Advert
Advert

Neden evet, neden hayır?

Ak Parti Gölbaşı Gençlik Kolları Başkanı Tarık Kuyrukçu ve CHP Gölbaşı İlçe Başkanvekili İbrahim Karaca'ya anayasa değişikliğini sorduk. Kuyrukçu "evet" denilmesinin gerekçelerini, Karaca ise "hayır" denilmesinin gerekçelerini anlattı.

Neden evet, neden hayır?
Advert

Anayasa değişikliği referandumu 16 Nisan tarihinde yapılacak. Siyasi partiler, referanduma yönelik kampanyalarına start verdiler. Bu aşamada Ak Parti Gölbaşı Gençlik Kolları Başkanı Tarık Kuyrukçu ve CHP Gölbaşı İlçe Başkanvekili İbrahim Karaca'ya anayasa değişikliğini sorduk. Kuyrukçu "evet" denilmesinin gerekçelerini, Karaca ise "hayır" denilmesinin gerekçelerini anlattı.

NEDEN “EVET”?

Ak Parti Gölbaşı Gençlik Kolları Başkanı Tarık Kuyrukçu cevapladı.

140 yıllık parlamenter sistem kalkıyor. Getirilen teklifle Osmanlı’dan kalan, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten, demokrasi ile Türkiye’yi kaldıran ve imar eden parlamenter sistemin son bulduğu söyleniyor. Bu noktada meclis devreden çıkıyor mu?

Böyle bir şey söz konusu değil. Bu soruları soranlar bilinçli bir şekilde karalama kampanyası yapmak için soruyorlar. Bu coğrafyada meclis kavramının ilk örneği 1876, devamlı örneği ise 1908 tarihi ile başlamıştır. Cumhuriyetin kurulması bir başlangıç değil, 20-30 yıllık deneyimin bir sonucudur. Hatta II. Mahmut dönemindeki Ayan Meclisi’ni de sayarsak coğrafyamızdaki meclis kültürü 1800’lü yılların başına dayanıyor. Dolayısıyla yaklaşık 200 yıldır var olan meclis kavramının ve gerçekliğinin kaldırılması veya etkisizleştirilmesi gibi bir soru sadece tarih bilmeyenlerin sorabileceği bir sorudur.

Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı sıfatıyla milletvekilleri listesini hazırlayarak yasama ve yürütme yetkisini tek elde toplayacağı iddia ediliyor. Milletvekilleri baskı altında mı?

Anayasa değişikliğiyle birlikte seçim kanununda da değişikliğe gidilecek. Dar bölge gibi birçok seçeneğin de gündeme getirileceği seçim sistemi değişikliğiyle birlikte bundan sonra milletvekilleri genel başkanın değil, halkın vekili olacak. Yani halk tarafından sevilmeyen ve halkın isteklerini dikkate almayan hiç kimse milletin meclisinde var olamayacak. Bugün birçok partide milletvekilleri genel başkan tarafından belirleniyor. Fakat yeni sistemde Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte milletin vekilleri de halkın istediği vekillerden olma şansını yakalayacaktır. Başkan halk tarafından seçildiği için kendisine mecliste bir vekil kabinesi kurma ihtiyacı hissetmeyecektir. Önceki sistemde başbakan olabilmek için kendisine sadık vekil seçme ihtiyacı hisseden parti liderleri bu sistemde halk tarafından başkan seçileceği için vekiller de halkın en çok istediği adaylar arasından meclise gönderilecektir.

Meclis tarafından güvenoyu alarak göreve başlayan ve millete karşı sorumlu olan başbakanlık makamının yok edildiği ve tüm yetkinin tek bir kişiye verildiği söyleniyor. Kanun koyucu “tek adam” mı?

Kesinlikle hayır. Meclis dediğimiz şey zaten kanun yapmak için vardır, bu bir. İki, bağımsız milletvekilleri tarafından halkın istediği kanunlar yasalaştırılacak. Halkın istediği kanunları yasalaştıran meclisin yürütme işlevini de başkan ve ekibi sağlayacak. Yani yasama ve yürütme net bir şekilde birbirinden ayrılacak. Yasayı vekiller aracılığıyla halk yapacak. Başkan hizmetkar olma anlayışı ile bu işin yürütmesini yapacak. Dolayısıyla tek adam değil, 601 adam bu işi yürütecek.

