuslu, tertemiz arkadaşlarımız. Ancak son bir yıldır takip edin medyayı. Sürekli tabanlarıyla bir olumsuzluk. Falanca ilçe başkanı, o partinin mensubu söylüyor bunu, kendi ilçe başkanlarının olumsuzluklarını eleştirmeyi bir meziyet olarak görüyorlar. Ya da ilçe teşkilatı kendilerini eleştiren teşkilat mensupları için kendilerine karşı bir düşmanlığı, doğrudan bir muhalefetliği ya da kendi koltuklarında gözü olduğunu düşünüyorlar. Oysa bir lideri başarılı kılan, etrafındaki insanların zor olmasıdır. Şöyle örnek verelim. Siz belediye başkanısınız, etrafınızdaki bürokratlarınız çok başarılı ve sizi sürekli hizmet etmeye zorluyor. Projeler getiriyorlar, vatandaşların sorunlarını getiriyorlar. Siz bir gün görmezden gelebilirsiniz ama sonunda bakarsınız ki ben bu koltukta oturuyorsam, bu vatandaşa hizmet etmek istiyorsam ve bu arkadaşlarla da çalışacaksam ben çok çalışmak zorundayım. Bir süre sonra zaten çalışmalarınız size keyif vermeye başlayacak, belki evinizi bile unutacaksınız. Ama siz ben ne dersem onu yapsınlar şeklinde bir ekip oluşturursanız sadece sizin vizyonunuz kadar bir belediye olur. Siz bir ekiple gelmişseniz o ekiple çalışarak ancak başarılı olabilirsiniz. Ama maalesef vatandaşlarımız bu konuda hassas davranmıyorlar. Fitne fesat siyasetiyle insanları birbirinden kopartarak çok daha güzel yaşanabilecek bir şehri insanların birbirine öcü gibi baktığı bir şehir haline dönüştürüyorlar.

HİÇ AKILDAN GEÇMEYECEK KİŞİLER ADAY OLDU VE BAŞKAN SEÇİLDİ

Genel seçimden çıktık şimdi yerel seçim yaklaşıyor ve az önce de biraz girmiştik o konuya. Herkesin en çok merak ettiği soru şu. Hangi partiden kim belediye başkan adayı olacak? İzin geçmiş siyasi tecrübenize dayanarak bir öngörünüz var mı?

Kimin olacağını net olarak söylemek hiçbirimizin haddi de değildir, görebileceği bir nokta da değildir. Bu nasiptir her şeyden önce. Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir. Bu süreçte her şeyi değişebilir. Birisi yüzde yüz aday gözüyle bakılırken hiç ummadık birisi gelip aday olma şansına sahip olabilir. Son iki yerel seçimde de bunu gördük ve yaşadık. Hiç akıldan geçmeyecek kişiler aday oldu ve belediye başkanı oldular. Çok güçlü görülen kişiler ise o yarışın en sonunda kaldılar. Kimlerin olduğu önemli değil. Ama önemli olanın şu olduğunu altını çizerek bir kez daha ifade etmek istiyorum. Gölbaşı artık kasaba kültüründen çıkmalı, Gölbaşı metropol ilçe. Burası Ankara’nın siyasi zirvesinin ikamet ettiği, işadamlarının yatırıma yönelik dönüş yaptığı bir ilçe şu anda. Dolayısıyla Gölbaşı’nda meclis üyesi olacak kişilerin de belediye başkanı olacak kişilerin de bana göre önce kendini ölçüp biçip tartması gerekiyor. Bunu nereden anlayabiliriz. Son 15 yıldaki meclis toplantılarını küçük küçük notlarla gözümüzün önünde bulundurursak Gölbaşı gibi bir ilçenin belediye meclis toplantılarının 10 dakika sürmesi bir kere akıllara birçok soru işareti getiriyor. Gölbaşı’nda belediye meclisinin çalışmadığını alenen söylüyor yani. Ben birkaç toplantıya katıldım. Toplantıya giriyoruz, yaklaşık 10 dakika sonra toplantı bitiyor. Ya siz 130 bin nüfuslu bir kenti yönetiyorsunuz. 10 dakikada 130 bin nüfuslu bir kentin sorunlarını hangi masaya yatırıyorsunuz, kimlerle ve nasıl çözümlüyorsunuz. Bunu çözümleyebilecek kişiler alanında uzman kişilerdir. Siz Hasan ağayı Hüseyin ağayı oy verecek diye meclis üyesi yaparsanız, siz Ali beyi çok oy alacak diye hiçbir vizyonu olmamasına rağmen.. Bakın siz çok iyi bir insan olabilirsiniz ama iyi bir yönetici olamazsınız. Şimdi siz çok iyi bir insan ve halkta karşılığı var diye bunu belediye başkan adayı yaparsanız aslında o halkın geleceğiyle oynamış olursunuz.

Benim söylemek istediğim şu. Ben belediye başkan adayı olsam Ali Veli çok oy getirecek diye listeye yazmam. Ben o şehre katkı sağlayabilecek, vizyonuyla, background’uyla, geçmişiyle onları tercih ederim. Oyu da ben kendime güveniyorsam onlarla çalışmayı göz önünde bulundurabiliyorsam zaten ben alırım. Ama siz hiçbir beklentisi olmayan, sadece ‘ben Ballı ailesinin çocuğuyum, bizim sülalenin 500 oyu var, beni yazmazsanız ben falanca partiye giderim haa’ diyen adamları teşkilata getirip meclis üyesi yaparsanız o da der ki sana belediye başkanı olduktan sonra ‘ben sana bu kadar oy getirdim haa’. Öyle olunca da siz o çok uzun gözüken 5 yılda bile 5 bin adım atabilecekken 5 adım atabilirsiniz. Bu adımlar da küçük ve faydasız adımlar olur.

O yüzden ben şunu söylemek istiyorum. Gölbaşı 2019 yılında yeni bir vizyonla hareket etmeli. Bunu ben siyaset düşündüğüm için, aday olacağım için söylemiyorum. Ben olmayacağım, bunu da buradan açıkça söylüyorum. Ama ben şunu istiyorum. Benim Gölbaşı’nda yaşadığım şehirdeki meclis üyeleri kürsüde masaya yumruğunu vura vura birbirleriyle tartışsınlar. Ama Gölbaşı’nın menfaati için tartışsınlar. Çıktıktan sonra da kardeşçe birbirlerine sarılarak biz memleketimiz için şunu yaptık, biz memleketimize böyle bir hizmetin gelmesine vesile olduk diyebilsinler. Benim istediğim de bu, öyle tahmin ediyorum ki halkımızın isteği de bu.

Sormayı unuttuğum, söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Benim yok, sizin varsa ben cevaplamaya hazırım.

Teşekkür ediyoruz tekrardan, geldiğiniz için.

ETİKETLER
Münür Ballı Kahverengi Koltuk Nisa Sayar Gölbaşı Ankara Nasır Haşlak Yakup Odabaşı Fatih Duruay
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500