Advert

Advert
Nisa Sayar ile Kahverengi Koltuk
Nisa Sayar ile Kahverengi Koltuk
Ercan Şimşek'i ağırladık.
Advert

Kahverengi Koltuk'ta bu hafta CHP Gölbaşı eski İlçe Başkanı ve 27. Dönem CHP Ankara Milletvekili Aday Adayı Ercan Şimşek'i ağırladık.

RÖPORTAJIN UZUN VERSİYONUNU AŞAĞIDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Ercan Bey hoş geldiniz. Öncelikle sizden Ercan Şimşek’in kim olduğunu kendi ağzından dinleyebilir miyiz, tanımayanlar için?

Ben 1971 Gölbaşı doğumluyum. İlk ve orta öğretimimi Gölbaşı’nda İnönü Ortaokulunda ve Dr. Şerafettin Tombuloğlu lisesinde gerçekleştirdim. İstanbul Teknik Üniversitesi inşaat fakültesini 1992 yılında bitirdim. Üniversiteyi bitirdikten sonra Gölbaşı’na geldim, Gölbaşı’nda çalışmaya başladım projeci olarak ve daha sonrada inşaat işine girdim. O tarihten bu tarafa Gölbaşı’nda iş hayatımı devam ettiriyorum, Gölbaşı’nda oturuyorum. Gölbaşının şu anda gelişmiş olduğu döneme kadar 30 bin, 32 bin nüfusundan bu tarafa hayatımın tamamı boyunca sadece 4 yıl üniversite öğrenimimin kesintisi hariç hep Gölbaşı’ndaydım. Şu anda da halen Gölbaşı’nda devam ediyorum.

Siyasi olarak neler yaptınız?

Siyasi olarak 2009 yılında siyasete girdim. Meclis üyesi adayı oldum 2009 yerel seçimlerinde ve Gölbaşı Belediyesi meclis üyesi seçildim. 2010 yılında ilçe başkanı seçildim, iki dönem ilçe başkanlığı yaptım. 2014 yılında da ilçe başkanlığından istifa ederek Cumhuriyet Halk Partisi’nde Gölbaşı belediye başkan adayı oldum. Ondan sonra da seçimi kazanamadık tabii normal üye olarak, siyasi olarak sokaklarda çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Gölbaşı’nda seçim dönemlerinde en çok ismi zikredilen, en çok gündemde olan isimlerden birisiniz. Gölbaşı’nda şöyle sokağa çıkıp Ercan Şimşek kimdir, tanıyor musunuz diye sorduğumuzda kişiliğinizle alakalı olumsuz hiçbir şey duymuyoruz. Sevilen birisiniz diyebiliriz Gölbaşı’nda. Sevilmenize rağmen neden belediye başkan adaylığı sürecinde istenilen sonuç alınamadı CHP’de?

Siyasette sonuçlar tek bir faktöre ya da birkaç faktöre bağlı olmaz, onlarca faktöre bağlı olur ve bu faktörlerin hepsinin olumlu veya olumsuz bir noktada buluşmasıyla sonuç elde edilir. Yani seçim günü yapılan, seçim günü gösterilen performans bile bu sonucu etkiler. Bunun dışında ülkenin genel siyasi konjonktürü bu sonucu etkiler. Gölbaşı’nda ki bazı dengeler bu sonucu etkiler. Mesela bizim dönemimizde Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi tabanında yani hangi parti nerede güçlüyse ona bir yönelme olur. Biz bu yönelmenin o süreçte önüne geçemedik. Cumhuriyet Halk Partili bir kısım seçmen Gölbaşı’nda Milliyetçi Hareket Partisi’nin daha güçlü olduğunu düşünerek o tarafa doğru yöneldi. Demek ki ülke konjonktürü de buna müsaitti ve onun neticesinde ben başarısız bir sonuç aldığımızı düşünüyorum.

Yani o dönemki “Ankara’da CHP Gölbaşı’nda MHP” iddiaları doğru mu?