Savaş ilanı kimin iradesinde?

Başkan ve ekibi bir savaş ilan edecek ise aldıkları kararı meclisin onayına sunacaklar. Meclis savaşa gerek görebilecek çoğunlukta karar çıkarır ise başkan ve ekibi bu işin yürütülmesinden, hızlı bir şekilde organize edilmesinden sorumlu olacak. Yani meclisin onayı olmadan başkan tek başına savaş kararı alamayacak.

Meclis tatildeyken savaş durumu olursa?

Bu soruyu soranlar kesinlikle dünya tarihini ve dünya sistemini çözememiş, lokantada otururken gece 12’den sonra böyle bir soruyu aklına getirenlerdir. Dünyayı Game of Thrones dizilerinden ya da Age of Empires oyunlarından takip eden zihniyetler, dünyada her an savaş çıkarılabilecekmiş algısıyla yaşayan köstebekler bu soruların maalesef mimarları oluyorlar. Uluslararası hukuk ve uluslararası sistem içerisinde yaşadığımızı unutan bu arkadaşlar dünyayı Fatih Sultan Mehmet devrinde fethedilecek bir İstanbul gibi mi görüyorlar? Yüzde 50+1 oy ile seçtikleri başkanın akli dengesinin yerinde olmaması gerekir ki, savaş çıkarmak için meclisin tatil olmasını beklesin. Bu ise halkın yüzde 51’ine karşı ‘siz seçeceğiniz kişiyi bilmiyorsunuz, en iyi biz biliriz’ anlayışının tezahürüdür.

Kimler başkan olabilir?

Bu sistemde halkın onayını almayan, halk tarafından sevilmeyen hiç kimsenin başkan olabilme ihtimali yoktur. Halkın yüzde 51 oyunu alan herkes başkan olabilir. En basitinden rakamsal olarak vereceksek, bir kişinin başkan adayı olabilmesi için halktan en az 100 bin oy toplaması gerekir.

Başkanın görev süresi ne kadar? Saltanat mı geliyor?

Bir başkan en fazla 5 yıl görev yapabilir. Eğer tekrar aday olur ve seçilirse bir 5 yıl daha başkanlık yapma hakkı tanınmıştır. Seçimin olduğu yerde saltanatın olması mümkün değildir.

Başkan istifa ederse ne olacak?

Başkan eğer istifa ederse meclisin belirlediği süre çerçevesinde tekrar seçime gidilecektir.

Diğer adaylar çekilirse ve tek aday kalırsa?

Tek adayın olduğu durumlarda bile halkın yüzde 50’sinin oyunu alamayan aday seçilemeyecektir. Bu yüzden tekrar partilerin aday çıkarması için çalışma yapması istenecektir. Bunun kararı ise meclis tarafından verilecektir.

Meclisin denetim yetkisinin kaldırıldığı da iddialar arasında. TBMM’nin Bakanlar Kurulu’nu denetim yetkisinin kaldırıldığı, TBMM’nin gensoru bile veremediği söyleniyor. Başkan yargılanamaz mı?

Meclisin anayasada belirtilen sayısal çoğunlukta karar alması durumunda başkan ve ekibi sorumlu görüldükleri takdirde meclis araştırması, meclis soruşturması ve yazılı soru ile denetlenebilir. Bunlar açık bir şekilde anayasa değişikliği teklifinde belirtilmiştir.

Başkan yardımcıları nasıl seçilir?

Başkan bütün ekibini kendi isteği doğrultusunda oluşturur.

Tüm bu soruların dışında savunulan bazı iddialar da var. Başkanlığa karşı ortaya attılan birkaç iddiayı sormak istiyorum.

Birinci iddia: “Yargı bağımsızlığı ortadan kalkıyor. Yargı tamamen Cumhurbaşkanına bağlanıyor.”

Türkiye Cumhuriyeti’nde kuruluşundan bugüne yargı hiç olmadığı kadar bağımsızlaşacak. İddiamızın sebebi şu: Başkanlık sisteminde, özellikle koalisyonlara çok yatkın olan ülkemizde, mecliste tek parti iktidarının çoğunluğunun elde edilememe durumu fazlasıyla aşikar olacaktır. Yani son 15 yıldır yaşadığımız durumun Türkiye’de sürekli olacağının bir garantisi yoktur. Bu şu demek, herkes zannediyor ki, halkın yüzde 50’sinin desteğini alan bir liderin partisi de sürekli yüzde 50’nin desteğini alacak. Ama bunu 7 Haziran seçimlerinde çok net bir şekilde gördük. Halkın yüzde 52 oyunu almış Cumhurbaşkanının partisi yüzde 40 oylara kadar düştü. Dolayısıyla o meclisin atadığı yargı üyesi ile halkın yüzde 50’sinin desteğini alarak seçilmiş başkanın atadığı yargı üyesinin kişisel bağlılık noktasındaki oranı aynı olmayacaktır, eğer kastedilen bir kişiye bağlı yargı ise. Keşke devlet başkanının ve meclisin farklı anlayışlardan seçilebileceği bir ortamı halkımız oluşturabilse. İşte o zaman Türkiye gerçekten çoğulcu demokrasinin hakim olduğu bir ülke haline gelirdi.

İkinci iddia: “Partili Cumhurbaşkanına yasama yetkisi veriliyor. Bakanlıklar kaldırılıyor. Eyalet kurabiliyor. Hatta keyfi olarak meclisi fesh edebiliyor, OHAL ilan edebilecek yetkilere sahip oluyor.”

Hayatımda gördüğüm en saçma iddia. Bir başkan eğer bakanlıkları kapatma noktasına giderse, bu bir akrebin kendisini zehirlemesinden başka bir anlama gelmiyor. Bir başkanın bakanlığı kapatması demek, aynı zamanda kendisini fesh etmesi demektir. Bir başkan bakanlığı kapatmaz, sadece bakanlığın görevini değiştirir. Zaten başkanlık sistemi yürütmeyi hızlandırmak içindir. Bakanlığını kapatan başkan nasıl yürütmesini hızlandırabilir. Eyalet kurma söylemine gelince, bir başkan o ülkede yönetim mekanizmasının en hızlı şekilde çalışmasını sağlamakla yükümlü kılınıyor. Burada yeniden bir eyalet kuracak söylemi yasama görevini yapan meclise hakaret etmekten başka bir şey değildir. Bu söylemi kullananlar ülkenin temel meselelerindeki kararların meclisin çoğunluğu tarafından alınacağını ya unutuyor ya da kasıtlı olarak bunları söylüyorlar. Siyaset ve hukuk bilmeyenlerin iddiasından başka bir iddia değildir bu.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Halkımıza buradan şu çağrıyı yapmak istiyorum: Cumhurbaşkanlığı sistemi aynen belediye başkanlığı sistemi gibidir. Öyle ki, halkımız belediye başkanlığı sisteminden memnun değil ise gelin hep beraber belediyelerin yönetilme sistemini de değiştirelim. Fakat öyle inanıyorum belediyelerin yönetilme sistemi 150 yıllık demokrasi sürecimizde tarihsel birikimler ve kazanımların en son halini almış sistemdir. Halkımızın yerel yönetimlerin sağladığı bütün bu kolaylıkları ve hızı görerek başkanlık sistemini değerlendireceği kanaatindeyim. Unutulmamalıdır ki, halk her zaman en doğru kararı vermiştir ve bundan sonra da vermeye devam edecektir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.

 

NEDEN “HAYIR”?

CHP Gölbaşı İlçe Başkanvekili İbrahim Karaca cevapladı.