Eh tabii. O süreç o zaman öyle işledi ne yazık ki. O sürece biz engel olamadık. Bizim başarısız sonuç almamızdaki onun etkisi çok oldu. Doğrudur yani.

Bir zaman makinesi olsa ve 2014’e geri dönsek. Tekrar aday olur muydunuz?

Olurdum.

Farklı şeyler yapar mıydınız, hangi adımlarınızı farklı atardınız? Neleri yanlış yaptığınızı düşünüyorsunuz ve neleri değiştirirdiniz?

Aday olurdum çünkü ben sadece sonuca odaklı siyaseti düşünmüyorum. Sonuç bugün olumsuz olabilir daha sonra olumlu sonuçlar alabilirsin. Siz yeter ki iyi niyetli, menfaat gözetmeden toplumun çıkarları için siyaset yapın, ben de siyaseti öyle yapmaya çalıştım. Dediğim gibi biz elimizden geleni yaptık. İlk açıklanan adaylardan bir tanesiydim. İyi de çalıştık, iyi bir ekip kurduk, iyi projeler oluşturduk. Yani Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden hocalarla, Gölbaşı’nın kanaat önderleriyle, bilim adamlarıyla iyi projeler oluşturduk. Elimizden gelen 6 ay gibi bir sürede çok ciddi çalışma da gösterdik arkadaşlarımızla. Yani neyi değiştirirdiniz derseniz tabii ki bazı pişmanlıklarımız olmuştur. Bunların hepsini burada söyleyemeyiz, bunlar aile içi bizde kalması gereken şeyler. Ama genel olarak bir pişmanlığım yok. Elimden geleni yaptım, konjonktür öyleydi, sonuç da öyle oldu. Ben yine aynı düşüncelerle ondan sonra da çalışmalarıma devam ettim ilkelerle, değerlerle. Bundan sonra da öyle devam edeceğim.

Aile içi meselelere çok girmemizi istemediniz ama ben biraz gireceğim. CHP’de geçtiğimiz dönem çalkantılı bir süreç yaşandı. Nuriye Atabey döneminde.. Sonrasında olağanüstü kongre yapıldı Gölbaşı’nda ve Bülent Elikesik başkan olarak seçildi. O dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler yaşandı ve sonrasında CHP Gölbaşı İlçe Örgütünün gidişatı nasıl oldu, şu anki çalışmalar nasıl gidiyor?

Evet, çalkantılı bir süreçti. Ama bu siyasetin içinde olan, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Gölbaşı’nda da geçmişte de bugün de gelecekte de olacak olan normal çalkantılardı bence bunlar. Siyasi olarak yani böyle olumsuz veya siyasi kuralların dışında herhangi bir sorun yaşanmadı. Gelen seçimle geldi, giden seçimle gitti. Kazanan seçimle kazandı, kaybeden seçimle kaybetti. Ondan sonra da belirli bir denge içerisinde yine devam etti. Yani bu konuya ilgili ekstra veya sansasyonel gerçekten benim de gördüğüm bir şey yok. O dönemden bu döneme de mevcut imkanlar içerisinde, tabii ki imkanlar da önemli bu çalışmalar için ekonomik imkanlar önemli, insan kaynağı imkanları önemli, bu imkanlar içerisinde ilçe başkanımız ve ilçemiz elinden gelen gayreti gösteriyor, iyi niyetli olarak çalışmalarını devam ettiriyor.

Ercan Bey siyasetçi kimliğiniz dışında İTÜ inşaat mühendisliği mezunusunuz. Bir inşaat mühendisisiniz ve projecilik yaptığınızı söylediniz. Şu anda Gölbaşı’nda Konya yolu alt geçidi yapılıyor, çalışmalar kazılar vesaire başladı. Bir inşaat mühendisi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz projeyi?