Referandum sürecenin, ülkenin gelişen durumunu göz önünde bulundurarak bu tarihlerde yapılmaması gerektiği düşüncesindeyim. 15 Temmuz 2016 tarihinde büyük bir kalkışmayı savma cüretini gösteren Türk milleti, birlikteliğini sağladığı sırada yeni bir ayrıştırmanın, yeni bir kutuplaşmanın eşiğine gelmiştir. Kaldı ki Türkiye’nin bu kadar terör örgütüne karşı, bölünmez bütünlüğü için mücadele verdiği dönemde neden bir referandum yapılıyor? Türkiye’de doların bu seviyelere geldiği, işsizliğin hat safhada olduğu, ekonominin gidişatının iyi olmadığı, olağanüstü halin devam ettiği bir dönemde neden referandum yapılıyor? Halkın ihtiyacı bir anayasa değişikliği miydi yoksa yolunda gitmeyen işlerin düzeltilmesi miydi? Bu anayasa değişikliğinde halkın çıkarını sağlayacak hiçbir madde söz konusu değildir. Halkın hiçbir şekilde çıkarını gözetmeyen, terörün bitmesi için bir çözüm getirmeyen bir metin önümüzde bulunmaktadır. 15 yıldır her istediği kanunu çıkartabilen bir iktidarın olduğu bir süreçte referandumun önümüze gelmesi düşündürücü.. Kalkı ki şunu da belirtmek isterim; bu referandumdan anayasa değişikliğine evet çıktığı takdirde dahi 2019’da yürürlüğe girecek. Yani bu acelenin ne için yapıldığını gerçekten anlayabilmiş değiliz.

Söylediğiniz gibi 15 Temmuz’da darbe girişiminin karşısında durmuş bir millet ve birkaç ay sonra da Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatmış olan bir devlet söz konusu. Ardından da bir sistem değişikliği gündeme geliyor. Burada bir “Güçlü Türkiye” imajı verilmek isteniyor olabilir mi? Buna neden karşı çıkıyorsunuz?

Halkın gündeminde bu yok. Halkın önceliği bu da değil. Ya da bu “biz güçlüyüz” imajını anayasa değişikliği yaparak kime karşı göstermek istiyorsunuz? Çünkü dış ülkelere karşı göstermek istediğin anayasa değişikliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlendirici herhangi bir madde bulunmamakta. Biz havanda su dövmek istiyorsak, birilerine karşı “şeklimiz bizim yerinde, biz hala güçlüyüz” pozisyonunu yaratmak istiyorsak bunun daha farklı yöntemleri vardır. Doları bu seviyelere çıkartmayıp ülke ekonomisini daha yukarıda tutarsan dış mihraklara vereceğin en güçlü cevap bu olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bu buhranlı döneminde dahi referandum yapabiliyor, anayasa değişikliğine gidebiliyor diyerek dış ülkelerde bizim lehimize uyandırılabilecek güzel bir sonuç olacağını düşünmüyorum.

Peki, neden ısrarla “sistem değişikliği değil, rejim değişikliği” diyorsunuz? Neden bu kadar büyük bir ayrıma gidiyorsunuz?

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten bu yana kazanımları olan demokratik sistemin önüne bu anayasa değişikliğiyle bir set çekilme amacı doğduğu için rejim değişikliği diyoruz. Yargı, yasama, yürütmenin; denetleme denge mekanizmalarının çalıştığı bir sistemde demokrasinin daha iyi işletilebileceğini herkes öngörüyor. Ancak bu getirilen sistemle (İsim vermiyorum, bu bugün Recep Tayyip Erdoğan’dır yarın başka biri olur. Bizim için hiçbir şekilde isimler ve siyasi partiler önemli değil. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ve cumhuriyetin kazanımlarının devamlılığıdır.) sen yargının başındaki insanları cumhurbaşkanına atattırırsan, cumhurbaşkanına yasama yetkisi verirsen, cumhurbaşkanına meclisi yeniden seçimlere götürme, bir nevi de fesh etme yetkisini verirsen biz cumhuriyetten önceki padişahlık rejimine geri dönmüş oluruz. Bu da sistem değişikliğini değil, rejim değişikliğini kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkarıyor.