Aslında inşaat mühendisi dendiği zaman sadece teknik olarak bunları değerlendirmem düşünülüyor olabilir. İnşaat mühendisliği, uygulanan projelerin verimliliğini sağlamak için en uygun fiyata en uygun imkanlarla en iyi sonucu elde etme mesleğidir. Şimdi bu açıdan baktığımızda Gölbaşı’nda Konya yolunun alta alınması bizim de projemizdi. Hatta biz bu projeyi Ak Parti’nin projelerini açıklamadan önce açıklamıştık. Yanlış anlaşılmasın, bunu herhangi bir şey için söylemiyorum. Çünkü bu ve buna benzer bazı projeler bizden önceki seçimde de vardı. Projeler zaten belirlidir, ihtiyaçlar belirlidir ama bunların verimliği ve nasıl yapılacağıyla alakalı değerlendirme yapabiliriz. O proje Gölbaşı için gerekli bir projeydi. Ama bizim düşüncemizde o projenin Gölbaşı’na üç dört maddelik faydası olacaktı. Bunlardan bir tanesi araçların karşıdan karşıya geçişinin rahatlatılması, o uzun mesafelerin alınmaması. Ki şu anda bu projeyle o gerçekleştiriliyor. Onun dışında orada Gölbaşı’nın karakteri olabilecek, Gölbaşı’nın ruhunu yansıtacak bir meydan oluşturulması ve bu meydan aracılığıyla hem turizme hem de oradaki ticarete katkı sağlanmalı. Mesela üniversitelilerin de orada kendilerine göre imkanlar bulabilecekleri tesislerin yapılması..

İlerleyen dönemde buraya bağlantılı şekilde planlanan kent meydanı?

O kent meydanı bunun dışında ama o da bağlantılı olabilirdi. Ama şu anda projede iki tarafından da boydan boya o tali yollar devam ettiği için ne yazık ki öyle bir meydan oluşturulamadı. Öyle bir meydan gözükmüyor şu anki projede. O meydanın oluşturulmaması da işte oradaki yayaların karşıdan karşıya sürekli olarak geçmesini engelleyecek. Orada üniversite öğrencilerini de çekebilecek birtakım tesislerin veya belki pazar bile kurulabilirdi. Belki Pazar orada düşünülseydi bu mevcut yerdeki mevcut yapı yıkılmayıp o milli servete yazık edilmeyebilirdi. Oradaki proje de güzeldi, yani onu eleştirmek için söylemiyorum ama pazar yeri mesela öbür tarafta düşünülseydi daha güzel olabilirdi. Gölbaşı’na üç dört maddelik fayda sağlayabilecekken orada sadece bir maddelik fayda sağlanabiliyor. O da araçların karşıdan karşıya geçişi kolaylaştırılmış oldu.

Diğer projelerle alakalı da aslında geçmişten gelen böyle sorunlar var. Bu sorunlu yerlerin verimlilik açısından problemli, halkın ulaşımı açısından problemli başka projeler de var bu konuyla alakalı. Mesela şelale. Biz bu şelale yapılacağı zaman çok ciddi tepki vermiştik. Bunun buraya kesinlikle yapılmaması gerektiğini söylemiştik. Biraz evvel söylediğim gibi verimliliği, halka dokunmaması konularında en önemli olumsuz örneklerden bir tanesidir. O alana binlerce ton beton atıldı. Şu anda ne yazık ki çevreyi çok olumsuz ve kötü göstermesinin dışında nasıl yapılacağına eminim bundan sonra kara kara düşünülecek bir proje. Alparslan Türkeş Parkı. Bizim yine meclis üyesi olduğumuz dönemde yapıldı orası. Çok da güzel bir alan, zannediyorum daha önceki başkanlardan Nasır Başkanın bir projesi vardı orayla ilgili. Çok daha iyi değerlendirilebilirdi. Teleferik yapılabilirdi.