Teklif metninde yer alan ve meclisin onayından geçen maddeler göz önünde bulundurulduğunda “tek adamlık” olarak nitelendirilebilecek hangi yetkiler veriliyor?

18 maddede değişiklik var ve benim “kabul ettim” diyebileceğim çok az madde var. Birincisi yargı-yürütme-yasama sacayağının birbirinden bağımsız olması neticesinde ülkede daha doğru kararlar alınacaktır, daha demokratik ortamlar oluşacaktır. Adı cumhurbaşkanlığı sistemi, öyle söyleniyor. Cumhurbaşkanına verilen yetkilere baktığınızda Anayasa Mahkemesi’nin birçok üyesini cumhurbaşkanı atamaya başlıyor, bunun neticesinde de cumhurbaşkanı kendi yapmış olduğu işlerden dolayı yargılanabileceği makama kendi adamlarını atamış oluyor, bu bir. İkincisi, kanundaki metinlerden HSYK’da yine yürütmenin fazlaca diktasının olacağı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar tarafsız, bağımsız yargı olarak değişikliğe gidilse de yargının tarafsızlığına gölge düşürecek bir durumdur bu. Şimdi bu sistemle şu durumlar oluşturulmak isteniyor: Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri aynı gün yapılacak. Cumhurbaşkanı da siyasi partinin lideri olabileceği için tarafsızlık ilkesini kaybetmiş bir cumhurbaşkanı olacak. Siyasi partiler kanununun da bu şekilde devam etmesi durumunda cumhurbaşkanı tek başına, milletvekillerini belirleyebilecek. HSYK’yı cumhurbaşkanı ve meclisteki bir çoğunluk belirleyecek. Bu şekilde ortaya çıkan bir sistemde ne yargı bağımsızlığından bahsedebiliriz ne yasamanın yürütmeye karşı bir denetim mekanizması olarak gelişmesinden bahsedebiliriz ne de istişare ortamının olup yürütmenin daha doğru kararlar alabilmesinden bahsedebiliriz.

Az önce de söylediğiniz gibi süreç boyunca en çok konuşulan konulardan biri cumhurbaşkanı olarak seçilecek olan kişiye verilen “OHAL ilan etme, kararname çıkarma, meclisi fesh etme” yetkileriydi. Bu konular teklif metninde şu şekilde yer alıyor:

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.

Cumhurbaşkanı olağanüstü hal ilân edebilir. Olağanüstü hal ilanı kararı verildiği gün Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.

Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl ve daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder.

Şimdi bir hukukçu olarak bu metni okuduktan sonra siz de Cumhurbaşkanına “keyfi OHAL, keyfi kararname, keyfi meclis feshi” yetkilerinin verildiğini düşünüyor musunuz?

Şimdi şunu ifade etmek istiyorum. Buradaki problemlerin en başında gelen şey, cumhurbaşkanının “partili bir cumhurbaşkanı olması”dır. Partili cumhurbaşkanlığı neyi getiriyor? Az önce de ifade ettiğim gibi siyasi partiler kanunu bu şekilde devam ettiği sürece siyasi partilerin liderleri istedikleri kişileri milletvekili yapabiliyorlar, istemedikleri kişileri de milletvekili yapmayabiliyorlar. Bunun için alınabilecek önlem nedir? Cumhuriyet Halk Partisi’nde de kısmen yapılan ön seçimin zorunlu hale getirilmesidir.

Siz milletvekillerini cumhurbaşkanına karşı muhtaç durumda bıraktığınız takdirde (Yani cumhurbaşkanı burada kim? Siyasi partisinin lideri aynı zamanda.) o cumhurbaşkanının söyleminden çıkmayacak bir meclis aritmetiği ortaya çıkarmış olacaksınız. Bu bugün de olan bir şey. Bugün Ak Parti milletvekilleri parti liderlerinin belirledikleri kişiler oldukları için liderlerin belirttikleri işlemlerin dışında herhangi bir işlem yapamamaktadırlar.

Ayrıca bakın şu nokta da çok önemli. Cumhurbaşkanının yardımcılarının kimler tarafından, ne şekilde atanacağına ilişkin sadece bir hüküm var. Milletvekili seçilebilme yeterliliğine sahip herkes bu görevi yapabilir. Burada başkan yardımcılığı için örneğin il başkanlarını atamasının önünde bir engel var mı? Cumhurbaşkanı kendi siyasi partisine mensup, 81 tane il başkanını başkan yardımcısı olarak atayabilir. Şimdi biz iki başlılığın önüne geçmeye çalışıyoruz ya hani, cumhurbaşkanının olduğu yerde başbakan olmasın derdiyle bu taslak hazırlandı ya hani. Buyrun, çift başlılık buradan ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanı valileri atayacak, bir de il başkanlarını siyasi parti lideri sıfatıyla atayacak. Baktığın zaman illerde çift başlılığı sen zaten ortaya çıkarmış olursun o zaman. İkisi de cumhurbaşkanından yetki almış ve ikisi de il merkezinde görev yapmakta. Hangisi hangisine diş geçirecek, hangisi hangisine dediğini yaptıracak? Bunlara ilişkin hiçbir önlem yok. Bunun temelinde yatan da partili bir cumhurbaşkanının göreve getirilme isteğidir.

Az önce sorduğun soruya gelecek olursak, şu an mevcut sistemde cumhurbaşkanının seçimleri yenileyebilme yetkisi bulunmakta. Ancak şarta bağlanmış şekilde bulunmakta. Hükümet oluşturulamadığı takdirde cumhurbaşkanı seçimleri yenileyebilir. Bu anayasa değişikliğiyle ise cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeksizin seçimleri yenileyebiliyor ve cumhurbaşkanı milletvekilleriyle birlikte kendisini de seçime götürüyor. Şimdi bu yetkiyle cumhurbaşkanı olan kişinin elinde, meclisin üzerindeki vesayetini sonuna kadar devam ettirebileceği bir güç olacak. “Meclisi fesh edebilirim” kozu her daim cumhurbaşkanının istediği şekilde meclisin çalışma sonucunu ortaya çıkaracaktır. Cumhurbaşkanı elinde seçimleri yenileyebilme yetkisiyle meclise her istediğine yaptırabilme noktasına gelecektir. Onun için “milletvekilleriyle birlikte kendisini de seçime götürüyor” algısını yaratmak boşa.

Kararname çıkarma konusuna gelelim. Cumhurbaşkanının çıkartmış olduğu bir kararnamede meclise sunma durumu söz konusu ve meclis bunu kabul etmeyebilir. Ya da meclis aynı konuda farklı bir kanun çıkarırsa cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz kalır diyoruz, doğru mudur? Şimdi meclisin kanun yapma yetisine bir bakalım. Meclis, kanunu salt çoğunlukla yaptıktan sonra cumhurbaşkanına gönderiyor. Cumhurbaşkanı kanunu onaylarsa yürürlüğe giriyor. Kanun cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığı takdirde tekrar meclise gönderiliyor. Meclis salt çoğunlukla bunu cumhurbaşkanına tekrar gönderiyor. Cumhurbaşkanının bunu Anayasa Mahkemesi’ne taşıma yetkisi var.

Yani şu an mevcuttaki sistemde cumhurbaşkanının ikinci kez veto hakkı yoktu ve bu sistemde var mı?

Burada Anayasa Mahkemesi’ne taşıma yetkisi var. Anayasa Mahkemesi’nin yapısının ne şekilde oluştuğunu az önce de anlattım. Cumhurbaşkanının ataması neticesinde oluşan bir Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanına karşı karar alabilmesini gerçekten isterim, bağımsız ve tarafsız yargının bunu yapması kesinlikle ve kesinlikle ihtiyaçtır, şarttır. Ama biz insanların kalbi ve vicdani inancına bir şeyleri bıraktığımız takdirde insanlar kalbi, vicdani inançları doğrultusunda yanlış kararlar alırsa biz ah’lar vah’lar içerisinde ülkenin gündemine bakmış oluruz. Kaldı ki mevcut sistemde kanun hükmünde kararnameler Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılır, 30 gün içerisinde de meclisin onayına sunulur. Bu süreçte de az önce okuduğumuz metinde olduğu gibi anayasada yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle ilgili cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez. Ancak OHAL döneminde bunu da gözetmeyebilir. Şu an yaşadığımız dönemde de insan hakları, temel haklar vesaire gözetilmeksizin KHK’lar çıkartılmakta zaten.