Bir de tabii bu kültür merkezleri sorunu var. Son olarak ona değinmeden geçemeyeceğim. Kültür merkezleri ihtiyaç vardı yapıldı ama her yapıldıktan sonra onun arkasından bir araştırma yapılmadan, bilmiyorum zannediyorum bu yöneticilerin de kolayına geliyor, her yere mantar gibi kültür merkezi yapıldı. Bunların daha çoğu düğün salonuydu. Gerçekten kültür merkezi olsaydı ben Gölbaşı’nda öğrencilerin Ankara’ya gitmeyeceğini düşünüyorum. Gölbaşı’nın bu anlamda da üniversite öğrencilerini de çekebilecek gerçek kültür merkezlerine ihtiyacı var. Bunları tespit edip doğru lokasyonlarda doğru mekan planlamalarıyla bu kültür merkezlerinin yapılması veya dönüştürülmesi lazım. Daha verimli bir hale getirilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

Bir de Gölbaşı’nın en önemli sorunu. Ankara’nın incisi diyoruz şu an Gölbaşı’na. Kendimizi kandırmayalım. Şu an Gölbaşı evet, Ankara’nın incisi olma potansiyeline sahip ama ne yazık ki biz avucumuzun içindeki öğrencileri bile Gölbaşı’nda tutamıyoruz. Demek ki bu inciyi, Ankara’nın en önemli merkezini, doğal güzelliği en güzel olan yeri yeterince değerlendiremiyoruz. Şapkamızı önümüze koyup yöneticiler, siyasetçiler olarak buna bir çözüm bulmamız lazım. Bunun da yolları ve yöntemleri tabii ki var.

Yani özellikle birkaç şey saydınız. Konya yolunda, kültür merkezlerinde üniversite öğrencileri düşünülebilirdi. Her zaman her projede üniversite öğrencileri düşünmeliydi diyorsunuz.

Düşünülmeli. Hatta şu anda bunu ben daha önce de düşünmüştüm ama Gölbaşı Belediyesi’nin şu anda bir projesi var. Su kesen deresiyle alakalı olarak. Şimdi bu su kesen deresinin etrafında bir rekreasyon alanı yapılacak. Ben buradan yönetici arkadaşlara bir öneride bulunmak istiyorum. Orayı tamamen üniversitenin hemen paralelinde ve üniversiteye çok yakın olduğu için etrafında üniversite öğrencilerinin rahatlıkla vakit geçirebileceği bir alan olarak düzenlenmesi çok önemli. Benim düşüncem suyun biraz daha şişirilip etrafında öğrencilerin de rahatlıkla oturabilecekleri gerekirse ücretli gerekirse ücretsiz yerlerin olduğu, kafelerin olduğu bir alan bir planlama düşünülerek yapılması lazım. Yoksa şelaledeki veya kültür merkezlerindeki sorunlarla orada da karşılaşabiliriz.

Ercan Bey 1. bölge milletvekili adayısınız Ankara’dan. Bu bölgeye dair tespit ettiğiniz sorunlar nelerdir ve bu sorunlara yönelik sunduğunuz çözümler nelerdir?

1. bölge aday adayıyım. Öncelikle onu düzelteyim, henüz aday olmadık daha. Aslında yani Ankara’nın güneyinin yani Konya yolu bölümünün Ankara’nın diğer bölümlerine göre güney olmasına rağmen, aslında şehirler güneye doğru gelişir, Gölbaşı, Bala, Haymana, Koçhisar, Evren.. O bölgenin Ankara’nın diğer yerlerine göre daha az geliştiğini görüyoruz. Bu tarafa önem verilmiyor. Bunun tabii kendine göre bazı gerekçeleri olabilir. Ama ben bu bölgenin en önemli sorunu olarak, yani genel olarak bir gelişmişlik sorunu var, sanayi olsun yatırımlar olsun. Bunun dışında tabii ki çok önemli bir üretim sorunu var tüm ülkede olduğu gibi. Tarım sorunu var. Bu bölgede insanlar daha çok tarımla geçimini sağlamaya çalışıyorlar. Ama ne yazık ki son dönemlerde tüm ülkenin genel olarak tarım konusunda ne kadar geriye gittiğini rakamlarda da görüyoruz. Sürekli bir borçlanma söz konusu çiftçiler açısından. Hayvancılığı istedikleri gibi yapamıyorlar. Kazançlı olamıyor dışarıdan et ithal etmek zorunda kalıyoruz. Buğday veya arpa tahıl ekenler neredeyse ekmemek zorunda kalıyorlar. Devletin bu konuda bir katkısı olması gerekiyor, tüm dünyada böyle. Bir de üstüne üstlük köylerin mahalleye dönüştürülmesi sebebiyle bunları bile yapmakta zorlanıyorlar. Şu anda bu bölgede hayvancılık yapan insanlar neredeyse kaçak yapıyorlar. Bu duruma düşürüldüler. Burayı kalkındıracak, bu bölgenin insanını refaha ulaştıracak, bu civarın değerlerini ön plana çıkaracak birtakım çözümler geliştirilmiyor. Mesela bir örnek vereceğim. Gölbaşı’nda Andezit taşı çıkıyor. Bu Andezit taşı şu anda neredeyse bitmek üzere, fabrikaların hepsi çok zor durumda biliyorum. Halbuki bunun çok değerli bir taş olduğu hatta tüm Türkiye’de, dünyada kullanıldığını biliyoruz. Fakat bunun için gerekli projeler üretilmedi. Desteklenmedi hatta kösteklendi. Bu nedenle zor durumda bu işletmeciler.

Ne yapılabilir derseniz. Dünyanın veya Türkiye’nin önemli sanatçıları Gölbaşı’na getirilebilir. Gölbaşı’nda bunlar ağırlanabilir. Bu taşla yapılabilecek bazı çeşmelerdi, bina girişleriydi, heykellerdi hatta bunlar yaptırılabilirdi bu işin uzmanları tarafından.

Bu yapıldığında da neden başka bir yerden sanatçı getiriyorsunuz, neden Gölbaşı’nın sanatçısını kullanmıyorsunuz deniliyor.

Gölbaşı’nın sanatçısı da kullanılabilir. Ama dışarıdan getirdiğiniz sanatçılar burada farklı bir anlayış, farklı bir görüntü ortaya koyabilirler ve bu sayede bir diyalog gelişir. Amaç ne, zaten Türkiye’ye bunu tanıtmak. Siz kendi kendinize, kendi sanatçılarınızla bunu yaparsanız belki bunu sağlayamayabilirsiniz. Ama ünlü, herkesin tanıdığı bir sanatçının gelip Gölbaşı’nda bir heykel yapması ve bu heykelin örnek veriyorum Sahil Parkında bir alanda sergilenmesi, müze şekline dönüştürülmesi ve bunun uzun süreli olarak orada sergilenmesi Gölbaşı’nda hem o tanıtımına hem o taşın Pazar bulmasına faydası olacağını düşünüyorum. Mesela bu bir proje, bu konuyla alakalı olarak.

Tarımla ilgili genel bilinen şeyler aslında Nisa Hanım. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bunların desteklenmesi gerekiyor ve bunlar ancak bilime, teknolojiye değer veren, bunun önemini bilen yönetimler tarafından yapılabilir. Yani şunu demek istiyorum. Bu sorunların birçoğunun çözümü, yöntemi belli. Ama biz bunları neden gerçekleştiremiyoruz. Aslında bence buna eğilmek lazım.

Liyakat mi?

En önemli sorun, mesela bir örnek vereyim, bilime değer verilmiyor dedim. Meslek odalarının görüşleri hiç önemsenmiyor. Bilim adamları Türkiye’de biliyorsunuz hapishanelere atılıyor, daha çok tarikatların veya birtakım buna benzer grupların düşünceleri ve onların adamları tarafından birtakım yerlere yerleştiriliyor. Liyakat dediğiniz gibi göz önünde bulundurulmuyor. Bunları yapmak için aslında barış, kardeşlik ve dayanışma kültürünün gelişmesi gerekiyor. Bu kültürün gelişmesi aslında partiye bağlı bir olay değil. Bu partiler dışı bir olay. Bu zemini siz oluşturursanız, pozitif bilime gerekli değeri verirseniz şu biraz evvel bahsettiğimiz projeleri, tarımla ilgili, üretimle alakalı, Sevgi Çiçeği gibi, Andezit taşı gibi, bıçak yapımı, yumurta oyma sanatı.. Tüm bunlarla ilgili çözümler kolayca sağlanır.