Mevcutta şu an Bakanlar Kurulu 27 üyeden oluşuyor ve her ne kadar kanun yapma yetkisi mecliste dahi olsa, bu 27 kişi bir araya gelerek kanun hükmünde kararnameyi bir istişare ile çıkartabilmektedir. Şimdi biz bu yetkiyi 27 kişiden alıyoruz ve yine bir kişide topluyoruz. Bir kişinin verdiği karar mı yoksa istişare ile çıkacak olan bir karar mı daha doğru? Takdiri halka bırakıyorum ben.

Bu noktada milletvekillerinin halkı temsil oranının yükseltilmesi söz konusu. 18 yaşını dolduran her vatandaş milletvekili olabilir ibaresi bunun en net ifadesi. Üstelik cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri de aynı gün yapılacak ve her ikisi de halk tarafından seçilecek. O zaman nasıl bir tek adamlık bu?

Bakın net olarak “biz başkanlığa karşıyız” cümlesine ben karşıyım. Evet, bir başkanlık sistemi getirilebilir. İyi bir parlementer sistem mi getirelim yoksa bir başkanlık sistemi mi getirelim ya da bir yarı başkanlık sistemi mi getirelim vesaire.. Bunların hepsi tartışılabilir. Ama anayasalar toplumsal uzlaşmalar olduğu için toplumun ihtiyaçları doğrultusunda, toplumun kültürü geleneği doğrultusunda bir sistem getirilmeli ve bu sistemde en çok dikkat edilmesi gereken husus yargı, yürütme ve yasamanın birbirinden bağımsızlığı ve birbirini denetleyebilir mekanizmaya sahip olmasıdır.

Bu noktada yasamanın güçleneceğinden, halkı temsil oranının artacağından bahsediliyor. “Milletvekilleri daha iyi yasa yapabilecek” söylemi geliştiriliyor. Getirilmek istenen sistemle milletvekillerinin güçleneceği tek husus var: 550 sayısı 600 sayısına çıkmakta. Arada neden arttırıldığı anlaşılmamış 50 kişilik bir grup daha fazla ülkenin cebinden maaş almış olacak. Onun dışında yasamayı nitelik olarak güçlendiren başka bir madde önümüzdeki metinde söz konusu değil.

18 yaşında milletvekili olma ibaresi yazıldı diye de 18 yaşında milletvekillerinin olması zorunluluğu falan gelmiyor. Tabii ki 18 yaşında milletvekili olsun. Ama gerçekten insanların hayatı biraz daha görerek, yüksek öğrenimini yaptıktan sonra meclis sıralarında mücadele etmesini ben daha doğru buluyorum. Tabii gençlerin önünü açmak anlamında böyle bir yöntem seçildiyse buna da saygı duyarım.

Biz tek adamın olabileceği noktasında kaygılarımızı belirtiyoruz ve bunun karşısında bir denetleme mekanizması olmadığı için yarın bir gün her istediğini yapabilecek birinin cumhurbaşkanı olabileceğinden dem vuruyoruz. Bunun örneği henüz daha anayasa değişikliği “evet” denilerek yürürlüğe girmeden ortaya çıkmıştır. Bakın 18 yaşında milletvekili olabilme ifadesinin yanı sıra askerlik yeterliliği aranmamaktadır hükmü metne tekrar konulmuştur. Mevcut sistemdeki metinde “askerlik yükümlülüğünü yerine getirmiş kişiler milletvekili seçilebilir” denilmiştir. Ama Cumhurbaşkanımız çıktı 2 hafta önceki konuşmasında “Arkadaş” dedi, “Askerliği şimdi kafaya takmışlar. Tecil bile etmiyorum. Muaf sayıyorum” dedi. Bakın, bir kişinin söylemesiyle her şeyin olabileceğinin ihtimali bugün dahi gözümüzün önümüze gelmiştir bu şekilde.