Tam o noktada festivallerimiz vardı mesela..

Evet, festivaller vardı ama şu an kaldırıldı. Bence yetmezdi yani daha da geliştirilmesi gerekiyordu. Tam aksine önü kesildi, kapatıldı. Bence bu şekilde bu anlayışla bilim adamlarına güvenerek bu sorunlar çok rahat çözülebilir. Ona göre bir çalışma ekibi, araştırma geliştirme fonu ayrılması gerekiyor diye düşünüyorum bu konuda.

Peki Ercan Bey, şimdi aday adayısınız. Ne oldu da birden aday adayı olmalıyım dediniz. Nereden geldi aklınıza? Yani birden demek doğru değil aslında ama çıkış noktası neydi?

Şimdi ben Gölbaşı doğumluyum dediğim gibi. Burada bir tarihimiz var. Ailemin de bana miras bıraktığı, Gölbaşı ve çevre ilçeleri, Ankara’nın güneyiyle daha çok bir geçmişimiz var, bir iş hayatımız, aile hayatımız var. Burada daha önce de siyaset yapmam, belediye başkan adaylığı yapmam sebebiyle kafamda oluşan biraz evvel konuştuğumuz sorunları ve çözümleri meclise taşımak için, gördüğüm bazı eksikleri gidermek için, mevcut birikimimin ben buna yeterli olduğunu düşünüyorum ve bunun için aday olmaya karar verdim. Tabii ki partimiz bu durumu değerlendirecek. O da bizim için bir şeyi uygun görecek neyse o ayrı. Ben şuna inanıyorum, siyasette menfaatin için siyaset yaparsan ancak birtakım şeylere bozulursun, alınırsın, kızarsın. Eğer bunu menfaat için yapmıyorsan, kamuoyu ve kamu çıkarı için yapıyorsan kamunun vermiş olduğu karara da saygılı olacaksın, ben o açıdan bakarım olaya.

Türkiye’ye geldiğimizde, Türkiye’yi konuşacak olursak uzun bir aradan sonra seçime iki arklı büyük ittifakla giriyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz Ercan Bey?

Özür dileyerek o soruya geçmeden önce biraz önceki sorunuzda verdiğim cevaba ilave olarak bir şey söylemek istiyorum. Şimdi Türkiye’de meclis ve halk arasında bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Yani halkın belki bazı sorunları meclise iletiliyor olabilir. Bunların özümü konusunda bazı sıkıntılar var ama ben orada bir eksiklik görüyorum ve aslında o eksikliği gidermek için de bunu anlatmak için de aday olma sebeplerimden biri de aslında bu. Ülkenin genel siyasetinin belirli açmazlar içerisinde , belirli sıkıntılar içerisinde olduğu belli. Bu ortada ve gün geçtikçe bu daha da açık bir hale geliyor. Bu sorunların çözümü noktasında da aslında halkın sorunlarını meclise taşıyoruz, mecliste değerlendiriyoruz belki de sadece bu çaıdan bakılıyor olaya. Ama bu sorunların ne şekilde çözüleceği konusunda halkla beraber gerekirse bir vekilin halkın önünde gerekirse o halkla beraber o sorunların çözümünde de bir katılım yapması gerektiğini düşünüyorum. İşte bu katılımcılığı sağlamak da çok önemli. Bizim siyasetimizde en önemli eksiklerden birisi bu bizim ülkemizdeki siyasette. Yani halk sadece seçimden seçime oy veriyor, ondan sonra halk da alışmış buna, vekiller tarafından unutuluyor.

Yani halka rağmen değil, hakla birlikte..

Evet, halkla birlikte ama sadece sorunlar temelinde değil, çözümler temelinde de bu halkın düşünceleri, önerileri, istekleri mutlaka meclise taşınmalı diye düşünüyorum.

Sorumuza geçelim. Türkiye iki farklı ittifakla seçime giriyor dedik. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’ye nasıl yansır sonuçları?

Siyasette sonuçlar farklı bir olay süreç farklı bir olay. Biraz önce de değinmiştim. Ülkede partilerin siyaseti dışında halledilmesi gereken bir sorun var. Bu sorun barış, kardeşlik ve dayanışma zeminini oluşturmak. İnsanlar arasındaki diyaloğu, anlaşmayı sağlamak. Nasıl ki bir çiftçi için toprak neyse bir halkın refahı için de o zemin gerekli. Projeler, ekonomi, eğitim, siyaset bütün bunlar bunun üzerine inşa edilmeli. O kardeşliğin kurulması gerekiyor. Ben bu konuda da hassasım, şu anda ülkede yapılan ayrıştırıcı, kutuplaştıran dilin barış diline dönüştürülmesi için çalışmalarımı sürdürmek istiyorum. Bu söylemiş olduğunuz ittifaklar da bence bu anlamda ülkede atılan adımlardan önemli bir tanesi. Sonuçlara iyi yansıyacağını düşünüyorum. Daha çok temsil olacak. Zaten biraz önce de söylediğim gibi halkın katılımcılığının yüksek olmasının isteyen biri olarak ittifaklarda mesela baraj sorunu kalmıyor. Tüm partiler meclise daha az oylarla temsilci sokabiliyorlar. Sonra ittifaklara baktığımız zaman özellikle İYİ Parti, CHP, SP, DP’nin bir araya gelmesi siyasi olarak çok farklı düşünen insanların aslında bir temelde demokrasinin yaşatılması ve birlikteliğin sağlanması adına bir araya gelmesi bence en kötü ihtimalle bu halkın uzlaşmayı sağlaması açısından ciddi avantaj sağlayacaktır. Sonuca da tabii ki iyi yansıyacağını düşünüyorum. Bu görünüyor. Cumhurbaşkanı adayımız Muharrem İnce de ilk yaptığı şeylerden bir tanesi diğer liderleri ziyaret etmek oldu. Bu aslında anlattığım şeylerin başlangıçlarından bir tanesi. Bize de ışık tutan bir başlangıç.

Barış ve kardeşlik ortamının, zeminin tesis edilmesi gerektiğini söylediniz. Bu kin ve nefret ortamını kim neden yapıyor, kim çıkar sağlıyor bundan?

Bunu aslında Gölbaşı’nda da görüyoruz, Türkiye’de de var. Bu Türkiye halkının bazı zaaflarından faydalanarak, her kişinin kendine göre bazı zaafları vardır, bu zaaflardan faydalanarak bir siyasi çıkara dönüştürmek için yapılıyor.

Kim yapıyor?

Mesela Gölbaşı’nda yerli yabancı olayı seçimler dışında hiç ortaya çıkmayan, sadece seçimlerde ortaya çıkan bir algı. Yani insanlarda bu algı oluşturuluyor. Yoksa ben doğma büyüme buralıyım, seçimler dışında hiç kimse bana sen niye şuralısın, oralı olduğun için böyle davranayım buralı olduğun için böyle davranayım demez. Bunu kendi siyasi menfaatlerini, belki iktidar olabilmek için son dönemde tabii ki en çok kim yapıyor derseniz iktidardaki Ak Parti iktidarı bu kutuplaştırmayı yapıyor. İnsanları ötekileştiriyor, yeri geldiğinde hain damgası vuruyor. Yani siyasi görüş farklılıklarından dolayı yeri geldiğinde kendi partililerine, endi beraber yola çıktığı insanlara hain damgası vurabiliyor çok kolay bir şekilde. Bu kutuplaştırmanın ben kesinlikle seçim kazanmak için, oy kazanmak için, kendi grubunu konsolide etmek için kullanıldığını düşünüyorum.