Cumhurbaşkanının cezai sorumlulukları ile ilgili eklenen maddeler bu noktada devreye girmiyor mu? Mevcut anayasada cumhurbaşkanı “vatana ihanet” suçundan yargılanabilir. Getirilen teklif metninde ise “her suçtan” yargılanabilir.

Cumhurbaşkanı, göreviyle alakalı ya da alakalı olmayan suçlarla ilgili 400 tane milletvekilinin kabulu olmaksızın yargılanamıyor. Bakın burada bunun özellikle altını çiziyorum. Cumhurbaşkanı bir adam öldürme olayına karıştığında dahi yargılanabilmesi için 400 milletvekilinin onayının olması gerekiyor. Kaldı ki bu 400 milletvekilinin onay aşamasına gelmeden önce de 301 vekilin onayıyla önerge verilmesi, 360 vekilin onayıyla soruşturma açılması, ardından siyasi partilerin üyelerinden bir komisyon oluşturulması ve en son Yüce Divan’da yargılanması için de 400 vekilin onay vermesi gerekiyor. Peki, Yüce Divan sıfatına haiz olan Anayasa Mahkemesi üyelerinin gerekli çoğunluğunun atamasını gerçekleştiren kim? Yine cumhurbaşkanı. Burada bağımsız ve tarafsız bir AYM’den bahsedemeyiz.

Parlamenter sistemi güçlendirebiliriz, başkanlık sistemini veya yarı başkanlık sistemini daha uygun bir ortamda bu kadar aceleci davranmadan tartışabiliriz diyorsunuz. Siz nasıl bir sistem istiyorsunuz?

Netice itibariyle bu sistemlerin oluşturulması herhangi bir partinin veya herhangi bir grubun elinde olmamalıdır. Anayasalar toplumun bütün kesimlerini kucaklayan metinler olmak zorundadır. Burada yüzde 100 sonuca ulaşmak mümkün değildir. Ancak gerçekten toplumun ihtiyaçları ve kültürü neticesinde bir sonuç çıkarılmalıdır. Bugünkü “evetçi bunu yaptı, hayırcı terörist oldu” gibi ayrışmaların önüne geçerek toplumsal uzlaşı metinleri ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Ayrıca şöyle de bir şey var. Cumhuriyet Halk Partisi “şöyle bir sistem istiyor, böyle bir sistem istiyor”a bu anlamda karşıyım. Çünkü anayasalar asgari müşterekte kucaklayıcı hükümler olmalıdır. Ancak kendi şahsi fikirlerimi söylemem gerekirse, parlamenter sistemin güçlendirilmesinden yanayım ben. Parlamenter sistemin güçlendirilmesi için milletvekillerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Milletvekillerinin güçlendirilmesi bağlamında da siyasi partiler kanununun değiştirilerek, belki seçim kanununun değiştirilerek daha güçlü, daha nitelikli, partisine bağımlılığı, liderine bağımlılığı daha az olan, hakkı ve yetkiyi milletinden alan, sorumluluğu da milletine karşı güden milletvekillerinin oluşturulması gerekmektedir. Bu ne şekilde olacaktır? Dar bölge seçim sistemiyle, ön seçim gibi mekanizmaların acilen hüküm altına alınarak yapılması gerekmekte. Bu neyi getirecek? Milletvekillerinin sorumlu olduğu tek kurum halk olacaktır.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Her şeye rağmen kutuplaşmanın olmadığı, herkesin birbirinin düşüncesine saygı duyduğu, sağduyunun kazanacağı bir referandum süreci geçirmemizi temenni ederim.

referandum anayasa değişikliği evet hayır Tarık Kuyrukçu İbrahim Karaca Ak Parti CHP MHP
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
mürsel zengin     2017-03-10 Gençlik kolları karşılıklı konuşmuş sanırım.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Devrim gibi..
Devrim gibi..
Fatih Polat’a kritik görev
Fatih Polat’a kritik görev