Ercan Bey tamam mı devam mı?

Ben birçok sebepten, yani şu anda ülkenin bulunduğu ekonomik, siyasi sorunlardan ve bu sorunların aslında fiili olarak son dönemde tek adam rejiminin uygulandığı dönemden kaynaklandığını düşünüyorum. Tek başına karar veren, yeri geldiğinde başbakan indiren başbakan çıkaran, belediye başkanlarını indiren belediye başkanı atayan bir siyasi iradenin aslında konuşmamızın başından beri bahsettiğimiz projelerin ruhunun tam oturmamasının, bilim adamlarına gerekli önemin verilmemesinin.. Çünkü tek başına karar vermekle ortak aklın karar vermesi arasında çok fark var, bunu dünyada herkes biliyor. Ama ne yazık ki biz geçmişe döndürmeye çalışıyoruz siyasi atmosferi. Bu tek adam rejiminin bizi bugün bu noktaya getirdiğini hem kavgaların hem ekonomik problemlerin hem eğitim problemlerinin tek başına karar verilmesi.. Sabah kalkıyorsunuz TEOG kaldırılmış yerine ne geldiği belli değil, bir sabah kalkıyorsunuz başbakanınız değişmiş. Bunlar hep tek adam rejiminin sorunları ve biz daha da fazla bu yöne doğru gidiyor olmamızdan dolayı ben mevcut yönetime tamam, bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin kardeşliği, dayanışmayı sağlayan, ortak aklın hakim olduğu, parlamentonun halkın vekillerinin daha etkin olduğu bir yönetime de devam diyorum.

Muharrem İnce cumhurbaşkanı adayınız. Sürekli size yöneltilen bir eleştiri var. Kendi partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkan yapılmayan bir ismi Cumhuriyet Halk Partililer şimdi cumhurbaşkanı yapmak istiyorlar Türkiye’ye. Buna nasıl cevap veriyorsunuz?

Valla buna aslında en güzel cevabı cumhurbaşkanı adayımız kendisi çok güzel verdi. Tarihlerini şu anda hatırlamıyorum ama Erdoğan’ın da zamanında mesela milletvekili bile olamadığını veya farklı seçimlerden mağlup çıktığını ama sonra da şu anda ülkenin cumhurbaşkanı olduğunu söyledi. Onun cumhurbaşkanı olduğu noktada aslında birçok vasıflar açısından en azından makam vasıfları açısından olmamasına hiçbir sebep yok. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi yönetebilme kabiliyeti yüksek olan birçok insandan oluşuyor. Bunların içerisinde kongrelerde genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu galip geliyor olabilir ama Muharrem İnce de cumhurbaşkanı olabilme, halkın sorunlarını bilme, halkın içinden gelme, o barış dilini ve halkın arasındaki uzlaşmayı sağlayabilecek özelliklere çok fazlasıyla sahip.

Bizim sormayı unuttuğumuz, sizin söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Bir seçim atmosferine giriyoruz. Bu seçim atmosferi hem Gölbaşı için hem Türkiye için Ankara için huzur içinde geçmesini temenni ediyorum. Ben projeler, ekonomik kalkınma bu tür şeylerin az önce bahsettiğim zeminde gerçekleşeceğini söylemiştim. O zeminin başlangıcının bu seçim süreci olması dileğiyle. Herkesin birbirinin duygu düşüncelerine, siyasi görüşüne saygılı bir şekilde, huzur içerisinde bu seçime gitmesini diliyorum. Ve teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

ETİKETLER
Ankara Gölbaşı Ercan Şimşek Kahverengi Koltuk CHP Nisa Sayar seçim milletvekili aday adayı Muharrem İnce Konya yolu Alparslan Türkeş Tayyip Erdoğan 24 Haziran Ak Parti Bülent Elikesik Nuriye Atabey Gölbaşı Belediyesi
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
• Yeni Sayımızı Okudunuz Mu?x
Advert